Demokrasi önce gelmeli

1983 tarihli Milletvekili Seçimi Yasası'nda (MSY) yer alan yüzde 10 luk ülke barajı (md 33), ülke genelindeki geçerli oyların yüzde 10'una ulaşamayan siyasi partilerin, yasama organında (transfer dışında) temsilini önlemektedir.
Haber: ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU / Arşivi

1983 tarihli Milletvekili Seçimi Yasası'nda (MSY) yer alan yüzde 10 luk ülke barajı (md 33), ülke genelindeki geçerli oyların yüzde 10'una ulaşamayan siyasi partilerin, yasama organında (transfer dışında) temsilini önlemektedir. Bu kural, 1984 tarihli 'Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri'nin Seçimi Hakkındaki Yasa' uyarınca (md 2); il genel meclisi ve belediye meclis üyeliği seçimlerinde de uygulanmaktadır.
1983'ten önceki seçimlerde ülke barajı söz konusu olmayıp; 1983, 1987 ve 1991 seçimleri, çifte (ülke+çevre) barajlı; 1995, 1999 ve 2002 seçimleri ise ülke barajlı d'hont sistemi ile yapılmıştır.
2002 seçimlerine bakıldığında, sandığa giden seçmenlerden yüzde 45,33'ü ülke barajını aşamayan on altı siyasi partiye yönelmiştir. Barajı geçerek yüzde 34,28 oy alan AKP, TBMM'nin yüzde 66'sını; yüzde 19,39 oy alan CHP ise TBMM'nin yüzde 32,36'sını oluşturmuştur. Bu seçimlerde AKP 363, CHP 178 milletvekilliği kazanmış, 9 da bağımsız milletvekili seçilmiştir. 2002 seçimleri barajsız yapılsa idi milletvekili dağılımı AKP 262, CHP 117, DEHAP 53, DYP 44, MHP 33, GP 28, ANAP 8, SAADET 4 ve BBP 1 şeklinde olacaktı (TESAV, Seçim 2002).
Hazine yardımı ve Anayasa
Ülke barajını aşamayan partilerin aldığı oylara, ülke barajını geçen ve de seçim çevrelerinde fazla oy alan partiler lehine adeta ipotek konulmakta, seçmen iradesi saptırılmaktadır (Siyasi Partiler Yasası (SPY), Hazine yardımı konusunda çıtayı yüzde 10'dan yüzde 7'ye indirmektedir). Baraj yoluyla 'yönetimde istikrar' adına büyük partilere sağlanan avantajlar; çoğunluk kitleyi, yöneten değil yönetilen konuma da itebilmekte, hatta barajı geçemeyen tüm partilerin aldıkları toplam oy, çoğunluk sayıya bile ulaşabiliyor.
Milletvekilleri, kendilerini seçenlerin veya seçildikleri bölgenin değil, ulusun temsilcileridir (Anayasa md 80). Ülke barajlı bir sistemde seçilebilmek için, seçim çevresinin dışında baraj yönünden ülkedeki iradeye de bakmak gerekmektedir. Bu iradeye bakılması, ulus temsilcisi olabilmekle ilgili değildir. Kaldı ki seçildiklerinde ulus temsilcisi olan bağımsız adaylar için baraj uygulaması da yoktur. Ulus adına yetki kullanan yasama organı üyelerinin ulus temsilcisi olmaları, baraj ile değil yasama organının ve ulusun tekliği ile ilgilidir.
Bağdaşması gereken ilkeler
Anayasa, seçim yasalarında 'temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerinin' bağdaştırılmasını emretmektedir (md 67/6). Temsilde adalet, alınan oyla orantılı temsile dayanmakta, çoğulculuk anlayışını ve adalet düşüncesini ön plana çıkarmakta, yasama organında fazla sayıda siyasi partinin temsilini sağlamaktadır. Baraj, dışlayıcı yapısından ötürü temsilde adalet ilkesiyle çelişmektedir. Yönetimde istikrar ise; uzun süreli, kalıcı bir yönetim şeklinde algılanmakta, baraj düşüncesiyle bağdaşır gibi gözükmekte, yasama organında az sayıda siyasi partinin temsiline yol açmaktadır.
'Yönetimde istikrar' için çıkış noktası sadece 'uzun süreli yönetim' olamaz. Karşıt düşünceleri dışlayan ve bu sesleri duymayan, uzlaşmadan uzak bir yönetim; belki uzun süreli olabilir ama kalıcı çözümler anlamında istikrar yaratamaz. Hatta böyle bir yönetim, yönetsel istikrarı bozabilir ki, bozulan tablonun düzeltilmesi daha da zor olabilir. Çoğulcu da olsa çoğunlukçu da olsa demokrasiler, çoğunluğun (azınlığı da) yönetimidir. Ancak çoğunluk yönetiminin ortaya çıkmadığı bir tabloda, koalisyondan kaçmamalı, göreceli çoğunluk yaratılmamalıdır. Çünkü demokrasi aynı zamanda uzlaşma kültürüdür. Çoğunluk ses, yasama organı içinde ve dışında başka olursa, programını uygulamak için yönetime gelen kadronun, çoğunluğun beklentilerini karşılaması kolay değildir. Yönetimde istikrar için, ne belirli sayısal çizgiye ulaşmayan düşünceler dışlanmalı, ne de belirli sayısal çoğunluğa ulaşmayan düşüncelere çoğunluk maskesi takılmalıdır. Tabanın sesini yansıtan yönetim modeli esas alınmalıdır. Tabandaki çoğunluğun yönetimde etkin olamadığı ve tamamen dışlandığı bir durumda, "ne adaletten ne istikrardan, ne de bu ilkelerin uyumlaştırılmasından" söz edilebilir. Yüzde 10 gibi yüksek oranlı ülke barajı, her iki ilkeyle de çatışmakta; pratikte 2002 seçimlerine ilişkin veriler de Anayasa'nın 67/6'ncı maddesine aykırılığı ayrıca yansıtmaktadır.
Uluslararası sözleşmeler
Kaldı ki ittifak yasağı varken (SPY md 90/2, MSY md 16), ülke barajı öngörmek; belirli siyasi düşünceleri dışlamanın ötesinde adeta yasaklamak anlamındadır. İttifak yapan siyasi partiler için ülke barajının (yüzde 5 ya da ittifak yapan parti sayısı x yüzde 5 gibi) daha düşük oranlı olmasına yönelik istekler, ancak kısmi bir çözüm yaratabilir.
BM Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 25'inci maddesinde 'seçmen iradesinin serbestçe ifadesini güvence altına alan' bir seçim sistemi öngörülmektedir. Düzenleme ile sadece 'dürüst bir seçim yönetimi' amaçlanmamaktadır. Kanaatlerin serbestçe ifadesi; 'yasal veya fiili' etki altında kalmadan, gerçek kanaatlerin sandığa, oradan da yasama organına yansımasını gerektirmektedir. Yasadaki yüksek oranlı barajın aşılamayacağı kaygısıyla seçmenlerin büyük partilere yönelmesi, iradelerin serbestçe ifadesini engellemektedir. Bu bağlamda, kendilerine bir ölçüde yakın gördükleri büyük partilere isteksiz de olsa oy veren seçmen kitlesinin ülkemizde az olmadığı hatırlanmalıdır.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne (İHAS) ek birinci protokolün 3'üncü maddesinde, yasama organı seçimlerinin 'halkın kanaatlerini özgürce açıklayacağı koşullarda yapılması' öngörülmektedir. BM sözleşmesi için söylenenler bu madde için de geçerlidir.
Kaldı ki her türlü ayrımcılığı yasaklayan BM sözleşmesinin 2'nci ve İHAS'ın 14'üncü maddeleri de gözetildiğinde, yüzde 10'u aşamayan düşünceleri sistemden ve yasama organından dışlamak, bu düşüncelere karşı ayırımcılık yapmak sonucunu da doğurmaktadır. O halde yüzde 10'luk ülke barajı, Anayasa'nın 10'uncu ve 76/2'nci maddelerinin ötesinde, BM sözleşmesine ve İHAS'a da aykırıdır. Hatta ülke barajını aşamayacakları, dolayısıyla yasama organında yer alamayacakları düşüncesiyle siyasi parti olarak örgütlenmeyen kitle için, 'ülke barajının' BM sözleşmesinin 22'nci ve İHAS'ın 11'inci maddesinde yer alan 'örgütlenme özgürlüğüne' kısıtlama getirdiği de söylenebilir.
Seçim yasaları ve değişiklikler
1993 tarihli Kopenhag Kriterleri'nde AB üyeliği için önkoşul olarak, istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin varlığına da işaret edilmiştir. Her seçimin ayrı yasayla yapılması, sürekli yönetimde kalabilme anlayışını yansıtır. İstikrarlı ve kurumsallaşan demokrasi düşüncesi ile de çatışır.
Seçim ve Siyasi Partiler Yasalarının; demokrasilerde kalıcı hukuksal düzenlemeler içeren, sıkça değiştirilmemesi gereken, anayasalar kadar önemli (tunç yasalar) oldukları gözetilerek hareket edilmelidir. Bu bağlamda ülke barajında bir değişikliğe gidilirse, Anayasa'ya 2001 yılında eklenen 67/8'inci madde karşımıza çıkmaktadır.
İlk seçime yetiştirmek için
Söz konusu maddede, "seçim yasalarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki bir yıl içerisinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz" denilmektedir. Ülke barajının kaldırılması veya azaltılması için bir Anayasa değişikliğine gerek yok ise de, anılan değişikliğin bir yıl içinde olabilecek seçimlerde uygulanabilmesi, Anayasa'ya geçici bir maddeyle istisna hükmü eklenmesiyle olasıdır.
Anayasa'nın 67/8'inci maddesi, güçlerini kaybetme endişesine kapılan partilerin, yasa değişiklikleriyle kendilerine zemin yaratma ve her seçime ayrı düzenlemeyle gitme düşüncesini önleyebilecek yönüyle yerinde ise de ortaya çıkardığı sorunlar oldukça fazla olup, ayrı bir yazı konusudur.
Sonuç
Hukuksal sonuç, anılan oranın kabul edilemeyecek derecede yüksek olduğudur.
O halde, AB tavsiye raporlarına uymak adına veya olası bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararıyla harekete geçmek yerine, konuya hukuk yönüyle yaklaşılmalıdır. Yüzde 10'luk ülke barajının, son olarak 2002 seçimlerinde yaklaşık yüzde 46'lık kitleyi etkisiz kıldığı da gözetilerek, çoğulcu demokratik sistemle bağdaşmayan bu uygulama, çok daha düşük bir oran benimsenerek hatta (çevre barajı da öngörülmeden) bütünüyle kaldırılarak terk edilmelidir.

Ömer Faruk Eminağaoğlu: Yargıtay Cumhuriyet Savcısı