Çocuğun sahibi toplum

Her sabah çalıştığım çocuk servisinde vizit yaparken insanı mutsuz eden onca kronik hastaya rağmen çocukların tıbbi sorunlarından çok, ailelerden yansıyan yoksulluktan ağır bir şekilde yorularak ayrılıyorum hasta odalarından.
Haber: ŞÜKRÜ HATUN / Arşivi

Her sabah çalıştığım çocuk servisinde vizit yaparken insanı mutsuz eden onca kronik hastaya rağmen çocukların tıbbi sorunlarından çok, ailelerden yansıyan yoksulluktan ağır bir şekilde yorularak ayrılıyorum hasta odalarından.
20 yılı geçen hekimlik yaşamından sonra, 'çocukları için deli olan', ama yoksulluk nedeniyle 'tükenmiş' ve eğitimsiz ailelerin çocuklarında yetersiz doğum öncesi bakımla ilişkili beyin zedelenmesi gibi bir özürlü olmaya neden olan hastalıkların sık görüldüğünü, anne ve babaların idrar yolu enfeksiyonu gibi erken tanı konulmazsa böbrek yetmezliğine yol açan hastalıklarda çok geç sağlık kurumlarına başvurduklarını, kalabalık yaşam ve kötü çevre koşulları nedeniyle bir çok öldürücü enfeksiyon hastalığının yoksul evlerinde daha sık olduğunu biliyorum. Yine de her odada çoğu önlenebilir sorunlara bağlı, beyinlerinde, böbreklerinde kalıcı hasarlar oluşmuş yoksul çocuklarını gördükçe bazen, "Tanrım yalnızca yoksulların çocukları mı böyle ağır hasta oluyor" diye isyan etmekten kendimi alamıyorum.
Sosyal sınıflar ve sağlık
Geçenlerde ABD'nin en prestijli tıp dergilerinden birinde Amerika'da ulusal sağlık üzerinde 'sosyal sınıfların' etkisinin görmezden gelindiğine, çoğu siyahlar veya diğer azınlıklardan oluşan yoksullarda, yüksek gelirli gruplara göre erken ölüm riskinin üç kat fazla olduğuna ve kimsenin sosyal sınıflara göre sağlık verisi toplamadığına dikkat çeken bir yazı yayımlandı. Gerçekten de her gün yüz yüze geldiğimiz işsizlik gibi gerçeklerin, örneğin çocuk ölümlerini nasıl etkilediğini, ülkemizde sosyal sınıflara göre çocuk sağlığının durumunu gösteren veri yok elimizde. Bunun yerine en son Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2003'ün ortaya koyduğu gibi doğuda ve kırsal bölgelerde bebeklerin batıya veya kentlere göre iki kata yakın daha fazla ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Oysa hem öncelikleri belirlemek hem de toplumsal eşitsizliklerin gerçek etkilerini görmek için daha ayrıntılı verilere ihtiyacımız var.
Bütün araştırmalar babaları işsiz olan çocukların sağlık bakımından en yüksek riske sahip olduğunu ve bu çocukların ekonomik nedenlerle sağlık merkezlerine getirilmediğini ya da geç getirildiğini gösteriyor. Bu durumda çocukların ailelerin durumuna bakılmaksızın sağlık güvencesine sahip olması büyük bir önem taşıyor. Ülkemizde en yoksul yüzde 20'lik dilimin büyük çoğunluğu yeşil kart sayesinde sağlık hizmeti alabiliyor ve kim ne dersin 'yeşil kart' uygulaması, 'serbest piyasa' tapınması ile geçen son 20 yılda devletin belki de 'sosyal' yanının en çok göründüğü uygulama özelliği taşıyor. Bu nedenle de 2005'ten itibaren yeşil kart kapsamındakilerin ayakta tedavi giderlerinin karşılanacak olması olumlu bir gelişme olarak görülmeli. Beni esas sevindiren ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun "18 yaşından küçüklerin sağlık giderlerinin, velilerinin koruması altında olup olmadıklarına bakılmaksızın devlet tarafından karşılanacağını" söylemesi.
Bu demeci okuyunca bundan 10 yıl kadar önce Türk Tabipleri Birliği adına hiç olmazsa bebeklere ücretsiz sağlık hizmeti sağlanması ve nüfus cüzdanının bebekler için ücretsiz sağlık hizmeti belgesi olması için yaptığımız çağrıyı anımsadım. O yıllarda Nelson Mandela'nın başkan olduktan hemen sonra ilk iş olarak ırk ayrımının ve toplumsal eşitsizliklerin çocuklar üzerindeki etkisini azaltmak için, 'Çocuklar İçin Ücretsiz Sağlık Hizmeti Yasası' (Free Health Service For Children) çıkardığını öğrenmiş ve sevinmiştik. O zamandan beri her fırsatta Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin gereği olarak ülkemizdeki çocuklara bütün aşamalarda eşit ve ücretsiz sağlık hizmet sağlanması için bir yasa çıkarılması gereği üzerinde durmaya çalıştık.
Hükümetin daha önce, "Acilen açlık sınırı altındaki aileler belirlenecek ve üç ay içinde bu ailelere dönük etkin yardım programları başlatılacak, yoksul aile çocuklarına temel eğitim ve sağlık yardımları yapılacaktır" sözünü tutmadığını, yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkisini bir nebze azaltan 1 milyon öğrenciye her gün 200 gram süt sağlayan 'Okul Sütü Projesi'ni sessiz sedasız rafa kaldırdığını biliyorum ve bu nedenle de erken sevinmek istemiyorum.
Hükümetin sağlık hizmetlerinde piyasa etkisini artıracak genel politikalarına karşı çıksam da 18 yaş altındaki çocuklara ücretsiz sağlık hizmeti sözü vermesini önemsiyorum ve başta Çocuk Hekimleri Dernekleri olmak üzere çocuklar için çalışan herkesin bu sözün takipçisi olmasını diliyorum. Kendi adıma, sözlerini tutmazlarsa onlara her yerde çocuklara yalan söylemenin 'vebalini' hatırlatacağımı söylemek istiyorum.
Prof. Dr. Şükrü Hatun: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi