Fransız hataları

Fransa'da, uzun süre göçmenlerin entegrasyonundan söz ettik, ama 10 yıldır parçalanma sürecindeyiz. Temel hatalar: Azınlıkların, cemaatçi yasakların içine kapatılması ve Fransız toplumunun kültürel değişim yetersizliği.
Haber: ALAIN TOURAINE / Arşivi

Fransa'da az senede çok derin bir değişim gerçekleşti. Çok uzun bir süre boyunca, göçmen çocukları ve torunlarının entegrasyonundan söz edebildik. Başarısızlıklar kadar başarılara da tanıklık eden bu evre, kalıcı umutlar da yarattı. En azından son 10 yıldır ise tam tersine bir parçalanma (desentegrasyon) sürecindeyiz. Bu sürecin ayırt edici özelliği, azınlık gruplarının reddi, bu grupların cemaatçi yasakların içine kapatılması ve Fransız toplumunun kültürel modelini değiştirme yetersizliğini yansıtan, gittikçe artan bir şiddete başvurma. Durumun altüst oluşu öylesine hızlıydı ki, süreç az anlaşıldı.
İkamet konusunda, düşük kiralı mesken-lerin (HLM) bütünleş-tirici rolündeki tüken-me, giderek büyüyen bir toplumsal ayrıma yol açtı. İstihdam konusunda ise işsizlik en ağır bir şekilde gençleri vurdu. Ve göçmen gençlerine karşı aleni bir ayrımcılık mevcuttu.
Okul da entegrasyon engellerini azaltmayı başaramadı, zira eğitimden ayrı olarak, öğretim anlayışının (yani her bireyin psikolojik, sosyal ve kültürel özelliklerinin hesaba katılması) sonucu da, istesek de istemesek de, buna en çok ihtiyaç duyanlara yardımcı olamama ile noktalandı. Bu bozulma, Fransa'da her yerden daha çok belirgindi. Fransız cumhuriyetçiliği, kendini, sıklıkla 'farklı' olanların dışlanması ve horlanmasına yol açan evrenselcilikle özdeşleştirir. Entegrasyon karşısındaki bu engellerin derin nedenleri var. Uzun antifeminizm döneminin izlerini silmiş olmaktan çok uzağız. Sömürgeci gelenekle tanınıyoruz. Ayrıca, sosyolog Nilüfer Göle'nin çok iyi ifade ettiği gibi, ister modernite içinde olsun ister olmasın, tamamen premodern bir geçmişe kapatılmış olan İslam'ı anlamakta da çok güçlük çekiyoruz.
Fransızların farklılıkları reddinin olumlu sebepleri de var: Cemaatçiliğin reddi ve vatandaşlığın savunulması. Ancak bu cemaatçilik reddine, farklılıkların tanınması da, yani her bireyin kültürel aidiyetlerine saygı gösterilerek yaşama hakkı da eşlik etmeli. Özellikle de dini kurumların özgürlüğü ile bireylerin dini özgürlüğünü birbirine daima birleştirerek. Devletin yetki alanına giren cezalandırma önlemleri, gerçeklik algısını daha da zor kılan bir 'güvenlik' söylemini güçlendirdiği için risk büyük. Fransızların ise tam aksine, mevcut krizi daha da ağırlaştırmayı da riske ederek, bu krizi anlamak konusunda neden kötü hazırlan-dıkları üzerinde düşünmeye ihtiyaçları var. Fransızlar karşısında, tutum değişikliğine ihtiyacı olan sadece 'aşağılanan' bireyler değil. Önyargılarla dolu bir cumhuriyetçilik ile saldırganlık yüklü cematçiliklerin tutarsızlığını aşarak, entegrasyon ile farklılıkları, evrenselcilik ile her bireyin kültürel haklarını bileştirmeyi başaramazsa, Fransa toplum olarak, kendi kendisi için bir tehdit haline gelebilir.
Fransa, evrensel değerlerin mutemediymiş ve bu misyon adına da, ideal ulusal bene tekabül etmeyenlere aşağı insanlar muamelesi yapmaya hakkı varmış gibi davranmak artık kabul edilemez. Fransızların, kendilerinden bahsederkenki yanlış bilinçleri, toplumun sosyal bilimlere olan zayıf açıklığını açıklıyor. Bununla birlikte, bu dışlama, cemaatçi kapalılık ve cezalandırmaya ilişkin kısırdöngüden çıkmaya yardımcı olacak analizler bu taraftan gelebilir. (7 Kasım 2005)