'Donmuş ihtilaflar' derin dondurucudan çıkamıyor

'Donmuş ihtilaflar' derin dondurucudan çıkamıyor
'Donmuş ihtilaflar' derin dondurucudan çıkamıyor
'Donmuş ihtilaf'ların sayısının arttığı bir dönemde, Batı dünyası artık arabuluculukla ilgilenmiyor. Kürtlerin özerklik taleplerinden Tayland'ın ezilen Malay azınlığına kadar çeşitli ulusların sorunları kök salıyor
Haber: SIMON TISDALL / Arşivi

Diplomatik jargonda ‘donmuş ihtilaf’ kavramı genellikle Karadeniz ülkelerini etkileyen çözülmemiş ihtilaflara atıfta bulunur. Fakat Somali, Keşmir, Kürdistan, Kırgızistan, Birmanya ve Tibet de rahatlıkla ‘donmuş’ diye nitelenebilir. Birçoğunda dıştan gelen ihtilaf çözüm çabaları güçsüz, durgun, başarısız veya hiç yok. Baskı gruplarının, düşünce kuruluşlarının ve eylemcilerin çağrıları duymazdan geliniyor. ABD ve Britanya artık özgürlük ve demokrasi yaymak yönünde aktif bir çaba içinde değil. Aksine, Washington Rusya’yla ilişkileri ‘resetliyor’, Çin’le stratejik uzlaşma arıyor, Irak ve Afganistan’daki kayıplarını azaltmak yönünde hareket ediyor, Ortadoğu ’da otokratları silahlandırıyor.
Baba George Bush’un ‘vizyon işi’ dediği ve tezahürünü Soğuk Savaş sonrası ‘yeni bir dünya düzeni’ inşa etme çabasında bulan mevzunun yerinde yeller esiyor. Bugünün daha dar vurgusu ticaret, petrol ve güvenlik üzerine, kendi kaderini tayin hakkı veya insan haklarına değil. Diplomasinin kreması sayılan bağımsız, tarafsız arabuluculuğun modası geçti.

Hiç olmadığı kadar uygun bir günah keçisi haline gelen BM, Sri Lanka’da Tamillere veya Çin’de Tibetlilere yönelik
canice muameleler gibi zorbalıklarla başa çıkmakta sergilediği başarısızlıklardan dolayı giderek daha fazla suçlanıyor. Fakat her zamanki gibi, kolektif eylem veya eylemsizliğin baş sorumlusu BM üyeleri ve bilhassa da Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip beş daimi üyesi. Bu nedenle büyük güçler, Sudan’ın savaş suçları işlemekle itham edilen Devlet Başkanı Ömer Beşir’in peşine, en azından Güney Sudan’ın ayrılması meselesi çözülene dek düşmemek noktasında gizli bir anlaşmayla menfaati prensibin önüne koyuyor.
Cammu-Keşmir Halkı Özgürlük Birliği’nin Başkanı Muhammed Faruk Rahmani, bu tür bir görmezden gelmenin vahim sonuçlarının güçlü bir tanığı. Rahmani, 1968’de Hint güvenlik güçlerince tutuklanmasından beri yaklaşık 10 yılını aralıklarla hapiste geçirdi. Rahmani’ye göre, Keşmirliler Hindistan’ın çekilmesini ve kendi kaderini tayin referandumu yapılmasını istiyor; BM’nin 1947’den beri defalarca verdiği bir söz bu. Hâlâ bu sözün yerine gelmesini bekliyorlar.

Türkiyeli Kürtlerin özerklik çabası çıkmazda

Ne yazık ki Keşmir’in çektiği acılar istisna değil. Türkiye’deki Kürtlerin daha fazla özerklik yönündeki çabaları son bir yılda çıkmaza girdi ve bu durum Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye dağılmış tanınmayan Kürt ulusunun yüz yüze olduğu daha büyük sorunların yansıması. Fakat Kürt meselesini çözmek yönünde en ufak bir uluslararası arzu yok. Batı’nın yıllardır terörizm, korsanlık ve göç konularında atıp tutmasına rağmen, Somali uluslararası diplomasi için hâlâ bir ‘sakın bulaşma’ bölgesi; keza uzun zamandır ıstırap içinde olan Zimbabve; keza Tayland’ın ezilen güney Malay azınlığı; Çin’in Şincan eyaletinin sıkıntı içindeki Uygurları; ve keza Rus Kafkaslarının Müslüman halkları da. Bu diplomatik boşvermişliğin, tek tek hükümetlerin ve
AB gibi kolektiflerin yeni çetrefilli meselelere dalmak veya mevcut standartların uygulanmasını sağlamak konusunda
risk almaktaki gönülsüzlüğünün nedeni, Bush yıllarının ideolojik açıdan sergilediği aşırılıklara duyulan tepki olabilir. Belki ekonomik krizle de bağlantılı. Fakat belki, hepsinden fazla, yeni, dar kafalı, kendi ulusal çıkarlarından başka
bir şey düşünmeyen bir yaklaşımın sonucu. Neden ne olursa olsun, son derece dar görüşlü ve tehlikeli bir durum
olduğu da muhakkak. (22 Eylül 2010)