Ebediyete kavuşan günlük Jamanak gazetesi

Ebediyete kavuşan günlük Jamanak gazetesi
Ebediyete kavuşan günlük Jamanak gazetesi
Türklerle Ermenilerin tarihte kıskançlık uyandıracak düzeyde bir beraberliği olmuştur. Maalesef bugüne kadar bu alanda, genç Türk ve Ermeni nesilleri aydınlatacak ve birbirlerine yaklaştıracak nitelikte hiçbir ciddi esere rastlamak mümkün olamamıştır...
Haber: PARS TUĞLACI / Arşivi

19 Aralık Cumartesi günü Tepebaşı Pera Müzesi Amfitiyatro’da düzenlenen Jamanak gazetesinin 100. yıldönümü panelinde ve ertesi pazar günü İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi’nde düzenlenen görkemli konserinde ülkemizin saygıdeğer basın mensupları ve aydınlarıyla birlikte hazır bulunma mutluluğuna kavuştum.
Ben sekiz yaşındayken muhterem pederimin teşvikiyle Jamanak ve Cumhuriyet gazetelerini okumaya başlamış olup ilginç haberleri ilgiyle izlemiştim.
1979-1985 yılları arasında da Jamanak gazetesinin başyazarlık görevinde bulunmuştum.
28 Nisan 1984’te İstanbul Atatürk Kültür Sarayı’nda düzenlenen gazetenin 75. yılını anma törenine, konuşmacı olarak katılmıştım. Özellikle bir basın organının, bir günlük gazetenin uzunca bir süre yaşamını fasılasız olarak sürdürebilmiş olması, ülkemizin basın tarihinde olduğu gibi, dünya basın tarihinde de ilginç bir olay sayılır.
Elmas jübilesini kutladığımız Ermenice günlük siyasi halk gazetesi Jamanak, bundan tam 101 yıl önce, Türkiye Ermenilerinin önemli bir yayın organı olarak sesini duyurmaya başlamıştır. Jamanak’ın
Türkçe anlamı ‘Vakit’tir.

Manzume-i Efkâr
Türkiye’de Ermeni harfleriyle yayımlanan ilk günlük gazete Manzume-i Efkâr (1866-1917), Sultan Abdülaziz döneminde Ermeni yazılarıyla Türkçe olarak çıkmış ve yayın hayatını 51 yıl sürdürmüştü.
Yüzyılımızın başlarında, Gürünlü Koçunoğulları sülalesinden Misak Koçunyan (1863-1913), orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladıktan sonra (1877), ailesiyle İstanbul’a gelerek az önce sözünü ettiğim Manzume-i Efkâr gazetesine önce muhabir olarak girmiş, daha sonra gazetenin yönetimini ve başyazarlığını uzun süre üstlenmiş (1878-1908), II. Meşrutiyet’i izleyen 15 Ekim 1908 günü de Babıâli fikir çevrelerince ‘Bizim Yokuş’ diye anılan Cağaloğlu Yokuşu’nda kendi gazetesi Jamanak’ın temelini atmıştır.
Oldukça uzun süren gazetecilik yaşamı boyunca hep ‘Kasım’ takma adını kullanan Koçunyan, yazılarında genellikle sosyal, sosyoekonomik ve ahlaki konuları işlemiş, çeşitli düzeyde halk tabakalarının ruhuna hitap etmesini, onların sorunlarına usta kalemiyle eğilmesini bilmiş, özgürlükçü fikir yapısına sahip bir aydındı. Mesleğinde ülkü saydığı yolu, yani halkın yanında, halkla birlikte olma yolunu kendi kişisel çıkarlarından üstün tutmuştu. Gazetecilik mesleğinin dışında Kasım’ın kaleme aldığı eserleri arasında romanlar, tiyatro oyunları, fıkra ve hikâyeler yer alır. Bunlardan ‘Mezarda Bir İzdivaç’ adlı piyesi sahneye konulmuştur.
Jamanak: a) Ülkemizde yayımlanmakta olan bütün yayın organları arasında en kıdemlisi olması; b) Bütün dünyada halen çıkmakta olan Ermenice yayın organları arasında en kıdemlisi olması; c) Dünya azınlık basını arasında yine en kıdemlisi olması bakımlarından ayrı bir özellik ve önem taşımaktadır.
Daha 20. yüzyılın başlarında sürekli ve geçici olmak üzere 413 kişilik bir yazı kadrosunu bünyesinde barındırmış olan Jamanak’ın on binlerce sayfalık koleksiyonunu gözden geçirdiğimiz zaman, devrin isim yapmış şair, yazar, fikir ve bilim adamlarının ilginç ve ibret verici yazılarını görürüz.
Türkiye Ermenilerine ait bu eski yayın organını ve bu organın kurucusunu kısaca tanıttıktan sonra, biraz da, müşterek bir tarihin ürünü olan Türk-Ermeni ilişkilerine değinmek istiyorum.
Oldukça eski bir geçmişe dayanan Türk-Ermeni ilişkilerini incelediğimizde, bu iki millet arasında kadimden beri varolan yakınlık bağları görürüz. Bin yıla yakın aynı toprakların sakinleri olarak, yan yana yaşamış ve kader birliğinde bulunmuş olan bu milletlerin aralarındaki din ve mezhep
farkına rağmen birbirleriyle olan benzerlikleri dikkat çekici olduğu gibi, tarih boyunca elde edilen bir kaynaşmışlığın sonucu, müşterek bir medeniyetleri de bulunduğu red ve inkâr edilemez.
İnsanlar, nedense komşularını anarken genellikle hep geçimsizliklerini ve varsa acı anılarını dile getirmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Kötü niyetli yabancılar ise onların bu hallerini fırsat bilmişlerdir.

Yeni bir yöntem
Son yıllarda bütün dünyada meydana gelen birtakım siyasi gelişmelerin bir uzantısı da, masum insanların kaldırımlarda can vermesi şeklinde belirmektedir. Bu arada Türklerle Ermenileri iki düşman millet olarak göstermek isteyenler, uluslararası düşmanlıklardan fayda umanlar vardır. Emperalist zihniyet, hedef aldığı odaklara ulaşabilmek için, bugün eskisinden daha değişik bir yöntem uygulamaktadır: Terörizm!
Yurttaşlarım, ben bir tarih araştırmacısı olarak tam bir tarafsızlık ve gönül rahatlığı içinde söyleyebilirim ki, Türklerle Ermeniler birbirleriyle tarihin hiçbir döneminde düşman olmamışlar, tam tersine, en sıkıntılı anlarında bile birbirlerinin yardım ve desteğini sağlamışlardır.
Dünyada hiçbir halk veya aklı başında ferdin, işlenmekte olan cinayetleri, geçmişteki olaylardan kaynaklanmış kırgınlıkların bir ürünü dahi olsa, tasvip etmesi mümkün olamaz. Hemen şu noktayı hassaten belirtmekle yarar görüyorum. Bir toplum adına cinayet işleyenler aslında o toplumun temsilcileri olamazlar. Dünya Katolik âleminin bir ruhani liderini alnından vurmak isteyen Mehmet Ali Ağca, barışsever bir basın mensubumuz olan Abdi İpekçi’yi, halen adını taşıyan sokakta kan revan içinde bırakanlar, değerli bilim adamlarımızı, gençlerimizi heba edenler, nasıl Türk halkının temsilcileri olamazlarsa, Ermeniler adına cinayet işleyenler için de durum aynıdır.
Bu durum karşısında bir de işlenen cinayetlerin vebalini maazallah kitlelerin sırtına yüklemek gibi akıl almaz bir tutum içine girilirse, özellikle şu çağda özlemini duyduğumuz uluslararası dostluk ve
kardeşlik bağları temelinden sarsılmış ve zedelenmiş olacaktır.
Türklerle Ermenilerin tarihte kıskançlık uyandıracak düzeyde bir beraberliği olmuştur. Maalesef bugüne kadar bu alanda, genç Türk ve Ermeni nesilleri aydınlatacak ve birbirlerine yaklaştıracak nitelikte hiçbir ciddi esere rastlamak mümkün olamamıştır.

1927’den bir şiir
Jamanak gazetesinin eski bir koleksiyonunu gözden geçirdiğimde, elime geçen 1927 yılına ait bir sayısında, Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk’ün ilk İstanbul’a gelişi dolayısıyla devrin ünlü Ermeni dil uzmanı ve şairlerinden Isdepan Gurdikyan Efendi’nin Dolmabahçe Sarayı’nda Gazi’ye sunduğu şiiri gözüme çarptı. Gurdikyan Efendi’nin aruz vezniyle yazdığı bu anlamlı ve sevgi dolu şiirini okurlarımıza sunuyorum:

Gazi Paşa Hazretlerinin İstanbul’u Teşrifleri

“Hoş geldin eyâ Reisicumhur!
Evlâd-ı vatan seninle mağrur.
Ettin bizi makdeminle mesrûr.
Hasretzede yurdum oldu mâmur.

Sen millete rehber-i emânsın.
Âtâk-ı vatanda necm-i şansın,
Ey Bedr-i dehâ ziyâfeşansın,
Senden bu ufukta parlayan nur.

Hep ülkemizin necâtı senden,
Âzâde ve hür hayatı senden,
Asriliğe iltifatı senden,
Efkârın edem dühat-ı meşhûr.

Binler yaşa en büyük mücâhid!
Tarih-i Zafer dehânâ şâhid
Hep şanlı sehâif-i evâbid,
Nâmın ebedi şerefle meştûr.

Takdis olunur senin cihâdın,
Tebcile sezâ her içtihâdın,
İlây-ı vatan bütün murâdın,
Her bir emelin bu yolda meşkûr.

Azmin gibi himmetin de meşkûr,
Dümanları seyfin etti makhûr.
Millete vatan seninle mağrûr,
Binler yaşa ey Reisicumhur!

Günümüze kadar Misak Koçunyan’ın torunu Ara Koçunyan ve annesi Nadya’nın çabaları sayesinde varlığını sürdürmüş olan Jamanak gazetesinin bugüne kadar olduğu gibi, bundan böyle de sürdüreceği
olumlu, barışsever icraatıyla, toplumlar arasında esasen mevcut olan dostluğun daha da pekişmesi
bakımından harcanması gereken birleştirici çabalara katkıda bulunmaya devam edeceğine yürekten inanıyorum.

Prof. Dr. Pars Tuğlacı: Tarihçi ve dilbilimci