Cumhuriyet düşmanı Bin Ladin artık yok

Cumhuriyet düşmanı Bin Ladin artık yok
Cumhuriyet düşmanı Bin Ladin artık yok
El Kaide, Türkiye Cumhuriyeti'nin benimsediği laiklik ilkesiyle de savaş halindeydi. Usame Bin Ladin'in ölümünün El Kaide kaynaklı terörle mücadelede Türkiye için bir dönüm noktası olacağı ifade edilebilir.
Haber: SİNAN ÜLGEN / Arşivi

11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ikiz binalarına girişilen saldırının sorumlusu Usame Bin Ladin’in yaklaşık on yıl süren amansız bir takip sonrasında Pakistan’da Amerikan özel kuvvetleri tarafından bulunup öldürülmesinin taşıdığı önemi yorumlamaya pek gerek yok. Ancak terör ile mücadelede elde edilen bu başarının sonuçları hakkında biraz düşünmek lazım. Özellikle bu gelişmenin Türkiye açısından ne anlama geldiğini iyi değerlendirmek gerekiyor. 

Bin Ladin ve Türkiye
11 Eylül saldırıları sonrasında Bin Ladin yayın hayatına yeni başlayan El Cezire televizyonuna bir bant göndermişti. Bu kayıtta terör örgütü lideri saldırının sorumluluğunu üstlenirken İslam dininin yaklaşık 80 yıldır muhatap kaldığı aşağılanmayı da sona erdirmeyi amaçladığını söylemişti. Bin Ladin’in atıfta bulunduğu olay, bölgede geleneksel hale gelen Amerikan aleyhtarlığı veya İsrail düşmanlığı değildi. Bin Ladin saldırılar sonrasında yayımlanan bu ilk konuşmasında, 1924 yılında Atatürk ve genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından hilafetin kaldırılmasına atıfta bulunuyordu. Bin Ladin, bu olayın İslam dinine kökten inananlarda doğurduğu aşağılanmışlık duygusunu Batı ve Batılılaşmış olarak gördüğü Türkiye gibi ülkelere yönelik terör ile ortadan kaldırmayı amaçladığını bütün dünyaya ilan ediyordu. Nitekim daha sonraki yıllarda İstanbul’un El Kaide tarafından bir hedef olarak seçilmesi de tesadüfi değildi. 

Dış politikada yeni sabitler
El Kaide, aynı zamanda Cumhuriyet’in laiklik ilkesi ile de savaş halindeydi. Bu açıdan bakıldığında Bin Ladin’in öldürülmesinin Türkiye’ye yönelik El Kaide kaynaklı terör ile mücadelede bir dönüm noktası olacağı ifade edilebilir.
Buna karşılık Bin Ladin’in ortadan kaldırılması daha uzun vadede Türkiye’nin ABD ile ilişkileri açısından yeni ve daha zorlu bir dönemin başlangıcı olabilir. Son on yılda Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde Ankara ’nın özellikle Irak ve Afganistan bağlamında Vaşington’a verdiği destek, tayin edici rol oynamıştır.
İki ülke arasında geçen yıl yaşanan ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde oylanan İran’a yönelik müeyyidelere hayır oyu vermesi ile zirvesine ulaşan gergin dönemde bile, ABD yönetiminin tepkisi bu karşılıklı bağımlılığın göz önüne alınması sayesinde daha dengeli olabilmişti. Başka bir deyişle Afganistan ve Irak coğrafyasında Ankara ile Vaşington arasındaki işbirliği, ikili ilişkilerin çok görünür ve sağlam bir temelini oluşturmaktayken dönem dönem yaşanan kriz ve güven bunalımları da aşılabilmekteydi. 

Irak’taki desteğin önemi
İkili ilişkilerin bu önemli özelliği artık yok olma sürecindedir. ABD bu yıl içinde Irak’tan askerlerini çok büyük ölçüde çekecektir. Bundan sonra Türkiye’nin Irak’ta ABD’ye sağladığı veya sağlayabileceği desteğin geçmişte olduğu gibi ağırlıklı bir önemi kalmayacaktır. Dolayısıyla Türkiye ister istemez ikili ilişkilerde lehine kullanabildiği bu kartı kaybetmektedir.
Benzer bir süreç Afganistan için de geçerlidir. ABD Başkanı Obama, ABD askerlerinin bu ülkeden 2014 yılında çekileceğini ilan etmiştir. Bu takvimin gerçekte uygulanıp uygulanmayacağına dair tereddütler Bin Ladin’in öldürülmesi ile son bulmuştur. Obama artık bu geri çekilmeyi iç siyasette eleştirilere maruz kalmadan ve gönül rahatlığıyla yapabilecektir. Bunun sonucunda Türkiye’nin ABD ile ilişkilerindeki Afgan kartı da oyundan düşecektir.
Üstelik benzer bir karar NATO bünyesinde de alınmıştır. NATO askerleri de 2014 yılından sonra bu sorunlu ülkede kalmayacaklardır. Türkiye istemeye istemeye de olsa bu NATO kararına iştirak etmiş ve NATO’nun bu yönde karar almasını engellememiştir. Ancak Türkiye’nin Afganistan politikası bütün diğer NATO ülkelerinden farklıdır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen yıl Lizbon’da toplanan NATO zirvesinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin Afganistan’a sorumluluğunun açık uçlu olduğunu ifade etmiştir. Türkiye, Afgan halkı talep ettiği sürece bu ülkede kalacaktır. Nitekim diğer ülkeler bu ülkeden çıkmanın hazırlığına başlamışken Türkiye, Mezar-ı-Şerif’in yanı sıra bu kez de Cevizcan’da bir bölgesel yapılanma merkezi açmıştır. Bu şartlarda 2014 sonrasında Türkiye kendini henüz istikrara kavuşamamış bu ülkede sahnede kalan tek yabancı aktör olarak bulabilir. Ankara açısından risk, uluslararası toplumun koruyucu şemsiyesi olmadan bu ülkedeki istikrarsızlık ile baş başa kalmaktır. 

Uzun vadeli bakmak gerek
Sonuçta Bin Ladin’in öldürülmesine daha uzun vadeli bakabilmek gereklidir. Kısa vadede terör ile mücadelede önemli bir başarı olarak algılanan bu olayın, daha uzun vadede Türkiye’nin başta ABD ile ikili ilişkileri ve Afganistan’daki mevcudiyeti olmak üzere dış politikasında kalıcı değişikliklere yol açacağı muhakkaktır.
(EDAM Başkanı ve Carnegie Endowment for International Peace-Europe’ta misafir araştırmacı.)