Erdoğan'ın işi hiç kolay değil

Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için üçüncü bir yol var mı? Diğer bir değişle, PKK'nın gündemini belirlediği devamlı genişleyen bir Kürt hareketi ile derin devlet arasında günden güne tırmanan karşıtlıkta ezilmemek için, Erdoğan'ın hareket inisiyatifi almasına imkân var mıdır?
Haber: YORGOS KAPOPULOS / Arşivi

Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için üçüncü bir yol var mı? Diğer bir değişle, PKK'nın gündemini belirlediği devamlı genişleyen bir Kürt hareketi ile derin devlet arasında günden güne tırmanan karşıtlıkta ezilmemek için, Erdoğan'ın hareket inisiyatifi almasına imkân var mıdır? Artık PKK, en ılımlı Kürt örgütlerinin de kabul ettiği bir dizi talep ileri sürüyor:

  • TBMM'de bağımsız bir Kürt grubunun yer alması için yüzde 10 barajının iptalini,
  • Hem Kuzey Irak'ta bulunan yasadışı, hem de mahkûm edilmiş olan gerillalar için genel af çıkarılması,
  • Yerel yönetimin, Vali ve yerel askeri komutanın müdahalelerinden korunması.
    Bu talepler artık federasyona ve hatta bağımsızlığa ilişkin açık ifadelerle günden güne gelişiyor.
    Birinci talep: Yüzde 10 barajının iptali, iktidardaki AKP'nin liderlik konumuna doğrudan dokunuyor, çünkü otomatik olarak TBMM'deki çoğunluğunun kaybına, çok partililiğin tekrar ortaya çıkmasına ve iktidardan muhtemelen uzaklaşmasına yol açacak.
    İkinci talep: Erdoğan'ın derin devlet ile dengelerine yönelik... Güneydoğu Türkiye'de kargaşanın tekrar canlanması, mahkûm edilenlerin aflarını dahi imkânsız kılıyor. Üstelik, her türlü kısmi af, Öcalan hariç olmamak kaydıyla olsa bile, hoşgörü önlemlerinin genişlemesi için baskıları güçlendirecektir.
    Erdoğan'ın hareket edebileceği nokta, Güneydoğu Türkiye'deki yerel yönetimlerdir. Yani, ordunun baskıcı kontrolünü ve de PKK'nın perde arkasından yönetimini zayıflatıp yerel yönetimi güçlendirmek.
    Ancak, yarı bağımsız Kuzey Irak'taki gelişmelerin, yerel yetkililerin demokratik bir topluma eşit katılım vizyonuna çekilmesine mahal bırakıp bırakmadığı kuşkuludur. Şayet Erdoğan'ın, yerel Kürt elit tabakasının ülkenin bütünlüğüne zarar vermeden, siyasi oyuna eşit katılımı için arabuluculuk yapmasına müsaade edecek hareket alanı olmazsa, bir sonraki adım, gelişmeleri bastırmaktır: Erdoğan'ın onayıyla veya onayı alınmadan, AKP hükümetinin desteklemesi veya harekete geçmesiyle dahi sonuç dramatik olacaktır.
    Günther Verheugen'in uyardığı gibi, Güneydoğu Türkiye'de olağanüstü hal ilanı, katılım müzakerelerinin donmasının ve Erdoğan'ın sonunun başlangıcının işareti olacaktır. Her şey, Ankara'nın Kürt sorununda tam bir stratejik dönüş için önkoşulların oluşmadığını gösteriyor: Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devletinin kurulmasının değişmez kurallara bağlı olduğunu ve geri dönülemeyeceğini kabul etmesi, stratejik ortağı ve destekleyicisi olarak görünmesi ve liderliğini Güneydoğu kentlerinde güçlendirmesi.
    Bu politikayı tek çözüm olarak, daha Ağustos 1990 Körfez Krizi'nin birinci gününde, büyük reformcu ve ileri görüşlü Turgut Özal görmüştü, ancak derin devletin kesin vetosuna çarpmıştı. Bu çözüm Ankara'yı ABD ile aynı doğrultuya getiren tek seçenekti ve Irak'ın bölünmesinin istikrar bozucu sarsıntılarına karşı, ülkenin birlik ve istikrarını zırhla kaplıyordu. (Yunan gazetesi, 23 Kasım 2005)