Dünden bugüne kadınların hak kavgası

Dünden bugüne kadınların hak kavgası
Dünden bugüne kadınların hak kavgası

Hun hükümdarı Mete Han ın Çinli prensesle çadırından çıkmamasına karısı büyük tepki göstermişti.

Türk toplumunda kadınların hak kavgası yeni değil. Mücadelenin geçmişi Orta Asya'ya, 11. yüzyıl sonrası Selçuklu ve Osmanlı asırlarına kadar uzanıyor. Günümüzde Slav kadınlarına duyulan öfkenin benzeri mazide Çinli kadınlara yönelmişti. Osmanlı tarihinin kimi yön değişikliklerinde padişah eşleri ve anneleri büyük rol oynadı...
Haber: AVNİ ÖZGÜREL - aozgurel@radikal.com.tr / Arşivi

Mete Han’ı biliyorsunuz, ya da duydunuz. Oğuz Kağan ismiyle de andığımız, destansı hayatı dilden dile anlatılan M.Ö. 2. asırda yaşamış büyük Hun hükümdarı Mete. Babası Teoman’ın üvey annesinden olan erkek kardeşini tahta çıkarma kararı almasına isyanıyla başlayan mücadelesi, Çin’in onun saldırılarından korunmak için ünlü Çin Seddi’ni inşaya girişmesi vb. bilgiler hemen her kaynakta yer alıyor. Ancak, Mete’nin fazla bilinmeyen, ya da üzerinde pek durulmayan bir yanı var. Girdiği her savaşı kazanmış, verdiği her kararı herkese tartışmasız kabul ettirmiş ünlü hükümdar, deyim yerindeyse sadece eşine yenik düştü...
Hikâye şöyle:
Mete Doğu Türk boyları üzerinde hakimiyetini kabul ettirdikten sonra Çin İmparatorluğu’na yönedi. Ardı arkası kesilmeyen taciz edici saldırılar, yıpratan baskınlar, amansız kuşatma ve küçük
çaplı çatışmalarla başlatıp imparatorluk ordusunun bütün gücünü ortaya koyduğu savaşlarda elde ettiği zaferlerle amacına ulaştı Mete. Han İmparatoru Liu Bang sonunda pes etti ve barış yapmak istedi.
Sarayının en güzel çiçeği olarak görülen kızını dönemin koşullarında abartılı sayılabilecek hediyelerle Mete’ye gönderdi. Altın, gümüş, kıymetli taş ağırlıklı hediyelerin Mete’yi ne kadar etkilediği bilinmez; bilinen onun Çinli prensesin güzelliğinden çok etkilendiği ve vaktinin önemli bir kısmını çadırında prensesle geçirmeye başladığı. Buna başlangıçta fazla ses çıkarmaz Mete’nin eşi Şima ama durumda bir değişiklik olmadığını görüp diğer Hun komutanlarının eşlerinden Çinli kadınların güzelliğinin kocalarının etkilendiğine ilişkin yakınmalar işitince hepsini Mete’nin çadırının karşısında toplar. Bağrışmaları işiten Mete ister istemez prensesin koynundan kalkıp ne olduğunu anlamak için dışarı çıkar. ‘Ne istiyorsunuz’ sorusuna aldığı cevap açıktır: ‘Çinli kadını bırak!’ Mete ne diyeceğini bilemez önce ‘Han imparatorunun hediyesi o, üstelik güzel, teni ince ve süt gibi beyaz neden bırakayım’ der.. Şima sesini yükseltir: ‘Benim de tenim beyazdı. Bırak o kadını, ya da izin ver bizim gibi çadır kurmaya, kısrak sağmaya, bebek emzirmeye çıksın’ der...
Bu direniş sonuç verdi ve Mete Han Çinli prensesi çadırından çıkarttı, babasının yanına dönmesine izin verdi. Bilinen Çinli prensesin aslında bu beraberlikten hiç mi hiç hoşnut olmadığı, Şima hatun’a teşekkür ettiği... Tarih kayıtlarında onun Mete için ‘Çok kaba ve pis. Çadırda yaşıyor, at etinden başka bir şey yemiyor, sarayı bile yok..’ dediği bilgisi yer alıyor. Ancak aynı kaynakların aktardığı bir başka husus da şu: Bir süre sonra Hun kadınlarının yerlerini Çinli hanımların aldığı. Öyle ki, porselen tenli, süslü, narin ve cilveli Çin prenseslerinden bir eş almanın Hun komutanlar için dahi cazip hale geldiğinin göstergesi, savaş tazminatı olarak altın, kıymetli eşyadan ziyade Çinli prenses istenir hale gelmiş olması. Hunlara prenses yetiştirmekte zorlanan Çin sarayının halktan topladığı bazı kızları sarayda kısa bir eğitimden geçirdikten sonra ‘Prenses’ etiketiyle Hunlara eş olarak göndermesi.
Mete’nin de hanımı öldükten sonra M.Ö. 195’te Liu Bang’tan dul kalan Çin kraliçesi Lü Hou’ya evlenme teklif ettiğini eklemeliyim. Başlangıçta Hou’ya kendisiyle evlenmek isteğini son derece kaba bir üslupla yazdığı mektupla ileten Mete’nin kraliçenin kendisini nezakete davet etmesi üzerine ikinci mektup yazıp özür dilediğini de.
Bu düşkünlüğün bedeli ağır oldu elbette. Çinli prensesler Hun eşlerinden doğan çocuklarını Çinli olarak yetiştirdiler. Ve Hun şehzadeler zamanla Türkçe bilmeyen, benimsedikleri, hatta benimsemekle kalmayıp sofu taraftarı oldukları Budist dini yüzünden savaşa, savaş sanatına uzak duran, ata binmeyi kolaylaştırdığı için Hunların tercih ettiği şalvar yerine Çin asilzadeleri gibi entari giyen kişiler olup çıktılar. Prenseslerin başarısı Çin İmparatorluğu’nu ve tahtını ele geçiren Hun sülalelerinin kendilerini Türk değil Çin hanedanı saymalarıyla zirve noktasına vardı. Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han, Yüan hanedanının kurucusu olduğunu ilan etmişti.

Osmanlı hanım sultanları
Orta Asya’da Hun’ların Çinli hanımlar konusundaki yaklaşımının temelinde yatan sebeplerle Osmanlı hanedanına mensup erkekleri gayrı Türk eş almaya sevkeden sebepler aynı değil. Slav, Sırp ya da Avrupalı köle kızlar başlangıçta saraya güzellikleri ve zekaları sebebiyle alınmış olsalar bile eş olarak Türk kızlarına tercih edilmelerinin siyasi sebepleri var. Başlangıçta Osmanoğullarının da Anadolu Türk beylerinin kızlarıyla çok sayıda izdivaç yaptıkları biliniyor. İmparatorluğun çatısını oluşturan Anadolu coğrafyasında siyasi birliğin kurulmasında bu evlilikler sayesinde Osmanlı’ya katılan toprakların önemli rol oynadığı da sır değil. Ancak Türk asıllı eşlerin çocuklarını Osmanoğlu hanedanının ferdi olarak değil babalarının beyliğinin taht davasını sürdürecek kişiler olarak yetiştirdikleri biliniyor. Germiyan, Dulkadir, Karamanoğlu v.s. terbiyesiyle yetişen şehzadelerin taht üzerinde hak talebiyle başlattıkları ayaklanmanın ise haddi hesabı yok. Fatih’in ölümünden sonra Beyazıd ve Cem arasında başgösteren rekabet sırasında Cem’in ağabeyine halasını aracı göndererek ‘Anadolu’yu bana ver, Rumeli senin olsun’ önerisini götürmesi muhafazası için büyük mücadele verilen birliğin kabilecilik duygusu giderilemediği için kırılganlığını koruduğunun da göstergesi.
Ordunun ve bürokrasinin devşirmelere dayanmasına benzer şekilde Osmanlı sarayının haremi bu nedenle çocuk yaşında İstanbul’a getirilip Türk aileler yanında ya da doğruca sarayda Müslüman terbiyesi alarak yetiştirilmiş soy-sop-ata iddiası ileri süremeyecek durumdaki kızlara dayandı. Bunlar arasında da rekabet vardı kuşkusuz ama bu rekabet zaman zaman suikastlara, cinayetlere sebebiyet verse de söz konusu kadınların kendi çocuklarının tahta çıkması ve o sayede ‘valide sultan’ sıfatıyla iktidar mevkiindeki itibar ve konumlarını muhafaza gibi anlaşılabilir hedef güdüyordu. 

Çerçeve
Son harem ağaları

Harem ağaları had›m edilmiş erkeklerdi ve köle tacirlerince ameliyat edilmiş olarak satılıyorlardı. Ender olarak erkeklik gücünü kaybetmeyenler de oluyordu. 

Harem sadece kadınlar demek değil elbette. Padişahın aile ilişkileri ve özel hayatının geçtiği mekanın vazgeçilmez şahsiyetleri harem ağaları.
İmparatorluğun Topkapı Sarayı’ndan idare edildiği asırlar boyu Harem nüfusunun 4 bini bulduğu dönemlerde çok sayıda harem ağası görev yapıyor, Harem’in baş sorumlusu Kızlarağası protokolda dördüncü sırada yer alıyordu. Dolmabahçe-Yıldız döneminde hem harem nüfusu azaldı, hem de Kızlarağası mevkiinin etkin konumu yanına ‘Baş müsahib’lik eklendi. Bunların en ünlüleri 2. Abdülhamid’in müsahibleriydi. İttihat Terakki darbesinden sonra cuntanın işkencesine rağmen efendisinin sırlarını vermeyen ve idam edilen Cevher Ağa ve ‘ evladım’ diyecek kadar sevdiği, hatta zaman zaman bazı meselelerde fikrini alacak kadar itibar ettiği Nadir Ağa ünlü son müsahibler.
Harem ağaları hadım erkeklerdi.
Bunlar köle tacirleri tarafından ameliyat edilmiş olarak satılıyorlardı. Aralarında ender de olsa ameliyata rağmen erkeklik gücünü büsbütün kaybetmeyenlerin çıktığı, bunlar yüzünden bazı skandalların patlak verdiği, haremde güç kazanan ağalardan kiminin kendi çevresinde kızlardan halka oluşturduğu ve rakip ağaların rekabeti yüzünden çıkan gerilimin çatışma boyutuna tırmandığı v.s. bilinir
Harem dolayısıyla Harem ağaları imparatorlukla birlikte sahneden kayboldu. Cariye kadınlar saraydan çıkarıldılar, harem ağaları da.. Hepsi sudan çıkmış balık gibiydiler. Kadınlardan evlenenler oldu, ama çoğu çaresizlikten zengin konaklarında çalışmaya başladılar.


    ETİKETLER:

    Harem