Çözüm için üç basamaklı sistem uygun

Devletin ona muhtaç çocuklara iyi bakmadığını, onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmediğini zaten biliyorduk.
Haber: ŞERİF SAYIN / Arşivi

Devletin ona muhtaç çocuklara iyi bakmadığını, onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmediğini zaten biliyorduk. Son görüntüler bu bildiğimiz ama göz ardı ettiğimiz toplumsal ayıbımızı yüzümüze vurdu.
Yüzleşmek zordur. İnkâr edersin, diğerini suçlarsın, suçu üzerine yıkacağın kişiler, sorumlular ararsın, hizipleşirsin, taraf oluşturursun, kim suçlu gürültüsünde yüzleşmekten kurtulursun, belki birileri istifa eder, o kadar. Ayıp unutulur, sorun çözülmez. Maalesef, Türkiyenin genel yönelimi bu şekildedir. Dolayısıyla, su yüzüne çıkan toplumsal sorunlar dahi bir çözüme ulaşmaz.
Size bir çözüm önerelim, üzerinde birlikte düşünelim. Şu anda yoksun çocukların bakımı ve yetiştirilmesi hizmeti genel bütçeden finanse edilmekte, hizmeti merkezi hükümetin birimleri sunmakta ve denetlemekte. Birileri burnunu sokmadıkça, kol kırılınca yen içinde kalıyor, kırık kangren oluyor. Şöyle bir sistem önerelim: Merkezi idare hizmet standartlarını ortaya koysun, hizmet genel bütçeden ve yerel yönetimlerin bütçesinden ortaklaşa finanse edilsin, hizmeti yerel yönetimler sunsun ve hizmetin kalitesini sivil toplum denetlesin. Böylece hizmeti finanse edenle sunanı birbirinden ayırıp, bu ilişkiyi sivil toplumun denetimine açarak saydamlaştırıyoruz. O hakkında çok konuşulan ama genellikle anlaşılmayan 'demokratik yönetişim' işte böyle bir şey.
Hayal değil
Bu çözüm hayal gibi mi geliyor? Türkiye de olmaz mı? Olur. Bakın nasıl olur.
Hükümetin elinde sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme hizmetlerini yerel yönetimlere devredecek bir yasa tasarısı hazır: yeni çerçevede merkezi idare hizmet standartlarını ortaya koyacak, hizmeti yerel yönetimler veya özel sektör sunacak ve merkezi idare hizmet standartlarına uyulup uyulmadığını denetleyecek. Hükümet halihazırda yasalaştırdığı yerel yönetim kanunlarında, bu hizmetin yerel yönetimler tarafından sunulmasına izin verdi, şimdi de bu tasarı ile hizmeti yerelleştirecek.
Gerekli bir adım, ama yeterli değil. Çünkü, bu sefer, kol kırılırsa merkezi ve yerel yönetimler arasındaki yen içinde kalır. Burada hizmetin sivil toplum denetimine tabi olması -saydamlaşması- vatandaşa bu hizmet hakkında kalite güvencesi verecek en önemli adım. Bunun nasıl olacağını düşünelim, çünkü örneği yok. Soru şu: Bir şehirde yerel yönetimlerin, muhtaç çocuklara iyi bakıp bakmadığını, onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirip yetiştirmediğini kim en iyi denetleyebilir?
'Şehrin anneleri'
Türkiye'de muhtaç çocuklarla ilgili birçok sivil toplum kuruluşu var, bunlar genellikle hayır dernekleri ve devlete paralel olarak muhtaç çocuklara yardım ediyorlar, çocukların bakımını finanse ediyor, giydiriyor, doyuruyor, okutuyor vs.
Bu sivil toplum kuruluşlarında çalışan kadınlar bir araya gelip -şehrin anneleri- yerel yönetimlerin çocuk esirgeme hizmetlerini denetleyebilirler. Artık bir araya gelip bu denetimi yapabilecekleri yasal bir yapı da var: kent meclisleri veya kent konseyleri. Kent konseyleri her dönem (mesela altı ayda bir) denetimleri sonucunda görüşlerini kamuoyuna açıklar. Sonra diğer muhtaçlara -yaşlılar, özürlüler ve yoksullara- yönelik sosyal hizmetler, sonra eğitim, sağlık gibi hizmetler sivil toplumun kalite denetimine açılabilir.
Şerif Sayın: Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) direktörü