En az koruma hükümete

Castells/İspanya (23.4.1992) davasında, söz konusu olan hükümetin eleştirilmesi. Bask bölgesinin bağımsızlığını savunan senatör Castells, bir dergiye yazdığı yazıda, hükümetin Bask siyasetini sert bir dille eleştirir ve hükümete suçlamalar yöneltir.
Haber: RIZA TÜRMEN / Arşivi

Castells/İspanya (23.4.1992) davasında, söz konusu olan hükümetin eleştirilmesi. Bask bölgesinin bağımsızlığını savunan senatör Castells, bir dergiye yazdığı yazıda, hükümetin Bask siyasetini sert bir dille eleştirir ve hükümete suçlamalar yöneltir.
Bir yıl hapis cezasına ve aynı sürede kamu görevlerinden yasaklanmaya mahkûm olur. AİHM, 10. maddenin ihlal edildiği sonucuna vardığı kararında, hükümete yöneltilen eleştirilerin sınırlarının, özel bir kişiye, hatta bir siyasetçiye kıyasla geniş olduğunu, demokratik sistemde hükümetin davranışlarının yalnızca yasama ve yargı organları tarafından değil, aynı zamanda basın ve kamuoyu tarafından denetlenmesi gerektiğini belirtti (paragraf 46).
Bu karardan da anlaşılacağı gibi, AİHM'nin hakaret ve sövme olaylarında sağladığı koruma üçlü bir ayırıma dayanıyor. En geniş eleştiri sınırları hükümete yöneltilen eleştirilerde. Arkasından siyasetçiler geliyor. Siyasetçileri eleştiri sınırları da geniş. Üçüncü olarak özel kişiler geliyor.
AİHM, özel kişilerin kişilik haklarına daha geniş bir koruma sağlıyor.
'Üniformalı vahşi hayvanlar'
AİHM'nin, basın özgürlüğüne müdahalenin, sözleşmenin 10/2 maddesine uygunluğunu incelerken göz önünde tuttuğu önemli bir nokta, kamu çıkarının olup olmadığı. Thorgeir Thorgeirson/İzlanda (25.6.1992) davasında, Thorgeirson bir gazetedeki iki yazıda polisin aşırı şiddete başvurmasını eleştirir. 'Üniforma giymiş vahşi hayvanlar' gibi ifadeler kullanır. Hakaretten dolayı 10 bin İzlanda Crownu'na mahkûm olur. AİHM, kararında, eleştirilerin genel bir nitelik taşıdığını, belirli bir polis memurunu hedef almadığını ve kamuoyunu ciddi bir şekilde ilgilendiren bir konuyu ele aldığını göz önünde tutarak, mahkûmiyetin 10. maddeyi ihlal ettiğine karar verdi. Bu kararda ilginç bir nokta, AİHM'nin, hükümetin ileri sürdüğü siyasal konular ile kamuoyunu ilgilendiren konular arasında bir ayırım yapmayı reddetmesi.
Bladet Tromso/Norveç (20.5.1999) davasında AİHM, gazetecinin yavru fokların öldürülme yöntemlerini eleştiren yazılarından dolayı mahkûm olmasını, bu konuda kamuoyunda bir tartışma başlatılmasındaki kamu çıkarlarının avcıların kişilik haklarına kıyasla daha fazla ağırlık taşıdığı gerekçesiyle, 10. maddeyi ihlal ettiği sonucuna vardı.
Kamu çıkarı kavramı, basın yayın organlarınca haberin kaynağının açıklanmaması davalarına da yön verir. Goodwin/İngiltere (27.3.1996) davasında, gazeteci Goodwin, bir şirketin mali durumuna dair gizli bilgiler elde eder. Yargı, bu konudaki yazıları yasaklar ve Goodwin'den haber kaynağını açıklamasını ister. Goodwin reddeder, para cezası alır. AİHM, haberin kaynağının açıklanmasının, haberi kimin sızdırdığının bilinmesi ve bu kişinin şirkette işine son verilmesi gibi yararlar sağlayacağını, ancak bütün bu yararların gazetecinin haber kaynağının korunmasındaki yaşamsal kamu çıkarına kıyasla daha büyük bir ağırlık taşımadığı gerekçesiyle, haber kaynağının açıklanması talimatının ve verilen para cezasının 10. maddenin ihlalini oluşturduğuna karar verdi.
Prenses Caroline davası
Basın özgürlüğü ile özel yaşamın korunması hakları arasında denge güç bir işlem. Güçlüğün bir nedeni, bu durumlarda basın özgürlüğüne müdahalenin devletten değil, bir başka sözleşme maddesinden kaynaklanması.
AİHM, basın özgürlüğü-özel hayatı koruma dengesini, Monaco Prensesi Caroline'in Almanya'ya karşı başvurusunda sağlamaya çalıştı (Von Hannover/Almanya, 24.6.2004). Prenses'in rızası olmadan çekilmiş, ata binerken, alışveriş ve ski yaparken, erkek arkadaşı ile otururken, tenis oynarken gibi özel yaşamına ilişkin fotoğraflar değişik Alman ve Fransız dergilerinde yayımlanır. Prenses Caroline, bu fotoğrafların özel yaşamını ihlal ettiği gerekçesiyle yayımlanmalarının yasaklanması için Alman mahkemesine başvurur. Dava, Alman Anayasa Mahkemesi'ne kadar gider. Alman Anayasa Mahkemesi Prenses Caroline'in kamuoyunun ilgisini çeken bir kişiliğe sahip olduğunu ileri sürerek izole kapalı mekânda çekilmiş fotoğrafların alt mahkemece yasaklanmasını onaylar. Buna karşılık kamuya açık alanlarda çekilmiş fotoğraflar bakımından basın özgürlüğüne öncelik verir. Caroline'in bu karara karşı AİHM'ye yaptığı başvurunun konusu, devletin bir müdahalesi değil, devletin özel yaşamı korumak konusundaki pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği.
AİHM şu görüşlere yer verdi. Siyasetle uğraşan kişilerle ilgili ve demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunabilecek röportaj ile resmi bir görevi olmayan kişinin özel yaşamının ayrıntılarına ilişkin röportaj arasında temel bir fark vardır. Davacının salt kamuoyunun merakını tatmin etmek için yayımlanan özel yaşamının ayrıntılarına ilişkin fotoğraflar toplumun genel çıkarlarıyla ilgili bir tartışmaya katkıda bulunamaz. Yani, AİHM, Prenses'in resimlerinin yayımlanmasında kamu yararı görmedi.
AİHM, Alman Anayasa Mahkemesi'nin özel yaşamın, mekâna göre değişik derecede korunması gerektiği görüşünü, 'izole mekân' ölçütünün belirsizliği nedeniyle reddetti. Bu gerekçelerle, AİHM, Alman Anayasa Mahkemesi kararının sözleşmenin özel yaşama ilişkin 8. maddesini ihlal ettiği sonucuna vardı.
Şiddete teşvik ve tahrik
AİHM'nin basın özgürlüğünün sınırlanmasını kabul ettiği bir konu da, şiddete teşvik ve tahrik. Türkiye'ye karşı 1999'da karara bağlanan bir seri başvuruda, başvurucuların hemen hepsi, yazı veya konuşmalarında hükümetin Güneydoğu politikasını eleştirip, Terörle Mücadele Yasası 8. madde veya TCK 312/2'den mahkûm olmuştu. AİHM iki istisna hariç tüm başvurularda şiddete teşvik ve tahrik olmadığı gerekçesiyle, sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardı. Ancak bu kararlarda da AİHM, gazetecilerin siyasal çatışma ve gerginlik durumlarında özel sorumlulukları olduğunu, kin ve şiddeti yayan bir araç durumuna düşebileceklerini belirtti.
İki istisna
Sürek/Türkiye (No. 1) ve Sürek/Türkiye (No. 3) (8.7.1999) davalarında ise şiddete teşvik bulunması nedeniyle, Sürek'e verilen cezaların sözleşmeyi ihlal etmediğine karar verdi. Gerger/Türkiye (8.7.1999) davasında ise, AİHM, Gerger'in toplantıya gönderdiği mesajda kullanılan ifadelerin şiddete teşvik niteliğinde olmadığını, ayrıca kendisinin DGM tarafından 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmesinin elde edilmek istenen amaçla orantılı bulunmadığını belirterek, bu iki nedenle sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna vardı.
AİHM kararlarında, ABD Yüksek Mahkemesi'nin 'açık ve mevcut tehlike' ölçütünü hiçbir zaman kullanmadı. Gerger kararında AİHM, küçük bir topluluğa okunan bir mesajın, ulusal güvenlik, kamu düzeni, toprak bütünlüğü üzerindeki olası etkisinin çok sınırlı kalacağını belirtiyor. Başka kararlarda da, başvurucunun kullandığı araçla, ulusal makamların endişe ettiği tehlike arasındaki illiyet bağlantısını göz önüne alıyor. Ancak bu, 'açık ve mevcut tehlike' ölçütünü uygulama anlamına gelmiyor. Bütün bu kararlardan anlaşılacağı gibi, AİHM'nin genel eğilimi, basın özgürlüğünün sınırlarını olanak ölçüsünde geniş tutmak, yukarıda belirtilen istisnalar dışında sınırlandırılmasını sözleşmeye aykırı bulmak yolunda.

Dr. Rıza Türmen: AİHM Yargıcı