Direnişçiler zarar veriyor

Teorik açıdan tartışma, Irak'ta bağından kopmuş şiddetin kimliği üzerine. Bu sahadaki iki farklı eğilimin, doğruluktan yoksun olmayan bir bakış açısı var ancak sadece teorik olarak.
Haber: VAHİD ABDULMECİD / Arşivi

Teorik açıdan tartışma, Irak'ta bağından kopmuş şiddetin kimliği üzerine. Bu sahadaki iki farklı eğilimin, doğruluktan yoksun olmayan bir bakış açısı var ancak sadece teorik olarak. Zira şiddetin, 'tehdidini Irak'la sınırlamayan terörün bir şekli' olduğu savı, kurbanları on binlerce Iraklıyı ve yüzlerce Amerikalıyı bulan günlük silahlı saldırılara dayanıyor.
Şiddetin 'direniş olarak görülebileceği' savı ise bir halkın ulusal kurtuluş için başka yol bulamadığı takdirde askeri yollarla işgale direnmesi şeklindeki doğal bir hakka dayanıyor. Fakat uluslararası toplum 1546 sayılı Güvenlik Konseyi kararında işgali sona erdirmek için belirli araçlara onay verseydi bu durum silahlı olmayan araçlarla Irak'a tam bağımsızlığını yeniden kazandırma imkânının olacağı anlamına gelecekti.
Seçimler engelleniyor
Askeri saldırılar, Güvenlik Konseyi'nin işgalin sona erdirilmesine izin veren şartlara ulaşmak için belirlediği araçları, yani 30 Ocak seçimlerini merkez halkası olarak gören siyasi çalışmaları engellediği vakit bu saldırıları düzenleyenlerin hedeflerinin iç yüzüyle ilgili sorular gündeme geliyor. Bu sorular Irak'taki direnişin terör veya direniş olduğu etrafındaki teorik tartışmaya taşınmaktadır.
Şiddeti direniş olarak görenlere göre Irak'ta halihazırdaki durum, ABD'nin başlattığı savaşın sonucudur ve buna tepki duyulması gerekir. Bunu söyleyenlere, kendilerinin bu tutumlarıyla sadece Irak'a ve halkına zarar verdiklerinin hatırlatılması hoşlarına gitmez. Kendilerini ikna ettikleri en güvenilir saptamanın ise 'Kaide ağını takip eden örgütlerin yaptığı terörün, işgale direnmeyi isteyen Iraklı ulusal örgütlerin varlığını ortadan kaldırmayacağı' şeklinde olduğunu görürsünüz. Fakat kendilerine bu örgütlerin eğilimleri, siyasi programları ve lider kadrosu sorulduğunda sessiz kalmaktadırlar. Zira ulusal özgürlük hareketleri tarihi, lidersiz, programsız ve halkıyla bağlantısız hiçbir ulusal harekete sahne olmamıştır.
Bununla birlikte Irak'ta yeni bilgiler ışığında şiddet dalgaları ortasında ulusal direnişin var olma imkânıyla ilgili soruyu yöneltmeliyiz. Bu yeni bilgileri eylül ayında kaçırılan ve geçen aralık ayı ortalarında serbest bırakılana kadar 4 ay gibi bir süre rehin tutulan iki Fransız gazeteciden biri Christian Chesnot su yüzüne çıkardı. Bu bilgilerin en önemlisi ise bu süre zarfında kendilerini rehin tutmakla sorumlu olan iki nöbetçiden birinin Saddam Hüseyin rejimine bağlı, diğerinin ise El Kaide yandaşı aşırı bir köktenci olmasıydı.
Hedef intikam almak
Chesnot'nun tutukluluk dönemiyle ilgili anlattığı hikâye, şu ana kadar Irak'ta bağını koparmış şiddetin değerlendirilmesine ilişkin en önemli bilgileri içermekte. Bu bilgiler Iraklı güçlerin, Kaide yandaşlarıyla sadece siyasi koalisyon değil her alanda yan yana çalıştıklarını gösteriyor. Bu çıkarımın doğru olması, ortada Kaide'den ve Irak'ın Amerikan güçlerinden kurtarılması şeklindeki çalışma cetvelinden ayrı Iraklı bir silahlı gücün olmadığı anlamına gelmektedir. Zira Amerikan güçlerinin Irak'ta kalması, çok sayıda askerinin ve subayının öldürülmesi saldırılar için iyi bir fırsat sunmaktadır. Amerikalılarla şu an tek temas noktası burasıdır. 'Mücahitlerinin' Amerikalı avlamayı sürdürmesi Kaide'nin çıkarınadır. Zira Kaide'nin ilk hedefi, Amerikan güçlerini
Irak'tan çıkarmak değil, ABD'den intikam almak ve mümkün olan en ağır can ve mal kaybı verdirerek direncini kırmaktır.
İşte Irak'taki silahlı saldırıların stratejisi bu. Bu saldırıları yapanlar psikolojik ve moral olarak Amerika'dan intikam almayı istemektedir. Onları bulamadıkları zaman ise işgalle işbirliği yapmakla suçlanan Iraklılar kurban seçilmektedir. İşte tam bu noktada önceki rejim unsurlarının yönetimindeki Iraklı gruplar ile Kaide yandaşları arasındaki kolay buluşma gerçekleşiyor. Eski rejimin unsurları yönetimi tekrar almak istedikleri için bu durum siyasi bir programa ihtiyaç duymamakta. Zira yönetimde oldukları zaman da bir programları yoktu.
Liderin 'ilhamı', programları ve başvuru kaynaklarıydı. Bu yüzden yandaşlarının ve patlayıcılarının ulaşabileceği her mevkiyi vurmaktalar. Onlar bilinen anlamda her hangi bir siyasi koalisyon konusunda 'şeytanla' birlikte çalışmaya ve uzlaşmaya hazırlar. Kaide ile koalisyon kurma imkânları da yoktur aslında. Çünkü Kaide'nin hedefi, onların yönetimi geri alma hedefiyle çelişmektedir. Devrik lider Saddam Hüseyin'in özel sekreteri ile Kaide'den bir gencin Fransız gazeteciyi rehin tutma hususunda işbirliği yapması, ikisinden birinin siyasi bir programı olmadığı takdirde mümkün olabilir ancak. Eğer her ikisi siyasi bir koalisyon için çalışsaydı hedeflerinin farklılığı sebebiyle bir araya gelemezdi. Zira Saddam'ın sekreteri ülke üzerindeki gücüne tekrar kavuşmak, Amerikan güçlerini çıkarmak ve şu an yeni Irak'ın inşası için çalışan partileri ortadan kaldırmak için çabalıyor. Bu hedefi, Irak'taki faaliyetlerini önceki rejimin gölgesi altında yürütmesi imkânsız olan Kaideci gencin kabul etmesi imkânsız.
İlk kurşunu atanlar gelişemedi
Bununla birlikte şöyle bir soru sorulabilir: Gerçekçi direnişi sergileyen fakat şartları siyasi programının belirmesine ve sunulmasına izin vermeyen hiçbir Iraklı ulusal grup yok mu? Bu soruyu soran kişiye 'kanıtlamak iddia edene düşer' tezini göz ardı ederek mantıklı ve makul bir yanıt bulmaya çalışalım ve Bağdat'ın düşüşünü takip eden günlerden başlayalım.
Önceki rejimin çok sayıda subayı, askeri ve istihbarat organı bazı silahlarını kaçırma ve 'Sünni üçgen' denilen bölgedeki aşiret ve ailelerinin bulunduğu bölgelere gizleme imkânı buldular. Sağlanan farklı bilgilerin birleşimi, görüntüyü şöyle oluşturuyor: Bunlar başlangıçta sınırlı silahlı saldırılarda bulunan küçük gruplar halinde yeniden organize oldular. Ardından savaş sırasında Irak'a giren köktenci Arap gruplarıyla işbirliği kurarak bu saldırıların kapsamını genişlettiler.
Bu Iraklı gruplar, böyle bir sürece hazırlanan eski rejim unsurlarının direktiflerine boyun eğmek zorundaydı. Bu görüntü, doğruysa şayet Irak'taki ulusal direnişle ilgili soruya net olmasa da makul bir yanıt vermekte. Zira Amerikalılara ilk kurşunları atan Iraklı gruplar, gelişme imkânı olmayan direniş projesinin nüveleriydi. Bu durum finansman kaynağına sahip önceki rejim komutasına boyun eğmelerini, işbirliği yapmalarını hatta Kaide gruplarıyla yan yana çalışmalarını zorunlu kıldı.
Fransız gazeteci kendisini rehin olarak tutan iki nöbetçinin kimliğini öğrendiği vakit bu iki grup arasında tek grup haline gelecek derecede ortak bir çalışma vardı. Amerikalı-lardan intikam alarak vuran, öldüren ve patlatan ancak esasında Irak'tan ve halkından intikam alan bir grup. (Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayımlanan El İttihat gazetesi, El Ehram Stratejik Araştırma Merkezi Direktör Yardımcısı, 13 Ocak 2005)