Dünya bizi beklemez

Dünyadaki siyasi coğrafyanın basitleştirilmesi girişimi, hepsi de İslam'la uyum içinde bulunmayan beş büyük kutuplaşma merkezi bulunduğuna işaret ediyor.
Haber: MUHAMMED EL SEMMAK / Arşivi

Dünyadaki siyasi coğrafyanın basitleştirilmesi girişimi, hepsi de İslam'la uyum içinde bulunmayan beş büyük kutuplaşma merkezi bulunduğuna işaret ediyor.
Birinci merkez, ABD. Bu ülke 11 Eylül 2001 sonrası terör ile İslam arasında bağlantı kurduğundan bu yana kendisi İslam dünyasıyla çatışma içinde. İkinci merkez Avrupa Birliği. AB, Avrupa toplumları içinde entegrasyona direnen Müslüman azınlıklarla mücadelede. Üçüncü merkez Rusya. Çeçen sorunu Kremlin'deki merkezi yönetimin sayıları 10 milyonu aşan Müslüman'la ilişkilerini temelden sarstı. Aynı durum komşu Müslüman ülkeler için de geçerli. Dördüncü merkez Çin. Sincan sorunu Pekin ile Orta Asya ülkelerinin ilişkilerini olumsuz etkiyor. Beşinci merkez Hindistan. Keşmir sorunu 1948'den beri kanayan yara.
Bu tabloda, İslam dünyası bir yanda süper güçler bir yanda görülüyor. Bu durum, birçok soru işaretini de beraberinden getiriyor.
Acaba İslam dünyası, zenginliği ve zayıflığıyla uluslararası güçlerin üzerine üşüşmesini cesaretlendiriyor mu? Yoksa bu güçler İslami ideolojiyi kendi güvenlik ve çıkarları için tehlike olarak görüyor da bu yüzden hegemonya kurarak bu tehlikenin önüne geçmeye mi çalışıyor? Yani bu durum onların dediği gibi 'İslam korkusu' mu, yoksa Müslümanların sandığı gibi 'İslam kaygısı' mı? Acaba Endonezya'dan Fas'a İslam ülkelerinin ulusal bütünlüklerini sağlamada karşı karşıya bulundukları sorunlar, Müslümanlara karşı bir kuşatma girişiminin gerekleri mi, yoksa kendi kendisini korumaktan aciz İslam dünyasının içinde bulunduğu çürümenin yansıması mı?
İslam dünyasının, bu sorulara yanıt verilmeksizin değişmesi mümkün değil. Zira değişim, hastalığın teşhisini ve ilacın belirlenmesini gerekli görür.
ABD ve diğer dört güç merkezi İslam dünyasını içinde bulunduğu durumun kendi içinden kaynaklandığını ileri sürüyor, hatta bu durumun aşılabilmesi için reform hareketlerini teşvik ediyor. Onlara göre kusur İslam dünyasında olduğu için Müslümanlar medeniyet trenine binebilmek için eğitim, kültür ve siyasi sistemlerini düzeltmek zorunda.
Fakat ortada şöyle bir inanç da var. İslam dünyasının içinde bulunduğu durum düşmanlarının faaliyetlerinin ürünü ve geri kalması kendi doğal kaynakları üzerinde bitmeyen yağmacı emperyalizmden kaynaklanıyor. Kusur kendisinde değil, bu düşmanlarda. Dolayısıyla İslam eğitim ve kültürünün üzerine kurulduğu ahlaki temellere tutunmak gerekli ki böylelikle evcilleştirme, kuşatma ve entegrasyonu hedefleyen kimliğini değiştirme girişimlerinin önü kesilebilsin.
İyi ama bu nedenler ve sonuçlar etrafındaki tartışmayı nasıl yürütmeli? Bu soruya yanıt vermek için İKÖ'nün son zirvesinde bir komisyon oluşturduğuna işaret etmek gerek. Bu komisyonun görevi, İslam'ın imajını inceleyip dünya ile karşılıklı saygı köprülerini yeniden kuracak kapsamlı bir reform projesi oluşturmak. İlk toplantı iyi geçti. Ancak genel sekreterinin değişmesi nedeniyle ikinci toplantı yapılamadı. Yani İslam Konferansı Örgütü hastalık halini itiraf etti, tedavi edilmesini kararlaştırdı ve uzun bir tedavi yolunda ilk adımı attı ancak sonra durdu.
Gelgelelim dünya yürüyüşünü hızlı adımlarla sürdürüyor ve beklemeye de hazır değil. Sonuçta 'bir millet kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah o milleti değiştirmez.' (Lübnan gazetesi Müstakbel, İslam-Hıristiyanlık Diyaloğu Konseyi üyesi ve eski Lübnan milletvekili, 17 Ocak 2005)