scorecardresearch.com

Enerji için para, para için enerji ihtiyacı var

Enerji için para, para için enerji ihtiyacı var
'AB Enerji Altyapısı Paketi hazır. 10 yıllık yatırım 60 milyar euro.'
Haber: BAHADIR KALEAĞASI / Arşivi


Brüksel’de ‘enerji’ dendi mi, yaşam neredeyse bir an duruyor. Enerji kalmıyor bir an için gözlerde, zihinlerde, sözcüklerde... Sanki bitkinlik çöküyor, enerji hapları aranıyor. Hemen sonra birçok bilgi, görüş ve hedef zerk oluyor ortama. İster AB Bakanlar Konseyi veya AB Komisyonu toplantısında olsun, ister özel sektör temsil kurumu BUSINESSEUROPE veya bir düşünce kuruluşu oturumunda, Avrupa’nın enerji politikaları kaygılar, fırsatlar ve çıkarlar arasında harmanlanıyor.

Dünya enerji coğrafyasını takip eden merkezi Paris’teki Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başekonomisti ve Forbes dergisi tarafından enerji âleminin en etkili dördüncü kişisi olarak tanımlanan Fatih Birol da uyarıyor: “AB Komisyonu dünyadan kopuk. Dünya enerji politikalarında Avrupa dışındaki aktörler giderek daha etkin. AB zaman kaybediyor.” Brüksel’deki toplantıdaki çoğu Avrupa enerji şirketleri veya sivil toplum temsilcisi katılımcılar bu açık sözlülüğü alkışlıyor.

2020’de 20, 20 ve 20 Avrupa’da sorun enerji politikasına verilen önemde değil. Bu yönde üç adet ‘20’den oluşan strateji uygulanmaya başlandı. Amaç, 2020’ye kadar:

* sera gazı salınımında 1990 seviyesine göre % 20 azalma,
* yenilenebilir enerji tüketimi payının % 20’ye çıkması,
* ve enerji kullanımını daha etkin kılarak % 20’lik azalma.

Hedefler ve eylemler belli fakat AB içi tartışma durulmuyor. Güneş ve rüzgâr enerjilerinde Almanya ve İspanya gibi dünya liderleri, Fransa ve Belçika gibi nükleer öncelikliler veya altyapı bütçesini sıkmak zorunda kalan İngiltere ve Yunanistan gibi farklı yaklaşım katmanları var. Dünya’ya karşı ise 2009 Kopenhag ve 2010 Cancun zirveleri AB için başka bir mücadele arenası. Sera gazı salınımında düşüş hedefini % 30’a çıkarmak için AB diğer önemli ülkelerin de taahhüdünü talep ediyor. ABD’de ise ekonomik krizle temiz enerji yatırımları arasında denge aranıyor, Beyaz Saray ile Kongre anlaşamıyor. Çin bile benzer bir iç ve dış sorun yumağında bocalıyor. Bir taraftan rekabet gücünü Batı’nın masraflı temiz enerji talepleriyle yıpratmak istemiyor. Diğer taraftan Pekin itiraf ediyor ki, kirlenen çevre Çin halkı için doğal felaket ve sosyal isyan senaryolarını şekillendiriyor. Bu arada kutuplarda buzlar giderek daha hızlı eriyor.

Gezegenin enerji kaynaklarının insanlık uygarlığı tarafından tüketiminde dönüm noktası 1950. Savaş sonrası son altmış küsur yıl içinde kömür, petrol, doğalgaz, hidrolik ve nükleer enerji tüketiminde muazzam bir patlama var. Yıllık miktarlar üçe, beşe, on beşe katlandı.

‘Enerjiobur’ uygarlık
Sadece etobur değil, aynı zamanda ‘enerjiobur’ bir uygarlık evrimi yaşandı; hâlâ 1.4 milyar insanın evinde elektrik olmasa da. Uygarlık tarihinin bundan sonrasında gerilim hatları daha da yoğunlaşacak. Tarihte ilk defa, 1950’li yıllarda doğanlar, yaşamları sona ermeden dünya nüfusunun ikiye katladığını gördüler. Bugün 6.7 milyar olan küresel nüfus, 2030’da 8 milyar olacak. Dünya ekonomik atlası da çok eksenli yönde daha da değişecek. Teknolojik devrim devam eder, yoksulluk nispeten azalır, ekolojik duyarlılıklar serpilir ve tüketim toplumu değişirken, insanlık uygarlığının enerji ihtiyacı da 2030’da yüzde 35 artmış olacak. Piyasanın yüzde 70’ine erişecek olan elektrikli otomobillerden temiz musluk suyuna, ekolojik binalardan organik kozmetik ve gıdaya birçok mevcut eğilimin etki alanı genişleyecek. Fakat hâlâ 1 milyar küsur insanın evinde elektrik olmayacak (IEA-World Energy Outlook 2010).

Enerji kaynakları yüzünden, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan savaş ve anlaşmazlıklar uluslararası ilişkilerin karbondioksiti oldu. Barış umutları sürekli zehirlendi. Halen birçok çatışmanın hammaddesi enerji kavgası. Savaşların da ötesinde, enerji politikaları her uluslararası pazarlığın temel direklerinden biri durumunda. IAE’nin 2030 senaryoları çerçevesinde, 2009 Kopenhag Zirvesi’ndeki uzlaşmazlığın ek maliyeti 1 trilyon dolar. Bu arada kutuplarda buzlar eriyor, hava ısınıyor.

Gündem: Taşıma ve bağlantı
Enerji, Avrupa’da o kadar ön plana çıktı ki, AB Komisyonu’nun Alman üyesi bu alandan sorumlu. Halbuki yakın zamana kadar Alman komiserler ekonomi ve sanayi gibi yetkileri talep ederdi. Üstelik enerji alanı son Lizbon Antlaşması’na rağmen AB’nin en güçlü yetki alanlarından biri değil. Önümüzdeki dönem Avrupa’nın gündeminde enerji taşıma ve bağlantı hatları var. AB Enerji Altyapısı Paketi devreye girmek üzere. Hesaplanan yeni yatırım miktarları 2020’ye kadar elektrik için 50, doğalgaz için 10 milyar euro. Ayrıca Hazar kaynaklarını Türkiye üzerinden taşıyacak olan Nabucco boru hattı halen Brüksel’in öncelikleri arasında. Temiz enerji kaynaklarına ayrılan araştırma-geliştirme bütçeleri de önemli miktarlarda para gerektirmekte. AB hem enerji tedarik güvenliğini pekiştirmek hem de küresel iklim değişikliğine karşı hareketlenmek için çabalıyor.

Türkiye ise Avrupa’nın enerji denklemlerinde yalnızca boru hattı ile mevcut değil. İç pazarından güneş ve rüzgârına her açıdan önemli. Türkiye’deki iç tartışmalar Brüksel’de de yankılanmakta. Örneğin geçen gün Avrupa Parlamentosu’ndaki bir konferans: “Türkiye’nin akarsu ve baraj politikaları.” Konuşmacıların temsil ettiği kurumlar ise: TEMA, Doğa Derneği, Yeşil Artvin Derneği, Allianoi Girişimi, Sarıkeçili Yörükleri, Munzur, Çoruh ve Loç Vadisi koruma grupları... Enerji ve doğa söz konusu oldu mu yerel, ulusal, kıtasal ve küresel boyutlar iç içe. AB’nin ekonomik geleceği için daha çok enerjiye; daha çok enerji için daha çok paraya; daha çok para için de daha çok enerjiye ihtiyacı var. AB’nin daha çok siyasal enerjiye, insan enerjisine, ekonomik, bilimsel, teknolojik, ekolojik ve toplumsal enerjiye ihtiyacı var. Dolayısıyla aslında AB’nin genişleme koşullarını yerine getirmiş bir Türkiye’ye ihtiyacı var.

(Simetrik olarak, bir önceki paragraf ‘AB’ ve ‘Türkiye’ sözcükleri yer değiştirerek de okunabilir.)
(bahadir@kaleagasi.net)


http://www.radikal.com.tr/102949410294940

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.