Demokrasi fiyaskosu

Irak deneyimi Üçüncü Dünya ülkelerine demokrasi götürme düşüncesinin teorisyenlerinin başını ağrıtıyor. Hatta bu deneyim, sosyal bilimciler için Sovyetler Birliği'nin düşüşü ve ideolojik kamplaşmanın sona erişinden...
Haber: ABDURRAHMAN EL RAŞİD / Arşivi

Irak deneyimi Üçüncü Dünya ülkelerine demokrasi götürme düşüncesinin teorisyenlerinin başını ağrıtıyor. Hatta bu deneyim, sosyal bilimciler için Sovyetler Birliği'nin düşüşü ve ideolojik kamplaşmanın sona erişinden bu yana idari bilimler laboratuvarlarında ele alınabilecek en önemli denek olabilir.
Geçmişteki deneyimler, tıpkı İran gibi, eksik olarak görülüyordu. Zira Tahran'da parlamento seçimleri tek bir grubun seçilmesine ve diğerlerinin engellenmesine imkân tanıyordu. Üstelik insanları temsil edenlerin üstündeki güçlere onay veriyordu bu seçimler. Komünist seçimlere daha yakın bir modeldi bu.
Fakat Irak Üçüncü Dünya ülkelerinin tersine siyasi katılıma fırsat verdi seçimlerde. Hatta Saddam'ın veya Humeyni'nin resimlerinin taşınmasına dahi müsaade etti. Yine de sonuç başarısız bir Üçüncü Dünya demokrasisi.
Üçüncü Dünya'da zor
Milletlerin fikri gelişimi, eğitim, terbiye ve sabır gerektiriyor. Üçüncü Dünya ülkelerindeki demokrasiler de öyle. Peki niçin bunu modern Babil deneyimi için söylüyoruz? Çünkü Iraklılar tercih yapma noktasında en önemli fırsatı yakalamıştı. Ekseriyeti tercihini yaptı ve çok azı oylama ve katılımın önemini kavrayamayan liderlerinin cehaleti nedeniyle geri durdu. Yalnız bu azınlık, yani Sünniler kendilerini siyasi iflas, tecrit ve kaygı verici bir gidişat karşısında bulduktan sonra iş değişti. Seçimleri kaybeden Sünniler sonraki süreçte katı bir tutumla karşılaştı. Kazananlar ise bireysel, bölücü ve mezhepçi yönetim için kolları sıvadı.
Bu, yitik bir deneyim. Federasyon haddi zatında çoğulcu bir ülke için kötü bir proje değil aslında. Ancak kimlik bağlamında açık biçimde bölünmüş ülkeler hariç. Zira demokrasilerde aslolan yönetimde söz hakkıdır, çoğunluğun hegemonyası için oyların toplanması değil.
Irak sosyal bilimcilerin anlaşmazlığa düştüğü şu soruya yanıt verdi aslında: Acaba Üçüncü Dünya ülkeleri demokrasiye layık mı? Şu ana kadar yanıt maalesef 'Hayır.' Çünkü teorik olarak demokrasiden en fazla kazançlı çıkan, halktır. Çoğunluk stratejik karar sahibi olduğu için, azınlıklar ise temel haklarından emin olduğu için rahatlar.
Irak'ta durum öyle değil. (Londra'da yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, genel yayın yönetmeni, 30 Ağustos 2005)