Filistinliler ilgiye muhtaç

Ciddi bir barış sürecini başlatmak şöyle dursun, Londra'daki Ortadoğu konferansı işleri daha da kötüye bile götürebilir. Filistin Yönetimi'nin reformdan geçmesini teşvik etmek için Londra'ya davet edilmiş
'uluslararası bağışçı' güruhu...
Haber: Karma Nabulsİ / Arşivi

Ciddi bir barış sürecini başlatmak şöyle dursun, Londra'daki Ortadoğu konferansı işleri daha da kötüye bile götürebilir. Filistin Yönetimi'nin reformdan geçmesini teşvik etmek için Londra'ya davet edilmiş
'uluslararası bağışçı' güruhu, 1993-2003 Oslo sürecinde devlet oluşturmayı hedeflemiş ve fena halde başarısızlığa uğramış projeyi kısaca 'sahadaki gerçekler' diye özetliyor. Bu ifade, Oslo'yu bitiren, iki devletli çözüm olasılığını neredeyse yıkmış İsrail'in işgal politikalarına, yerleşimleri genişletmeye, yol ve altyapı inşaatlarına ve son olarak Batı Şeria'daki duvara gönderme yapıyor.
Bağışçılar (çoğu Avrupa ülkesi), Filistin halkının bağımsızlığını kazanmasına yardım etmek yerine tam tersini yapmış olduklarını artık adamakıllı kabul ediyor. İsrail'in sahada oluşturduğu durum (ve uluslararası toplumun bunu siyasetle idare etmeyi reddetmesi), bu ülkelerin çabalarını işgali destekler bir konuma soktu. Dünya Bankası, AB, BM, uluslararası örgütler ve bağışçıların tümü, neticede aynı noktaya geldi. Diplomatları uluslararası toplantılarda heyecanını yitirmiş, sindirilmiş bir halde, suç ortaklıklarının tümüyle bilincinde olarak ortalarda dolanıyor, bu pozisyondan nasıl çıkacaklarını bilemiyorlar.
Ya da Britanya'nın durumunda olduğu gibi tümüyle ABD ve İsrail'le aynı çizgide yer alıyorlar.
Sahadaki sorunları çözme konusundaki isteksizlik, şimdi de bağışçı ülkelerin bu siyasi felaketi oluşturma ve devam ettirme sorumluluğunu gizlemeye çalışan bir kamu etkinliği olarak tezahür ediyor. Burada amaç, Filistinlilere ekonomik yardım teklif ederek İsrail'e verilen doğrudan siyasi yardımı örtbas etmek.
Londra toplantısı şu iddiaya dayanıyor: Filistin'de demokratik ve kurumsal bir reform sürecinin olmaması ilerlemeyi engelliyor, bu kurumları geliştirme sorumluluğuysa tümüyle Filistin liderliğine ait. Batı'nın bilgi ve uzmanlığı Filistinlilere, kendilerinde mevcut olmayan becerileri ve siyasi kültürü edinmelerinde yardımcı olabilir. Bugünün işgal altındaki Filistini'nde yaşanan şiddet, sefalet, işsizlik ve anarşiden büyük oranda veya tümüyle sorumlu olan Filistinlilere yardım elini uzatmada kullanılacak mekanizmalarsa dersler, kriterler, koşullar, kontroller ve ekonomik yardımlardan oluşacak bir kombinasyon.
Kimileri, İsraillileri Filistinlilere karşı politikalarında etkin biçimde desteklemek yerine hiçbir şey yapılmasa çok daha iyi olacağını düşünebilir. Ancak Oslo sürecinin felaketle sonuçlanmış hataları tekrar edilmediği sürece, uluslararası toplumun müdahalesi son derece faydalı olabilir.
Filistin-İsrail sorununa çözüm ararken adalet ve şeffaflıkla başlamak yerinde olur. Ortadoğu'da yıllardır bir barış ortağı bulunmuyor, ortaklığa yanaşmayan taraf da Filistin değil İsrail. Şaron'un bir uluslararası siyasi projeyi tümüyle reddetmesi, sorunun temelini oluşturuyor. Konferansta asıl sorulması gereken soru şu: İsrail nerede? Filistinliler günah keçisiyken İsraillilerin barış sürecine ket vurmasına, Filistin topraklarını ellerinde tutmasına, her türlü uluslararası yükümlülükten kaçmasına neden müsaade ediliyor?
İyi yönetim için, burada uyguladığınız ilkelerin başka çatışmalarda da işe yaramış ilkeler olması gerekir. İşgal altındaki Filistin haricinde nerede olursa olsun toprakların zorla ele geçirilemeyeceğini belirten BM güvenlik kararlarından bahsetmek, iyi yönetim değildir.
Iraklı sürgün ve mültecileri seçimlere katılmaya teşvik edip, Filistinli mültecilere parya gibi davranmak, uluslararası toplumun Filistinlilere öğretmeye niyetlendiği demokratik ilkelerin aslında uygulanmadığını gösteriyor. Filistinliler olarak bizim demokrasi nasihatleri almaya ihtiyacımız yok.
Reform hareketimiz siyasi temsil, siyasi özgürlük, adil kurumlar, mevcut İsrail projesinin şiddetinden korunmak gibi gerçek kaygılara yönelik gerçek bir hareket. Uluslararası toplum iyi yönetim pratiği yapmak istiyorsa, temsilcileri, Filistin heyetlerinin dile getirdiği taleplere kulak versin: uluslararası hukukun uygulanması, çok taraflılığın yeniden oluşturulması, sınırların nihai durumuna yönelik bir uluslararası konferansın acilen düzenlenmesi, yerleşimler, mülteciler, su ve
Kudüs sorunlarının çözülmesi.
Asıl acil olarak ihtiyaç duyulan reform bu. Umarız uluslararası
toplum bununla da ilgilenir.
(Oxford Nuffield College'da akademisyen, eski FKÖ temsilcisi, 1 Mart 2005)