Fransa'nın peşine takılmak yanlış olur

Fransız hükümetinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği yönünde görüş belirtmesi, Yunanistan ve Kıbrıs'ta coşkuyla karşılandı.
Haber: Mİhalİs Moronİs / Arşivi

Fransız hükümetinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği yönünde görüş belirtmesi, Yunanistan ve Kıbrıs'ta coşkuyla karşılandı. Gelgelelim bu görüşün zaman içinde değişmeyeceği kuşkulu.
Yunanistan ve Kıbrıs'ın siyasi liderleri, Chirac'ın geçen aralıktaki AB Konseyi'nde takındığı tutumu anımsayıp Fransa'nın politikasındaki değişikliğe ihtiyatlı yaklaşarak coşkuyu frenlemeye çalıştı. Bunu, Paris'in, Ankara'nın AB yolunu kapatmak için Yunanistan ve Kıbrıs'ı kullanmak istediğini düşündükleri için değil, Türkiye'nin Avrupa ilkelerine ve değerlerine uyum sağlaması yönündeki politikaları üzerinde ısrar ettikleri için yaptılar. Çünkü, her iki ülkenin liderleri de Türkiye'nin Avrupa değer ve ilkelerine uyum sağlaması durumunda, Kıbrıs sorunu ve Türk-Yunan anlaşmazlıklarının düzene sokulacağına kesinlikle inanıyor.
Ancak, Yunanistan'da siyasi liderliğin Türkiye'nin Avrupa yönelimi üzerinde ısrar etmesi kamuoyu tarafından anlaşılmıyor. Son Eurobarometer'e göre, Yunanlıların sadece yüzde 26'sı Türkiye'nin AB üyesi olmasını arzu ediyor; yüzde 70'i Türkiye'nin AB üyeliğine karşı. Demek ki, kamuoyunun ezici çoğunluğu Türkiye'nin Avrupa yönelimini desteklemiyor, en önemlisi de, komşumuzun ikili konularda iyi niyetli olduğuna inanmıyor, çünkü Atina'nın jestlerine Avrupa düzeyinde karşılık vermeyi reddettiğini görüyor.
Bütün bunlar, Türkiye'ye yönelik 'ılımlı güç' politikasından vazgeçmemiz gerektiği anlamını taşımıyor. Bunun Türk fobisiyle ilgisi yok. 1987'de Ege'de ve 1996'da Kardak'ta cereyan eden krizlerde, uluslararası toplumun Ege'de bir savaşa tahammül etmek niyetinde olmadığı netleşti. Bugün bir savaşın cereyan etmesi daha da zor, çünkü bir Türk-Yunan krizi Bush'un terörizme karşı savaşına darbe indirir.
'Ilımlı güç' politikasını sürdürmek tamamıyla gerekli, çünkü bizi komşularımıza karşı daha avantajlı bir konuma getiriyor. Onlar bizim yaptıklarımızı kopyalamak, bize benzemek istiyorlar, bu nedenle bizimle koordinasyon kurmaları gerekir. Bunun ne zaman olacağı, bir dereceye kadar, Türk mantalitesini(anlaşmalara mümkünse uymamayı ya da anlaşmaları baskı üzerine uygulama alışkanlıklarını) göz önünde tutarak uygulayacağımız taktiğe ve stratejiye bağlı.
Bu bağlamda, Türkiye'nin Avrupa yönelimini barışı garanti altına aldığı argümanını öne sürerek ısrarla savunmak, Türk-Yunan yakınlaşmasını kolaylaştırmıyor. Bu yakınlaşma karşılıklı uzlaşmalara dayanmalı, çünkü iki taraf arasındaki güvensizlik bir gerçek. Bu konu, kesinlikle, başkalarının iyi niyetine bırakılmamalı. Her zaman, Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yaptığı hakemliği aklımızdan çıkarmamalıyız.
Ancak, siyasi liderliğimiz Türkiye politikasının en küçük bir ayrıntısı üzerinde bile anlaşamadıkça, kamuoyuna da dürüst bir uzlaşma gereği hakkında bilgi vermedikçe, hiçbir şey yapılamaz. Türk-Yunan anlaşmazlıklarıyla baş edebilmenin tek çaresi bu. (Yunan gazetesi Elefterotipia, dış haberler editörü, 22 Ağustos 2005)