Erdoğan Türkiye'yi nereye götürüyor?

Erdoğan etrafındaki tartışma diner dinmez yeniden alevleniyor. Bu tartışma, iç konulardaki söylemi, siyasete bakışı ve ümmetçi hayaliyle Arap İslami hareketlere yakın bir yapıya sahip Türk İslami hareketinden gelen bu adamın niyetleri, hatta kimliği etrafında dönüyor.
Haber: YASER ZEGATİR / Arşivi

Erdoğan etrafındaki tartışma diner dinmez yeniden alevleniyor. Bu tartışma, iç konulardaki söylemi, siyasete bakışı ve ümmetçi hayaliyle Arap İslami hareketlere yakın bir yapıya sahip Türk İslami hareketinden gelen bu adamın niyetleri, hatta kimliği etrafında dönüyor.
Bazı İslamcılar, Erdoğan'ın Türkiye'nin 'Avrupalılaşmasındaki' kararlılığında kendi İslami kimliğini inkâr etmesini görüyor. Ki bu İslami kimliği, hocası Erbakan, askerler tarafından devrilmeden önce kurmaya çalıştığı D-8 grubu aracılığıyla pekiştirmeye çalışmıştı.
Kimi İslamcılar Türkiye'nin Hıristiyan kulübü AB üyeliği için gerekli Batılı değerlerin Türk İslamını tehlikeye atacağından kaygılı. Bu kaygı yersiz. Çünkü İslam bugün dünyada en fazla yayılan din, üstelik de maruz kaldığı kapsamlı karalama kampanyasına rağmen. Dahası Türkiye farklı alanlarda, özellikle de Batılı değerler konusunda Avrupalılığı epeydir yansıtmakta. Hatta Anglosakson'larla karşılaştırdığımızda dinle ilişkisi açısından Batı dünyasından daha kötü konumda.
Özetle Türkiye değerleri ve kanunlarıyla özellikle de din özgürlüğüyle ilgili konularda Batılı dokuya sahip zaten. Sosyalist totaliter modele yakın köktenci bir laiklik inşa etti Türkiye. Türkiye'de genelev serbest, kadın istediği kadar açık seçik giyinebiliyor. Buna karşılık başörtü hâlâ kamusal alanda hâlâ yasak. Bu noktadan hareketle Türkiye'nin AB'ye girişinden kazanacağı şey özgürlüğün değerleri.
Türkiye'ye özgürlüğün, demokrasinin ve gerçekçi çoğulculuğun değerleri taşındığı zaman İslami etkinlikler yasak olmayacak. Zira İslam'ın aktivistleri sadece dini yaymak için değil aynı zamanda İslam'ın devlet ve toplumla ilişkisi başta olmak üzere İslam'ı daha kapsamlı bir bakış açısıyla yaymak için özgürce hareket edebilecek. Türkiye'nin AB yolculuğu çoğulculuk, demokrasi ve özgürlük getireceği gibi askerin siyasi hayattaki kontrolünün sona ermesini de sağlayacak.
Türkiye AB'nin, özellikle de AB'nin, maddi ve beşeri zenginlikleri gölgesinde güçlü bir devlet olacak. Bu, haddi zatında Erdoğan'ın projesi. Bu proje ülkesini askeri, siyasi ve ekonomik güce doğru götüren ulusal bir liderin projesidir. Hocasının etkisinden kurtulduktan sonra yeni bir yola koyuldu Erdoğan. Hal böyleyken dini ve kimliğiyle barışık olmaya çalışıyor. Söz konusu projede dindarların ve diğer kesimlerin kendilerini ifade etme hakkı da var. Dindarlaşmanın önünü açmak için umut edilen en iyi formül bu. İran deneyimindeki baskı ve zorlamayla olmaz dindarlaşma.
Ayrıca Erdoğan İslam'ın yerine Avrupa'yı getirme çabasında değil. İslam ülkeleriyle ilişkileri bunun işareti. Denebilir ki Erdoğan, her yıl dünyadaki İslami hareket liderlerinin katılımıyla İstanbul'un fethi kutlamaları yapmaya bayılan hocası Erbakan'dan hayli farklı bir siyasetçi.
Kimi İslamcılar Erdoğan'ın, hocasının projesine ulaşmak için taktiksel davrandığı düşüncesinde. Zira hilafetin geri getirilmesini isteyen proje halihazırdaki uluslararası güç dengelerinde pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki ordunun, köktenci laik elitler ve işadamlarının ağırlığıyla belirginleşen karmaşık iç güç dengeleri de elverişli değil bu açıdan.
Tabii bu durum yolun sonu anlamına gelmez. Zira demokrasi, çoğulculuk ve özgürlükten beslenen AB üyeliği durumunda oluşacak yeni ortam, siyasi arenaya Erbakan yöntemiyle girmeyi düşünenlere fırsat verebilir. Şayet halk onları seçerse nesnel koşulların ve güç dengelerinin de izin vermesi durumunda kendi projelerini gerçekleştirme yolunda daha fazla ilerleyebilirler.
Geriye askerin ne tepki vereceği sorusu kalmakta. Seyirci mi kalacaklar yoksa Erdoğan'ın projesine karşı harekete mi geçecekler? Erdoğan'ın önünde halkla koalisyon kurmak dışında bir seçenek yok. Çünkü kendisini ve projesini korumaya kadir tek güç halk. Halkın eğilimleriyle çeliştiği halde iktidarda kalmaya yoğunlaşması ise kesinlikle yararına olmaz.
(Ürdün gazetesi Düstur, 8 Nisan 2005)