Evrenin merkezi değisti!

Canlıların çevresel koşullara gösterdiği çok çeşitli uyumlar canlıların bilinçli bir tasarımın ürünü olduğu izlenimini vermektedir. Kuşların uçmak için kanatları, omurgalıların çevrelerini görebilmek için tasarlanmış gibi görünen mühendislik harikası diyebileceğimiz gözleri var.
Haber: AYKUT KENCE / Arşivi

Canlıların çevresel koşullara gösterdiği çok çeşitli uyumlar canlıların bilinçli bir tasarımın ürünü olduğu izlenimini vermektedir. Kuşların uçmak için kanatları, omurgalıların çevrelerini görebilmek için tasarlanmış gibi görünen mühendislik harikası diyebileceğimiz gözleri var. Canlıların bu olağanüstü adaptasyonları ilk bakışta canlıların doğaüstü bir güç tarafından tasarlandıkları görüntüsünü vermektedir. Tıpkı bir insanın, Dünya'yı evrenin merkezinde sabit, Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları Dünya'nın çevresinde dönüyor olarak algıladığı gibi...
Tarih boyunca insan Dünya'nın evrenin merkezinde olduğuna, Dünya'nın ve üstündeki gökkubbenin ve canlı türlerinin doğa üstü bir güç tarafından tasarlanarak yaratıldığına inanıyordu. Fakat 16. ve 17. yüzyıllarda Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton'un çalışmaları insanın evreni algılayış biçiminde bir devrim yapmış, Dünya'nın evrenin merkezi olduğu inancını yıkarak, Dünya'nın Güneş'in çevresinde dönen küçük bir gezegen olduğunu gösterdi. Darwin bu devrimi canlıların oluşumunu doğa yasaları ile açıklayarak tamamladı.
Dincilerin direnişi
Darwin'in kuramı dinciler tarafından büyük bir dirençle karşılandı. Özellikle ABD'de de 1925 yılında Darwin'den biyoloji derslerinde söz eden bir öğretmen John Scopes yargılandı ve hüküm giydi. Daha sonra 1960'lı yıllara kadar ABD'nin özellikle güney eyaletlerinde Darwin'e ve evrime biyoloji derslerinde değinilmedi. 1957 yılında Sovyetler Birliği ilk uzay uydusu Sputnik'i uzaya gönderince Amerikalılar bilim ve teknoloji yarışında geri kalmaya başladıklarını görerek ortaöğretim ders programlarını gözden geçirdiler ve Darwin'i de biyoloji ders programlarına dahil ettiler.
Diğer taraftan ortaöğretimde Darwin'i yasaklayan yasalar da her eyaletin anayasa mahkemelerince laikliğe aykırı bulunarak iptal edildiler. Bunun üzerine köktendinciler kendi inançlarını, İncil ve Tevrat'taki yaradılış öyküsünü, bilimsel yaradılışçılık adı altında okullara sokmayı denediler ve bir çok eyalette başarılı oldular. Okullarda evrime ve yaradılışa eşit zaman ayrılmasını zorunlu kılan yasalara karşı dava açan insan hakları dernekleri, öğretmenler, diğer sivil toplum örgütleri sonuçta bu yasaları da laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle iptal ettirmeyi başardılar. ABD'de çeşitli yollarla kendi inançlarını okullara sokmaya çalışan köktendinciler bu arada 80'li yılların ortalarında bir gün laik Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Milli Eğitim Bakanı'ndan telefonla aldıkları bir yardım çağrısı ile yüreklenmişler ve ABD'de başaramadıklarını Türkiye'de gerçekleştirme fırsatını bulmuşlardır.
1985'teki dönüm noktası
1985 yılında Türkiye'de lise biyoloji müfredatına evrime ek olarak yaradılış görüşü de eklendi ve Milli Eğitim Bakanlığı'nca Amerikan yaradılışçılarının 'Scientific Creationism' adlı bir kitabı 'Yaradılış Modeli' adıyla Türkçeye çevrilerek biyoloji öğretmenlerine ücretsiz dağıtıldı.
Böylece Türkiye, evrim ve yaradılışın birlikte öğretilmesini devlet politikası olarak benimseyen tek 'laik ve çağdaş' ülke oldu.
Girmeyi düşündüğümüz AB'de ve dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde evrim ve yaratılış, bilimsel bir kuram ve dinsel bir öğreti bir fen dersinde birlikte öğretilmemektedir.
ABD'den gelen akım
Bu arada ABD'li yaradılışçılar Türkiye'ye sık sık gelerek konferanslar verdiler.
Bir dinci vakıf da inanılmaz kaynaklar harcayarak, bedava dağıttıkları kitaplar ve ülkenin hemen hemen her kasabasında düzenledikleri konferanslarla halk üzerinde etkin bir bilim karşıtı kampanya yürüttü ve halen de yürütmektedir.
Evrime karşı yürüttükleri kampanya sırasında 'Evrim ispatlanmamıştır, sadece bir teoridir' diyerek evrimin konumunu toplumda zayıflatmaya çalışmışlardır. Burada bilimin işleyişi konusunda pek bir şey bilmeyen sıradan insanı aldatmaya yönelik bazı tuzaklar vardır. Hatta bu tuzaklara aydınlarımız bile düşmektedirler 'Evrim kuramı henüz kanıtlanmamıştır, bu konudaki çalışmalar sürüyor' yaygın bir söylemdir. Evrim kuramı bir matematik teoremi değildir. Bu nedenle ispat edilmesini beklemek yanlıştır.
'Daha iyi açıklama' yolu
Bilimde kuramlar, teoriler, hipotezler ispatlanmaz, tersine çürütülür, yıkılır. Evrim kuramı bilimin katı kuralları içinde binlerce sınavdan geçmiş güçlü bir kuramdır. Eğer yapılan deney ve gözlemler kuramın öngörülerine uyarsa kuramın desteklendigini söyleriz, çelişiyorsa, örneğin paleozoik döneme ait fosiller arasında bir insan fosili bulursak kuramımız çökmüş demektir.
O durumda bu sonuçları daha iyi açıklayan başka bir kurama gerek vardır. Kuram, ya da teorinin iki anlamı vardır. Biri sadece bir tahmindir. Örneğin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olarak kabul edilmesi konusunda herkesin kendine göre bir teorisi vardır. Kuramın diğer anlamı ise bilimsel olanıdır. Bir doğa olayı veya olayları hakkında bir dizi çıkarım, yasa, ve açıklamaların bütününe kuram diyebiliriz. Evrim kuramı da yeryüzündeki biyolojik çeşitlilik hakkında bir dizi yasa, çıkarım ve açıklamanın bütününe verilen addır.
'Çürüdü mü?'
Yine bu kampanya sırasında en çok yinelenen tümce şuydu: "Bilimin en son verilerine göre evrim teorisi çökmüştür". Evrim kuramı günümüzde yeryüzünde görülen biyolojik çeşitliliği en iyi açıklayan bilimsel kuramdır. Biyolojinin tüm dallarındaki buluşlar, evrim kuramıyla anlam kazanmaktadır. İnsan genom projesindeki gelişmeler Darwin'i her zamankinden daha da haklı çıkarmıştır. Evrimsel biyolojinin tarımda, tıpta, antropolojide, hatta ekonomide sayısız uygulamaları vardır. Bu nedenle son 20-30 yılda dünyada evrim alanında araştırma ve eğitim yapan ülke ve kurumların sayısında hızlı bir artış görülmektedir. Yaptığımız bir araştırmaya göre 1980 yılında 12 ülke adında evrim sözcüğü geçen akademik birime sahipken 1999 yılında bu ülkelerin sayısı 40'a yükselmiştir.
Dünyada 1980 yılında 46 tane akademik birim adında evrim sözcüğünü taşırken 1999 yılında bu rakam 233'e yükselmiştir. Bu akademik birimlerin 118'i ABD'de, 35'i Fransa'da, 21'i İtalya'da, 12'si İngiltere'de, 12'si Almanya'da bulunmaktadır. Görüldüğü gibi bu akademik birimler refah düzeyi en yüksek ülkelerde en çok sayıda bulunmaktadır. Çünkü yeryüzünde insanın varlığını sürdürebilmesi, hem kendi evrimini hem de diğer canlıların evrimlerini ayrıntılı biçimde anlamasına bağlıdır.
Dünya dönüyor!
Evrim karşıtı söylemlerin amacı bilimsel gerçeklere karşı toplumda bir kuşku uyandırmak ve evrimin tartışmalı olduğu izlenimini yaratmaktır. Çoğu aydınlarımız bile, 'evrimin tartışmalı olduğuna' inanmaktadır. Peki dünyanın döndüğü tartışmalı mıdır? Hayır. Evrim de dünyanın döndüğü, dünyanın yuvarlak olduğu kadar gerçektir. Yaradılışçılar kafa karıştırarak bu gerçeği gizlemeye, bu gerçeğin okullarda okutulmasının önüne geçerek bilimsel düşünemeyen, kaderine razı, itaatkâr kişilerden oluşan bir toplum oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu yaklaşımlarında da bir ölçüde başarılı olmuşlardır.
Evrim söz konusu olduğunda evrim süreci ile evrim olgusu arasındaki farkı iyi anlamalıyız. Evrim süreci evrimin oluşundaki süreçtir. Bir toplumdaki gen ve genotip frekanslarının zamana bağlı değişimi, farklı toplumlarda farklı genetik yapıların oluşması ve türlerin oluşması evrim sürecini belirler. Evrim kuramı ise evrim sürecini açıklamaya çalışır. Bir insanda yaklaşık 30 bin gen olduğu insan genom projesindeki çalışmalar ile kesinlik kazandı. Bir meyve sineğinde 10 bin gen olduğu tahmin ediliyor. Evrim süreci, değişen çevre koşullarında gen frekanslarındaki değişim ise bu kadar gende olabilecek değişimleri izlemenin ne kadar güç bir uğraş olduğunu görülebilir. Evrimsel biyologlar arasında olan evrim sürecinin nasıl olduğu konusundaki tartışmaları alıp çarpıtarak bağlam dışı olarak kullanıp 'Evrim kuramı konusunda biyologlar arasında fikir birliği yok, zira evrim kuramı yanlıştır' şeklinde bir sonuca varmak yaradılışçıların her zaman kullandığı bir yaklaşımdır.
Kanıt bolluğu
Evrim olgusu ise, yani evrimin gerçekten olduğu, canlıların ortak bir atadan türeyerek bugünkü konumlarına geldiği, yeryüzündeki yaşamın ortak bir geçmişi paylaştığı olgusudur. Bugün Kopernik, Kepler ve Galileo'nun Dünya'nın Güneş sistemi hakkındaki savları nasıl gerçeklik taşıyorsa, canlıların bir evrim geçirdiği de o denli gerçeklik taşıyor. Kopernik'in kuramı ilk kez ortaya atıldığında kutsal kitaplarda anlatılanlara uymadığı için din adamları tarafından yasaklanmıştı. Oysa bugün ne Dünya'nın Güneş'in etrafında dönen bir gezegen olduğundan ne de Dünya'nın yuvarlak olduğundan aklı başında hiç kimse kuşku duymaz. Evrim olgusunu gösteren bilimsel kanıtlar, Dünya'nın yuvarlak olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar kadar çoktur. Bu nedenle de aklı başında hiçbir biyolog canlıların bir evrim sonucu ortaya çıktığı olgusunu yadsımaz. Buna göre bilimde, Dünya'nın 4 milyar yaşından fazla olduğu, yeryüzünde ilk yaşam belirtilerinin yaklaşık 3.5 milyar yıl önce ortaya çıktığı, ilk ökaryotik hücreli canlıların yaklaşık 1.6 milyar yıl önce çıktığı, yaklaşık 600 milyon yıl önce de omurgasızların yaygınlaştığı, yaklaşık 450 milyon yıl önce ilk balık türlerinin ortaya çıktığı, yaklaşık 370 milyon yıl önce amfibilerin, 340 milyon yıl önce sürüngenlerin, 200 milyon yıl önce memelilerin, 150 milyon yıl önce de kuşların ortaya çıktığı tartışma götürmeyen olgulardır.
Buna göre neredeyse tam bir kesinlikle ifade edebiliriz ki günümüzden 300 milyon yıl önce yeryüzünde insan yaşamıyordu, kuşlar ve memeliler de yaşamıyorlardı. Bu olgular biyokimya, moleküler biyoloji, genetik ve jeoloji gibi bağımsız bilim dallarınca da doğrulanmıştır. Bu durumda canlıların ayrı ayrı, birdenbire yaratıldığını ve bugüne kadar değişmediklerini öne sürmek, biyoloji, kimya ve fizikteki bilgilerimizi reddetmek anlamına gelmektedir.
Dünya'nın Güneş'in çevresinde döndüğünü nasıl biliyorsak, canlıların evrim geçirdiğini de artık öyle biliyoruz.
Sorgulanan Darwin
Okullarımızda hâlâ biyoloji derslerinde bilimsel bir kurama seçenek olarak dinsel bir inanış okutuluyor. Bir fen dersinde bilimsel bir kuramla dinsel bir inanışın birlikte öğretilmesi, öğrencilerden iki görüşten birini şeçmelerini istenmesi hem bilime hem dine yapılan bir haksızlıktır. Doğası gereği kuşku duyulmaması gereken dinsel bir inanışın bir fen dersinde sorgulanması olanaksızdır.
Darwin'in görüşleri ise bilim insanları tarafından 150 yıldır sorgulanıyor. Darwin'in ya da herhangi bir bilimsel kuramın sorgulanmasına hiçbir bilim insanının karşı çıkması beklenemez. Bilim bu yolla ilerler. Yerleşik bir bilimsel kuramı yapılan gözlem ve deneylerle sorgulayıp, veriler ışığında kuramın geçersizliğini göstermekten keyif almayacak ve onur duymayacak bir bilim insanı düşünemiyorum. Bilime işte bu nedenle inanırız. Çünkü bilimde yerleşik kuramlar, bilim insanlarının sürekli sorgulaması ile karşı karşıyadır.
Evrim alanında yapılan araştırmalar ve bilgi birikimi, dünyada çığ gibi artarken birilerinin çıkıp, ısrarla, 'Bilimin son verilerine göre evrim kuramı çökmüştür,' 'Darwinizmin sonu gelmiştir' türünden beyanlarda bulunması ancak ülkemizi ortaçağ karanlığına götürmek ve ulusumuzu diğer ulusların tutsağı kılmak isteyen gerici bir zihniyetle açıklanabilir. Bağımsız, güçlü ve gönençli bir ülke istiyorsak gençlerimizi 21. yüzyıla ancak safsatalardan arınmış bir fen eğitimi programı ile hazırlayabiliriz.

Prof. Dr. Aykut Kence: ODTÜ Biyoloji Bölümü öğretim üyesi