Çıkmazlarla dolu bir yol

Üyelik müzakerelerinin başlaması devletin kuruluşundan bu yana süren sorunları ortaya çıkardı. Çoğu kişinin geçmişte göremediğini veya görmek istemediğini anlaması için büyük adımın atılması
Haber: YORGOS BURDARAS / Arşivi

Üyelik müzakerelerinin başlaması devletin kuruluşundan bu yana süren sorunları ortaya çıkardı. Çoğu kişinin geçmişte göremediğini veya görmek istemediğini anlaması için büyük adımın atılması, Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin başlaması gerekti. Komşumuz olan ülkenin Avrupa yönelimindeki en önemli engeller; karakteri, kurumsal yapıları ve işlevselliği. Bunu, Brüksel'in hemen hemen her gün dile getirilen uyarıları, bir dizi olaylar ve Türkiye'de son zamanlarda yapılan yorumlar kanıtlıyor.
Birkaç yıl öncesine kadar hemen hemen herkes Ankara'nın Avrupa yönelimindeki yegâne engel olarak Yunanistan'ı gösteriyordu. Yunan tarafı Türkiye'nin Avrupa hedefini desteklediğini açıklayarak stratejisini değiştirince bu masal ortadan kalktı. AB'de, Türkiye'ye yönelik kaygılar da o dönemde ortaya çıktı. O döneme kadar varlıkları ortaya çıkmamıştı, çünkü küçük Yunan Cumhuriyeti'nin arkasında saklanıyorlardı. Fransa ve Hollanda'daki referandumlar, aynı zamanda da birçok Avrupa ülkesinin (Fransa, Avusturya, Almanya vb.) üst düzey yetkililerinin açıklamaları Avrupa'daki Türk kaygısının boyutlarını sergiledi.
Hayaletlere son
Avrupa'da sadece iki küçük toprak parçası -Doğu Trakya ile bir AB ülkesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nde işgal altındaki toprak- olan bir Asya ülkesine '25'lerin Avrupa yolunu resmen açmasının ardından, Ankara öne sürdüğü son bahanelerini de kaybetti. Türkiye'nin mücadele ettiğini söylediği 'hayaletler' artık yok. Başka bir ifadeyle, Avrupa standartlarından uzaklığını sergileyen Türk devletinin ve toplumunun tüm olumsuz nitelikleri birbiri ardına ön plana çıktı ve de çıkmaya devam ediyor.
AB'nin küçük yahut büyük güçleri, Türkiye'ye yönelik niyetleri temelinde değil de, bu çağdaş Türk gerçeğinden kaynaklanan argümanlar temelinde Ankara'yı eleştiriyor, Avrupa'daki sesler bu çerçevede artıyor ve güçleniyor. Avrupa'nın üst düzey yetkilileri tarafından Türk hükümetine gönderilen net siyasi mesaj, '3 Ekim'den sonra ağırlık ve uyuşukluk var.' Bunların arasında AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn gibi geleneksel 'Türk dostu' sayılanlar da var.
Çözümlenmesi gereken konular
Bu ortamda ve resmi AB belgeleri (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporu vb.) çerçevesinde AB, imparatorluk geçmişinden kaynaklanan sendromlarla dolu Türkiye'yi bir kıskaç gibi saran sorumluluklarıyla karşı karşıya getiriyor. Daha ayrıntılı olarak, diğer konuların yanı sıra şu konular da ortaya konuluyor:
1- Kürtlere azınlık haklarının tanınması ve korunması.
2- Siyasi yönetimin askeri etkilerden kurtulması.
3- Gümrük Birliği Protokolü'nün tam olarak uygulanması ve Kıbrıs bandıralı ulaşım araçlarına Türk deniz ve hava limanlarının açılması.
4- Gayrimüslim halkın ifade özgürlüğüne ve dini haklarına tam saygı gösterilmesi. (Bu talep Ekümenik Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili konuları da içeriyor.)
Ayrıca son günlerde, üyelik müzakereleri masasına, -uluslararası hukuk temelinde kabul edilmesi imkânsız olan- Yunanistan'a karşı şiddet kullanma tehdidi (casus belli) veya Kıbrıs Cumhuriyeti'nin müzakereler sonunda değil de müzakereler sırasında tanınması gibi Türk politikası için ayrı önem taşıyan konular getirildi.
Ankara'nın tepkisi
Bu gelişme karşısında Ankara beklenilen tepkiyi gösterdi. Bir yanda, 'çabalar terk edilmedi' diyen, daha yapılacak birçok şeyin var olmasına rağmen şimdiye kadar kaydedilen ilerlemenin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen uzlaşmacı sesler var. Buna ilişkin olarak 'Ülkede sessiz bir devrim gelişiyor' deniliyor. Diğer tarafta bazen 'aşırı güçler', bazen da çaresiz Avrupa yanlıları Avrupa'da Türk aleyhtarı görüşler keşfederek aynı 'sert çizgi' üzerinde buluşuyor. Böylece, 'kapalı bir Hıristiyan kulübünden' söz etmediklerinde, ülkelerinin parçalanmasını amaçlayan karanlık planlardan söz ediyorlar. Bu çevreler, diğer görüşlerinin yanı sıra, Kürtlere verilen desteğin bilinçli yahut bilinçsiz olarak PKK teröristlerinin bölücü planlarına hizmet ettiğini savunuyorlar!
Bu arada, kadınların türban takması konusunda ısrar eden 'laik' devletteki Avrupa kaygısı, kadınların ev dışındaki görünümüne ilişkin Avrupa görüşleriyle veyahut Kıbrıslı Türklere karşı AB'nin haksız tutumuyla ilgili başka teorilerle de güçlendiriliyor.
Hareketli durum
Bugünkü sorunlardan kurtulmayı zorlaştıran sadece geçmişteki durum değil, patlamalara açık ve çok hareketli olan şimdiki durum da sorunları artırıyor. Türkiye'nin güneydoğusundaki kanlı olaylar, jandarmanın ve devletteki karanlık güçlerin Kürtlerin 'zimmetine kaydedilen' olaylara karışmış olduklarının ortaya çıkması, durumu daha da karmaşık hale getirdi. Kürt konusuna ilişkin tezleriyle askeri kurulu düzeni ve aşırı güçleri kaygılandıran İslamcı Erdoğan, sorumluların cezalandırılmasını talep etti. Daha iki gün önce, askerler bazı ordu mensuplarını 'disiplinsizlik' (bu ifadeyle İslamcı faaliyetlerde bulundukları ima ediliyor) gerekçesiyle cezalandırdılar, bu da Türkiye Başbakanı'nı oldukça rahatsız etti. Bütün bunlar, Türkiye Genelkurmay Başkanı'nın değişeceği, Cumhurbaşkanı seçimlerinin ve genel seçimlerin yapılacağı bir dönemin öncesinde oluyor.
Birçok soru ön plana çıkıyor: Bir sonraki Cumhurbaşkanı kim olacak? Erdoğan Başbakan olarak kalacak mı? Dışişleri Bakanı Abdullah Gül söylendiği gibi gelişmelerin 'anahtar adamı' mı? Cevapları öngörmek mümkün değil. Ancak bu cevapların içeriğinden sadece Türkiye'nin değil, Avrupa'nın geleceği de belli olacak. (Yunanistan'da yayımlanan Kathimerini gazetesi, 4 Aralık 2005)