En kötü seçenek: Kıbrıs'ın taksimi

Kıbrıs sorununun müzakerelerle çözümlenmesi yönünde herhangi bir girişimin başarısız olması durumunda, sorunun çözümlenemeyeceği ve kolayca anlaşıldığı gibi...
Haber: A. LİKAVGİS / Arşivi

Kıbrıs sorununun müzakerelerle çözümlenmesi yönünde herhangi bir girişimin başarısız olması durumunda, sorunun çözümlenemeyeceği ve kolayca anlaşıldığı gibi, tek çarenin taksim olduğu görüşünün bu kez kesinleşmesine yol açacağı şeklinde Kıbrıs Cumhurbaşkanı tarafından yapılan net uyarı, gözle görülür bir tehlike oluşturuyor. Aynı zamanda bu uyarı, konuya gerçekçi yaklaşılması ve ilgili taraflarca, ona göre ele alınması gereğini ortaya koyuyor.
Gerçekleşmesi elbette istenmeyen bu tür taksimci bir olasılığı göz önünde tutmadan, bu yöndeki prosedür ve girişimlere yardımcı olanlar, sadece bu düşünceyi benimseyenler olabilir. Taksim olasılığının tüm boyutlarıyla ağır yükü, özellikle, zaten dayanaksız dengelerin kurbanı, aynı zamanda da güçsüz tarafı olan Rum tarafının üzerine düşecek. Bizim için şimdi ortaya çıkan kritik ikilem basit, alternatif olanakları da yok: Konunun askıda tutulmasına devam edilirse bu gelişmeye yöneleceğimiz kesin, bunun neden öyle olacağı da kendiliğinden anlaşılır. Öte yandan, aceleci ve dikkatsiz bir çözüme gidilmesi, başka yollardan daha olumsuz gelişmelere neden olacak.
Konuyu basitleştirdiği izlenimini yaratan bu yaklaşım, aslında sorunu ve kısa vadeli perspektiflerini tartışmak için en iyi yol. Verdiği mesaj da çok önemli:
1- Durum öyle bir aşamada ki, kırılan potları örtbas etmek için bir prosedürün (Kıbrıs halkının iradesini dile getirmesine neden olan prosedür gibi bir prosedüre yeniden yol açılacak) uygulanması, ya da adil olmasa dahi, en azından kabul edilebilir bir uzlaşmanın elde edilmesi için yeterli bir yakınlaşmanın olmaması nedeniyle, çıkmazdan kurtulma marjları yok.
2- Herkes, çıkmazdan kurtulabilmenin tek alternatifi olarak, ya oldubittilerin açıkça kabul edilmesini (ve de yasallaştırılmaları zorunluluğu), ya da bugünkü statükonun sessizce kabul edilmesini görecek. Birincisini bizim taraf önceden reddetmiş bulunuyor, ikincisi ise, ilk aşamada bugünkü statükonun 'de fakto', müteakiben de 'de jure' kabul edilmesine neden olacak ve çözümsüzlük gayriresmi düzenlemeye dönüşecek. Tabii, bunu da kabul edemeyiz.
Bu bağlamda konu, bilinen hafiflikle sık sık dile getirilen eleştirilerle değil de ciddi bir şekilde ele alınırsa, yeni girişimlerden kaçınılmasının söz konusu olmadığı, fakat bu ya da başka planların ilerletilmesi veya şantajcı bir şekilde kabul ettirilmesi yönündeki herhangi bir prosedürün hızlandırılmasının da söz konusu olamayacağı anlaşılır. Amaç, girişimde bulunuluyor izlenimi yaratmak, hareketlenmenin var olduğunu göstermek için prosedür uygulamak değil. En önemlisi de amaç, Kıbrıs konusundan ve bazılarının, yarattığı baş ağrısından kurtulması için, Helenizm tarafından faiz ve faiz üstüne faizle ödense dahi, herhangi bir çözüme gidilmesi değil. Asıl konu, yeni girişimlerin -olursa eğer- yeterince hazırlanması, kritik hatalarımızın ve bunları acılı bir şekilde ödememizin kazandırdığı deneyimler sayesinde de, bu kez nihai düzenlemeler için doğru yönde kanalların açılması. Bugün kesin olanı şudur:

  • Referandumlarda ortaya konulan çerçevedeki çözüm parametrelerinin yeniden masaya getirilmesi yönündeki herhangi bir teşebbüs, halkın iradesini etkileyici yüzeysel değişiklikler ve makyajlar yapılsa da, aynı neticeyle sonuçlanacak. Bu durumda, özellikle de dengelerdeki yeni kritik koşullar gözardı edilirse, sonuç, Anan Planı'nın son versiyonunun Kıbrıs halkı tarafından reddedilmesiyle elde edilen sonuçtan farklı olmayacak.
  • Kıbrıs konusuna ilişkin yeni koşullar, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal bir devlet ve bir bütün olarak AB kurumlarına ve Avrupa perspektiflerine katılmış olmasından kaynaklanıyor. Bu bağlamda, çözümün AB müktesebatına uygun olması gereği olmazsa olmazdır. Bu, sadece bizim tarafın öne sürdüğü nedenlerden dolayı değil, Avrupa ilkeleri ve kurumsal prosedürler nedeniyle öyledir. Aksi halde, yasal devletin yerini sadece özürlü bir AB üyesi ülke almayacak, AB'nin işlevsel kurumlarının özünün sadece esnek olmadığı, bozulabileceği de kanıtlanacak.
    Bu ilkelerden ne kadar sapılırsa sapılsın, çözümleri benimseyen ve öne süren güçler, belirli stratejik çıkarlarını tatmin edecek olan bir uzlaşma çerçevesini ne kadar biçimlendirseler bile, şunların göz ardı edilmesi mümkün değil ve de düşünülemez:
    a- AB müktesebatının temel ilkelerinin ekarte edilmesi,
    b- Avrupa değerlerinin temel yapısının bertaraf edilmesi,
    c- AB üyesi olan ülkelerden talep edilen gerekli işlevsel uyumun sağlanması talebinin iptal edilmesi.
    Bunların yanı sıra, -acılı ödünler vermenin önşart oluşturduğu bir uzlaşma gereği gözü-müzden elbette kaçmıyor- yakında kesinlikle bizden talep edilecek olan seçeneklerin stratejik açıdan ele alınması sırasında öncelikli konuyu, Kıbrıs Helenizmi'nin parçalanmış olmasına rağmen, doğal coğrafyasında tarihi varlığını sürdüreceğinin güvence altına alınması oluşturmalı. En nihayet, asıl istenen de budur. (Yunan gazetesi Elefterotipia, 21 Aralık 2005)