Erdoğan'ın giderek artan otoriter eğilimleri

Erdoğan'ın giderek artan otoriter eğilimleri
Erdoğan'ın giderek artan otoriter eğilimleri

Artık resmilik kazandı: Kadınlar, çocuk doğurmalı ve evde oturmalı. Başbakan Erdoğan’ın yedi bakanlıkla birlikte Kadın Bakanlığı’nı kaldıracağını açıklaması, feministler tarafından böyle karşılandı. 12 Haziran seçiminden günler önce gelen bu açıklama, Erdoğan’ın ılımlı İslamcı AKP ’sinin yeni bir tutuculuk rotasına girebileceği yönündeki korkuları arttırdı.
Erdoğan, Kadın Bakanlığı yerine ‘Aile ve Sosyal Politikalar’ Bakanlığı önerirken, “çünkü biz muhafazakâr demokrat bir partiyiz, aile yapısını güçlendirmeliyiz” diyor. Bu sözler, AKP’nin zinayı suç haline getirme teşebbüsünü ve Erdoğan’ın kadınlara en az üç çocuk yapmaları yönündeki çağrısını hatırlayanlarda alarm zilleri çaldırıyor. Erdoğan, kreşlere de karşı. Ona göre çocuklarını başkalarına emanet edenler, ihtiyarlıklarında yapayalnız kalacak. Avukat Hülya Gülbahar, “Bizden üç çocuk yapıp evde oturmamızı istiyor” diyor.
Laik müesses nizamın, AKP’nin nihai planının şeriatı getirmek olduğu iddiaları abartılı. Ancak savcıların 2008’de AKP’yi yasaklamak yönündeki başarısız girişiminin ardında, bu düşünce yatıyordu. Sayılan suçlar arasında, binlerce dindar kadını eğitimden mahrum bırakan türban yasağını gevşetme çabası da vardı. Aslında AKP, 2002’de iktidara geldiğinden bu yana reformlar yaparak kadınlara eskisinden daha fazla hak tanıdı. Evlilik içi tecavüz artık suç. ‘Namus cinayetleri’ne yönelik cezalar ağırlaştırıldı. Fakat bu yasaların bazılarının hazırlanmasında katkısı olan Gülbahar, Erdoğan’ın ikinci tek parti iktidarını elde ettikten sonra ‘döndüğünden’ yakınıyor. 

Toplumsal baskılar artıyor
Erdoğan’ın giderek tutucu hale gelen tonu, Samsun’daki bir sosyal hizmet merkezinde psikiyatrist olan Zeynep Aksu’nun, kısa etek giymekten vazgeçmediği için işten çıkarılmasını teşvik etmiş olabilir. Ocakta Mersin’de bir okul müdürünün erkek öğrencilere, kız öğrencilerden en az 45 santim uzak durmalarını emretmesi de sansasyon yarattı. Ancak CHP’li bir vekil hükümete başvurduktan sonra soruşturma başlatıldı.
CHP’nin milletvekili adayı sosyolog Binnaz Toprak bu tür olayların ülkede hoşgörüsüzlüğe doğru gidişatı yansıttığını savunan bir araştırma yayımladı. Birçok Anadolu kentinde artık alkol servisi yapılmadığını ve Ramazan’da oruç tutulması yönündeki baskıların arttığını tespit etti.
Fakat hikâyenin bir de başka tarafı var. Ülkede üniversitelerin artışıyla birlikte İzmir ve İstanbul gibi kentlerden gelen öğrenciler, yerel halkı rahat tavırlarıyla etkiliyor. Durgun Doğu kenti Erzurum’da kızlar ve erkekler el ele dolaşırken görülebiliyor, ki yakın zamana dek bu yüzden dayak yiyebilirlerdi. İstanbul’da başörtülü kızlar erkek arkadaşlarıyla parklarda sarılarak oturabiliyor. Kısacası bazen Türkiye , aynı anda hem daha muhafazakâr hem daha liberal hale geldi.
Daha büyük bir endişe kaynağı, Erdoğan’ın giderek artan otoriter eğilimi. Türkiye, hapisteki gazetecilerin sayısı açısından neredeyse bütün diğer ülkelerin önünde. Erdoğan’ın konuşması sırasında ‘Parasız eğitim istiyoruz’ pankartı açan iki öğrenci, ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla cezaevinde. Ve Erdoğan’ın kendisini eleştirenlere sert biçimde yüklenme düşkünlüğü giderek artıyor. 

‘Küresel çete’ suçlaması
Geçen hafta biz de Erdoğan’ın hedefi olduk, zira 4 Haziran sayımızda, AKP’yi anayasayı tek başına değiştirmek için ihtiyaç duyduğu üçte iki çoğunluktan mahrum bırakmak için, Türklerin CHP’ye oy vermesi gerektiğini söylemeye cüret ettik. Birçok mitingde Erdoğan, Economist’i ‘küresel bir çete’yle birlikte hareket etmek ve İsrail’den emir almakla suçladı. Bu kendisine ülke içinde oy kazandırabilir, fakat Batı’nın gözündeki itibarına pek katkıda bulunmayacaktır. (Başyazı, 9 Haziran 2011)