Fatin Rüştü Zorlu'nun özel kalemi ve 27 Mayıs

Fatin Rüştü Zorlu'nun özel kalemi ve 27 Mayıs
Fatin Rüştü Zorlu'nun özel kalemi ve 27 Mayıs

Zorlu?nun yerine önce Korutürk, sonra Sarper Dışişleri Bakanı oldu. Sarper ve Tanju Ülgen bir yurtdışı gezisine giderken...

Emekli Büyükelçi Tanju Ülgen'in, 27 Mayıs'tan önce Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun özel kaleminde çalışmaya başlamasının ardından, ihtilalin ilk günlerine kadar giden ve tarihi değere sahip anılarını sunuyoruz: 'Zorlu, bakanlığın gençlerine karşı son derece anlayışlı ve eğitici bir yaklaşıma sahipti. İşlerine ve dosyasına hâkim, Avrupai bir insan olarak göze çarpıyordu...'
Haber: TANJU ÜLGEN / Arşivi

Mülkiye’yi 1958 yılında bitirdikten sonra 1959 yılı Ocak ayında Dışişleri Bakanlığı’na girdim. Bakanlığın Milletlerarası Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başladım. Göreve başladıktan yaklaşık iki ay kadar sonra, bir gün Genel Müdür Yardımcımız Mehmet Baydur’un bana dikte ettirdiği bir notu kaleme alıyordum.
Birden kapı çalındı ve odacı Hamit efendi içeri girdi. Büyük bir heyecanla “Sayın Bakan Tanju beyi çağırıyor” dedi. İkimiz de şaşırdık. Mehmet Baydur, Fatin Rüştü Zorlu’nun beni tanımayacağını, ismimi dahi bilmeyeceğini düşünerek, “Hamit Efendi, bir yanlışlık olsa gerek, Sayın Bakan beni istiyor olmalı” dedi. Odacımız ise ısrarla Bakan’ın özel kaleminden benim istendiğimi ifade etti. Bunun üzerine izin alarak kalktım ve bir kat aşağıya Bakan Özel Kalem Müdürü Ziya Tepedelen’in yanına indim. Kendisi beni bekletmeden “Tanju Bey değil mi? Sayın Bakan sizi bekliyor, buyurun” dedi ve beni Fatin Rüştü Zorlu beyin odasına aldı.

Seçim nedeni bıyık mı?
Kendimi loş bir odada buldum. Odada ilk gözüme çarpanlar, sonradan öğrendiğime göre Babıali’den kalma eski bir çalışma masası, keza tarihi kalem ve bir hokka takımıydı. Fatin Rüştü Bey makamında bazı kağıtlar okuyordu. Ben masanın önünde ayakta bekliyordum. Böylece iki üç dakika geçti. Ben yerimde kımıldamadan bekliyorum. Fatin Rüştü bey birden başını kaldırdı ve beni gördü. “Hoşgeldiniz Tanju Bey. Özel kalemimde çalışan Nazmi Akıman New York’a tayin oldu. Siz onun yerine başlayacaksınız. Bugün dinlenin. Yarın sabah burada olun” dedi. Teşekkür ederek odadan çıktım. Ziya Tepedelen’e de, Bakan bey ile konuşmamızı intikal ettirdim. Kendisi “Bu kadar aday içinden sizi niye seçti biliyor musunuz?” dedi. Devremin dördüncüsüydüm. Acaba ondan mı? dedim. Ziya Tepedelen “Hayır, bıyığınız yüzünden” diye cevap verdi. Önce anlamadım. Benim boş bakışlarım karşısında Tepedelen bir açıklama yapma gereği duydu. Fatin Rüştü beyin kendisi de bıyıklıdır. Özel kaleminde de bıyıklı bir genç diplomatın görev yapmasını istemiş ve bu nedenle de beni tercih etmiş. Bu açıklamaya çok şaşırdım. Ama neticede Bakanlık Özel Kalemi, Dışişleri’nin en prestijli görev yerlerinden biridir. Bu kadar ilginç bir ayrıntı sayesinde bu göreve getirilmiştim. Dışişleri Bakanlığı Özel Kalemindeki günlerim işte böyle başladı.

Yoğun tempo
Bakan özel kaleminde hayat çok yoğundu. Mesai de çok uzundu. Çoğu zaman ancak gece yarısından sonra Bakanlıktan çıkabiliyordum. Şöyle ki, Özel Kalem Müdürü Ziya Tepedelen ile idari memur Nazif Babaoğlu saat 19 civarında çıkarlar, ben hemen her gece özel kalemde yalnız kalırdım. Fatin Rüştü Bey ise 20-21 civarında çıkar ve akşam yemeğinden sonra 23-24 sularında tekrar Bakanlığa döner, sabahın erken saatlerine kadar çoğu zaman genel müdürlerle beraber çalışırdı. Tabii ben de o saate kadar odamdan ayrılamadığım gibi sabah saat 8’de de çeşitli hazırlıkları yapmak üzere tekrar masamın başında olurdum.
Bu süre zarfında, Fatin Rüştü beyi yakından tanıma şans ve onuruna kavuştum. Zorlu, Bakanlığın gençlerine karşı son derece anlayışlı ve eğitici bir yaklaşıma sahipti. İşlerine ve dosyasına hakim, Avrupai bir insan olarak göze çarpıyordu. Hatta arkadaşımız olan kızı Sevin Zorlu’nun zaman zaman Hariciye köşkünde Bakanlık gençleri için verdiği partilere katılmaktan ve bizimle beraber dansetmekten büyük zevk alırdı. Yanında çalıştığım süre zarfında kendisiyle en ufak bir kırgınlığım olmadığı gibi, özel kalemin o dağdağalı ortamında, Bakanın bana karşı olan tutumu da benim işimi kolaylaştırıyordu. Fatin Bey, Bakanlığı boyunca Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs, SSCB ile ilişkiler ve NATO politikamız gibi konularda çok önemli kararlara imza atttı. Herbir kararında, Türkiye’nin menfaatlerini ön planda tuttu. Ancak günler geçiyor, Demokrat Parti iktidarının sonuna yaklaşılıyordu. Ancak Başbakan Menderes ve diğer Bakanların aksine, Fatin Rüştü Bey darbe öncesi günlerde son derece sakin tavırlarıyla göze çarpıyordu.
26 Mayıs gecesi saat 21:15’te Bakan Zorlu, makam odasını özel kalem odasına bağlayan kapıyı açtı ve bana “Çıkıyorum Tanju, bir şey var mı?” dedi. “Yok efendim” dedim ve kendisine Başbakanlığın merdivenlerinden (o zamanlar Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık binasının içindeydi) arabasına kadar eşlik ettim. Daha önceki günler biraz daha erken çıkmış ama ilerleyen saatlerde hep Bakanlığa dönmüştü. Bu nedenle kendisine bu gece de Bakanlığa gelip gelmeyeceğini sordum. Sorum üzerine yüzünden ufak bir sıkıntı bulutu geçtiğini hissettim. “Yok oğlum. Sen de bu gece erkenden evine git istirahat et. Yarın görüşürüz, iyi geceler” dedi ve arabasına bindi. Bu Fatin Rüştü Zorlu Bey’i en son görüşüm olacaktı. Bakanlığını yaptığı kurumdan da kendisini en son gören ben oldum.

27 Mayıs
O gece Bakanlık’tan dönüp eve gittim ve uykuya daldım. Sabaha karşı 5:30 da babam beni uyandırdı ve ihtilalin gerçekleştiğinin radyodan duyurulmakta olduğunu söyledi. Ben o sırada Bakanlıkta çalışmakla beraber, aynı zamanda asteğmen olarak askerliğimi de yapıyordum. Radyoda yapılan anonslarda, askeri personelin görev yerlerine gitmesi talimatı verildiğinden hemen kalkıp resmi üniformamı giydim ve Dışişleri Bakanlığına gitttim.
Benim gibi yedeksubaylığını yapan ve ileride Belgrad Büyükelçisi iken bir Ermeni teröristin menfur suikasti sonucu şehit düşecek olan Galip Balkar ile keza bir suikaste kurban giden Başbakan Nihat Erim’in oğlu Işık Erim de Bakanlığa gelmişlerdi.
Bakanlık koridorlarında birtakım askerler koşuşturup duruyorlardı. Hemen Bakanlığı ve makam odalarını kontrole başladık. Bakanın odasının duvarlarında kurşun izleri vardı. Bakanın çalışma masasının arkasında duvardaki dünya haritasına çeşitli mermiler isabet etmiş ve bir kısmı da haritanın içerisine gömülü kalmıştı. (Daha sonra 1966 yılında Bakanlığı Bakan Özel Kalem Müdürü olarak döndüğümde zamanın Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’e söz konusu haritayı ve kurşunları göstermiş, olayı hikaye etmiştim). Söylentiye göre o gece Cumhurbaşkanlığı koruma alayı ihtilal olacağını Başbakanlığı koruyan ve kendisine bağlı bulunan bölüğe haber vermemiş. Bu nedenle gece yarısından sonra Başbakanlığa yapılan baskın sırasında taraflar arasında bir çatışma çıkmış. Dışişleri Bakanı’nın makamına da ulaşan bazı kurşunlar söz konusu çatışmanın eseriymiş.

Yağmalanan odalar
Üçümüz Bakanlığı kontrol ettikten sonra bir durum değerlendirmesi yaptık. Bu değerlendirmede Bakan ve Genel Sekreter Özel Kalemindeki kasaların kırılmış olduğunu, kripto ve diğer gizli nitelikteki evrakın yerlere saçılmış olduğunu tespit ettik. Bu duruma hepimiz çok içerlemiştik. Hemen orada görevli olan en üst rütbeli asker konumundaki Binbaşıya giderek benim de bir Hariciye memuru olduğumu vurgulamak suretiyle durumu izah ettim. Söz konusu belge ve evrakın koruma altına alınmaları hususunda yardımını rica ettim. Bana Kızılay’a giderek orada konuşlanmış Harbiye öğrencilerinden 10 kişiyi alıp Bakanlığın hassas gördüğüm yerlerine nöbetçi olarak dikmemi söyledi. Gereğini derhal yerine getirdim.

Yeni bakan Fahri Korutürk
Bu arada Bakanlığın iki numaralı yetkilisi olan Genel Sekreter Büyükelçi Selim Sarper’e telefon ederek Bakanlığın durumunu arzettim. Kendisi bana öğleden sonra 14’de bütün genel müdür ve müsteşar yardımcıları ile bir toplantı yapmak istediğini ve adıgeçenlerin toplanmasında yardımcı olmamı istedi. Galip ve Işıkla işbölümü yaparak talimatı yerine getirdik. Toplantı saat 14’de Genel Sekreter Sarper’in odasında başladı. Bir ara toplantıya katılanlar toplantıdan çıkarak radyodan yeni Bakanlar Kurulunu oluşturan şahısların isimlerini dinlediler. Ajans haberlerine göre Dışişleri Bakanlığına Oramiral Fahri Korutürk getirilmişti.

Kabine değişiyor
Aradan 1-2 saat geçtikten sonra özel kalemin kapısı sert bir şekilde açıldı. Daha sonra ismimin Muharrem İhsan Kızıloğlu olduğunu öğrendiğim bir tümgeneral, birkaç albay ve yarbay içeri girdiler. Kızıloğlu 1961’de önce İçişleri Bakanlığı ve kısa bir süre Başbakan yardımcılığı da yapacaktı. Beni tabi asteğmen üniformasıyla görünce şaşırdılar! İhsan paşa bana “oğlum Sayın Sarper’e haber ver, yalnız görüşmek istiyoruz. Gürsel paşadan mesaj getirdik” dedi. Derhal Genel Sekreter’in odasına girerek durumu yavaş sesle kendisine aktardım. Selim Sarper buyursunlar dedi ve Bakanlık ileri gelenlerinden kendisini yalnız bırakmalarını rica etti. Askerlerle başlayan toplantı bir saat sürdü. Bazen beni içeriye çağırdıkça veya içeridekilerden birisinin kısa bir süre için dışarı çıkması durumunda, duyabildiğim kadarıyla, başta Muharrem İhsan Paşa olmak üzere tüm askeri heyet Selim Sarper’e Dışişleri Bakanlığını kabul etmesi için baskı yapıyorlardı. Bu tekliflerinde ısrarcı oldukları gibi Selim Sarper’e bu teklifi kabul etmesinin bugüne kadar vatana yaptığı hizmetlerin en önemlisi olacağına işaret ediyorlardı.
Tabiatıyla, Selim Sarper gibi Rusya ve Birleşmiş Milletler gibi önemli merkezlerde Türkiye’yi temsil etmiş ve çeşitli ülkelerin devlet adamlarını yakınen tanıyan bir şahsiyetin, Dışişleri Bakanlığını kabul etmesinin, askeri rejimin tanınması açısından çok önemli bir avantaj olacağı 27 Mayısı gerçekleştiren kadro tarafından çok iyi bilinmekteydi. Nihayet içerideki sesler yumuşadı ve kapı açıldı. Muharrem İhsan Kızıloğlu, Ankara radyoevi müdürünü telefonda kendisine bağlamamı istedi. Adıgeçen telefona çıktıktan sonra kendisini tanıttı ve o andan itibaren yeni Dışişleri Bakanının Selim Sarper olduğunu beyanla, hükümet listesinin düzeltilerek yeniden okunmasını istedi. İsteği hemen yerine getirildi. Kabine iki saat içinde değişmişti. Daha sonra Türkiye’nin 6. cumhurbaşkanı olacak olan Sn. Fahri Korutürk yalnızca iki saat için Dışişleri Bakanı olmuştu.
Daha Bakanlığa adımını atamadan yerine başka birisi atanmıştı. Sn. Fahri Korutürk bu olaydan hemen sonra Moskova’ya büyükelçi olarak atandı.
Bakanlar Kurulu listesi radyoda okunduktan sonra Selim Sarper’in al al mor mor yüzüne baktım ve yavaşça, “Tebrik ederim efendim, şu anda Bakanlık ve memleket için en hayırlısını yaptınız” dedim. “Bakalım göreceğiz Tanju” diye cevap verdi.

Büyükelçi Tanju Ülgen:
1936’da Ankara’da doğdu. Ankara Atatürk Lisesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1959 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girdi. İngiltere, Portekiz, Belçika, Fransa ve Yugoslavya’da bulundu. Merkezde Bakan Özel Kalem Müdürlüğünün yanı sıra, Daire Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu. Dakar, Mexico City, Montreal ve Caracas’da büyükelçilik ve daimi temsilcilik yaptı. 2001 yılında emekli olduktan sonra üç yıl da Tayvan’da Taipei Türk Ticaret ve Kültür Ofisi’nde Türkiye temsilciliği görevini ifa etti. Evli ve iki çocuğu olup İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilmektedir.