Dünya savaşçılara terk edilmesin

Sovyetler Birliği'nin tarih sahnesinden çekilmesinin ardından iyice belirginleşen ulus-devlet ötesi yeni tip firma örgütlenmelerinin dünyanın dört bir yanına yayılmasıyla birlikte 90'lı yıllardan başlayarak, global ekonomiye uygun yeni tip bir altyapı gerekiyordu.
Haber: SELÇUK SALİH CAYDI / Arşivi

Sovyetler Birliği'nin tarih sahnesinden çekilmesinin ardından iyice belirginleşen ulus-devlet ötesi yeni tip firma örgütlenmelerinin dünyanın dört bir yanına yayılmasıyla birlikte 90'lı yıllardan başlayarak, global ekonomiye uygun yeni tip bir altyapı gerekiyordu. Bunun için de ulusal sınırlar ötesi, yani 'uluslarötesi' yapılanmalar ve buna uygun emperyal bir gücün ortaya çıkması gerekiyordu. Bir ulus-devlet olan ABD, siyasi sınırlarını ve ulus-devlet bazlı uluslararası düzeni de zorlayarak, kendi önderliğindeki NATO'nun da yardımıyla yeni dönemin 'dünyada asayişi sağlayan polis kuvveti' haline gelmeye ve ihtiyacı kendince gidermeye çalıştı.
'Başarı' çok kısa sürdü
ABD'nin başarısı kısa sürdü. Doğu Bloku tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte, Türkiye dahil birçok NATO ülkesinin, ABD'nin askeri güvenlik şemsiyesine artık mecbur olmadıklarını anladılar. ABD'nin, sorunlara sadece askeri açıdan yaklaşan tutumuna ortak ve uluslarötesi askeri harekâtlarına asker olmak istemediler. Üstelik ABD'nin çabalarına paralel olarak yeni bir 'uluslarötesi' alternatif daha ortaya çıkmıştı. AB, dünyadaki yeni asayiş sorununu ABD gibi silahla çözmekten yana değildi. AB, askeri konuda ABD'yle kıyaslanamayacak kadar zayıftı, ama zaman içinde globalizmin sorunlarının kısmen de olsa çözülmesi için barış içinde dönüştürülebilecek bir yapı arz ediyordu ve uluslarötesi yapılanmaların kurulmasında özgün bir örnekti.
Globalleşmeyle birlikte hızlı bir rasyonalleşmeye giden global sermaye, altyapı hizmetlerinin en iyi ve en ucuz, işçi haklarının minimum, sosyal yükümlülüklerinin ve verginin en düşük olduğu yerleri tercih etti. Son mikroelektronik endüstri devriminin verdiği imkân ve ivmeyle global sistemin giderek daha az çalışana ve daha az ekonomik merkeze ihtiyaç duyduğu süreçte, yepyeni bir durum ortaya çıktı: Sistem kendi içine doğru küçülüyordu. Sistem dünyanın bazı bölgelerinden çekilmeyi sürdürürken, dünyanın bazı bölgelerinde devlet ve siyasi yapılar çökmeye başladı. ABD, böyle bölgelerde asayişi sağlamak için zor kullanmayı seçerken, çok önemli bir psikolojik faktörü göz ardı etti: Umutsuzluğu.
1990'lı yıllarda neoliberalizmin yere yamağa koymadığı yeni sistemin yapay mali balonları biribiri ardından patlayıp dünyanın her yerinde milyarlarca dolarların buharlaşması ve kitlesel işsizliklerle birlikte dünyada büyük bir umutsuzluk doğdu. Daha iyi bir yaşam umudu tükendi. Umutsuzluğun haklı nedenlerinin başında, sistemin kendi kendini yenileme özelliğini yitirmesi gelmekteydi.
Sefaletin küresel yayılışı
Sefalet Afrika, Asya ve Ortadoğu'da hızla yayıldı, hatta Avrupa ve Amerika'ya da sıçradı. Ekonominin bittiği yerlerden doğan yeni umutsuzluk, sorunları silahla çözmeye kalkan anlayışa karşı yeni bir ölüm ve intihar kültüne dönüştü; tıpkı global sermaye gibi globalleşip, kendine 'uluslarötesi' bir de hayalet terör örgütü icat etti: El Kaide. Dünyanın sorunlarına kayıtsız savaşçı emperyal bir güce karşı, insan hayatına kayıtsız ve ölümü yücelten barbar bir terör yapılanması. İkisi de önce ateş edip sonra soru sormaktadır.
Globalizmin sorunlarına konuşarak, barışçıl çözüm arama eğiliminde olanlar da var. AB bunlardan biriydi, ama globalleşmenin getirdiği işsizlik, umutsuzluk ve gelecek korkusu Avrupa halklarını vurdu. Fransa ve Hollanda'daki referandumlardan sonra ulus-devlete sığınmak, onun ideolojisi milliyetçiliğe tekrar sarılmak, umudun yanlış yerlerde aranmasının ifadesi. Tek tek ulus-devletlerin global sorunlarla başa çıkmaları kesinlikle imkânsızdır.
Global sistemin krizini aşmak için elbirliğiyle çalışmak yerine, yaşama imkânları ortadan kalkan insanları polis yöntemleriyle susturmaya kalkmak, terörün asıl nedeni. Umutsuz insanların insanca yaşam hakkına saygı gösterilip, global sorunlar ciddiye alınsaydı, El Kaide gibi örgütler çok zor taraftar bulurlardı. AB ve ABD'nin hatalarından ders çıkaran Çin önderliğindeki yeni Asya, AB'nin boşluğunu doldurma yolunda. Ama Londra'da patlayan bombaların da gösterdiği gibi şimdilik meydan, maalesef globalleşmenin savaşçı ve terörist temsilcilerine kalmıştır. Sorunlara ateşle yaklaşarak yalnız kin ve nefret üretildiğini,
onun da yeni yangınlara yol açtığı artık görülmeli. İnsan haysiyetine yaraşır barışçıl bir gelecek umudunu acilen yeşertmemiz gerekiyor.
Selçuk Salih Caydı: Araştırmacı