Diplomaside yaşanan 11 Eylül: Kelepçelenmiş bir sanal dünya!

Dünya gibi internet âlemini de yeni bir dönem bekliyor gibi. Bir gün bilgisayar başındayken, web kameramız açılıp kimlik kontrolü yapılabilir.
Haber: İSMAİL EKİN ÇAM / Arşivi

WikiLeaks’in açıkladığı belgelerin ardından, ortalığın karışması ve yaşanan kaos, diplomaside 11 Eylül olarak yorumlandı. Peki, neden 11 Eylül? İkiz kulelere yapılan saldırıların ardından dünyanın ciddi bir değişim geçirdiği ortada. Başını El Kaide’nin çektiği uluslararası terör örgütlerine karşı başlatılan mücadele ile Afganistan ve ardından Irak savaşının çıkması yanında; çoğunluğu batı devletleri olmak üzere birçok ülke, 11 Eylül ardından politik yapılarını 3 kelime etrafında şekillendirdi.
Terör, demokrasi ve güvenlik. Özellikle, terör ve demokrasi devlet liderlerinin ağzından düşmeyen iki kelime haline geldi. Bunun yanında güvenlik ise yeni yaratılan dünyanın yardımcı oyuncusu konumuna getirildi. Ortaya çıkan korku dünyasında ihtiyaç güvenlik oldu. Devletler güvenlik harcamalarını fazlasıyla arttırdılar. Bilim ve teknolojiden faydalanılarak yeni güvenlik önlemleri alınmaya başlandı. İnsanlar da yeni dünyanın yarattığı korku üzerine bu önlemlere destek verdiler. Kameralar, dinlemeler, aramalar, polis - asker ve gizli servis gibi güçlere verilen sınırsız yetkiler… Devletler, artık “vatandaşların güvenliği” adı altında neredeyse bütün bireyleri, kurumları ve sokakları kontrol altına almaya başladı. İnsanlar da devletlerinin sağladığı güvenli ve huzurlu dünyada(!) yaşamlarına devam ediyorlar. 

Huzur ve güven
Bu huzurlu ve güvenli dünyanın yanında, uzun bir süredir başka bir dünyanın içinde daha yaşamaktayız: Sanal dünya . İnternet , sunduğu özgürlüklerle artık birçok insan için yaşamın vazgeçilmez bir parçası oldu. Kimi ülkeler interneti, elektrik – su gibi vatandaşlık hakkı olarak tanımaya bile başladı. Başta medya olmak üzere birçok kurum ve şirket artık internet üzerinden yollarına devam etmekte. Bankalar, para dünyası internet üzerinden yönlendiriliyor. Aynı zamanda internet, insanlar arasındaki en önemli iletişim aracı haline de gelmiş durumda.
Dünyanın neresinden olursa olsun birçok kişi birbirleriyle olan bağlarını ve sosyo-kültürel paylaşımlarını sanal dünya üzerinden gerçekleştirmekte. Tabii bu iletişim ve paylaşım kimileri tarafından tehlike olarak da görülüyor. Özellikle gençlerin oluşturduğu kitleler bir araya gelmek, örgütlenmek için interneti bir araç olarak kullanmakta. Eylemler, tartışmalar, seçimler artık sanal dünya içerisinde toplanarak gerçekleştiriliyor. İnsanlar internet sayesinde daha rahat ve hızlı bir biçimde haberleşip, kararlar verebiliyorlar. Bu da gençlik ve isyan hareketlerinin yeni dağları, sokakları haline getiriyor interneti. Devletler de, bugün sanal savaş kavramını konuşmakta ve bunu tehdit listelerine yerleştirmiş durumdalar. Kelepçelenmiş dünyamızın içinde sınırsız bir özgürlük sunuyor bize internet.
Peki, dünyamız huzurlu ve güvenli(!) bir yaşama doğru yol almaktayken, sanal dünyanın başıboş bırakılması beklenebilir mi?
Wikileaks belgelerinin ardından ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton yaptığı basın toplantısında ilk olarak güvenlikten bahsetti. İnsanların hayatlarının ve güveliklerinin tehdit altında olduğunu belirtti. Kimi Amerikalı devlet yetkilileri Wikileaks’in terör örgütü ilan edilmesi gerektiğini söylediler. Bu açıklamaların ardından, geriye ne kalıyor? Sanal dünyayı terörden temizlemek ve oraya demokrasi götürmek… Bir şeyleri hatırlatıyor gibi. “Diplomaside 11 Eylül” benzetmesinin tam bu noktada pek de yanlış olmadığı düşünülebilir sanırım. 

Kaçınılmaz gelecek
Önümüzdeki yıllarda, 11 Eylül sonrası ortaya çıkan politikaların, dünyada arttırılan ve yeniden oluşturulan güvenlik önlemleri gibi benzeri uygulamaların, sanal dünyada da gerçekleştirilmesi kaçınılmaz gözüküyor. Takipler, dinlemeler, aramalar ve sanal polislere verilen sınırsız yetkiler… Dünyamız gibi internet alemini de yeni bir dönem bekliyor gibi. Kelepçelenmiş bir sanal dünya. Bir gün bilgisayarın başındayken, web kameramız aniden açılıp kimlik kontrolü yapılırsa şaşırmamak gerek. Sonlandırmadan önce klişe bir gönderme ile Orwell’ı analım mı? Neyse, yapmayalım. 
(İSMAİL EKİN ÇAM: Yazar)