Gangster diplomasisi gülünç

Gangster diplomasisi gülünç
Gangster diplomasisi gülünç
İsrail'in Türkiye'ye karşı sergilemeye kalkıştığı 'gangster diplomasisi' şaka gibiydi. Kimin kime ahlak dersi vereceği kavgasına da şu açıdan bakmalı: İsrail ahlaklı davranmak isteseydi Ermeni soykırımını tanır ve kendisinin Gazze'de yaptığını Irak'ta yapması için Türkiye'ye silah satmazdı
Haber: Zvi Bar?el / Arşivi

Şimdi Türklere de kimin olduğumuzu gösterdik; zira Holokost’a ve Goldstone raporuna göğüs germiş bir ulusun Yahudi ve Siyonist onuru söz konusu olduğunda hiç kimse, hele ki Türkler, bizi savaş suçluları gibi gösteren bir film yapamaz. Eğer Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan bizi tepki görmeden
azarlayabileceğini sanıyorsa, ona ve dünyadaki tüm ülkelere günlerini gösteririz.
Başka seçenek yok, çünkü onlar ancak kuvvetten anlar. Britanya İsrail mallarını boykot etmek mi istiyor? Britanya büyükelçisini çağırır ve anasından emdiği sütü burnundan getiririz. ABD yerleşimler
meselesini adil olmayan bir biçimde mi ele alıyor? Amerikan büyükelçisinin kafasına boş bir tabanca doğrultup tetiği çekeriz, sadece onu korkutmak için. Biz katil değiliz. Sadece korkutmaya çalışıyoruz, ki bu, herkesin gayet iyi bildiği gibi, saygı uyandırır. Baba’ya sorun söylesin.

Diziyi Erdoğan mı çekiyor?
Fakat böyle bir performans sahneleyeceksek bunu şık bir biçimde yapmak önemli, zira müdürler sadece daha üstün bir pozisyonda olabilmek için yüksek, rahatsız ve ayaklarının yere zar zor değdiği koltuklara oturduklarında gülünç duruma düşüyorlar. Geçen hafta, profesyonel bir aşağılama odası hazırlayıp yüksek topuklu ayakkabı giymiş gerçek bir efendinin karşısına alçakta bir sandalye koyabilirler, üstüne bir de odayı bütün ülkelerin yırtılmış bayraklarıyla donatabilirlerdi (zira kim bilir, yarın da İsveç ve İrlanda büyükelçisini küçük düşürmek zorunda kalabiliriz), ama bunu yapmak yerine her şeyi yumurta kapıya dayanınca tezgâhladılar. Uygun bir ışık düzeni de, gangster diplomasinin esas bir unsurudur ve amatörlerin işi değildir. Bizim dışişleri bakan yardımcısı ancak ikinci sınıf bir aşağılama sahneleyebildi.
Olayın diğer veçhesiyse, onur ve ahlakla ilgili. Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün yaptığı cilali açıklama şöyle diyordu: “Erdoğan’ın açıklaması, İsrail karşıtı bir televizyon programının üzerine geldi... İsrail vatandaşlarını Hamas ve Hizbullah’ın füze ve terör saldırılarına karşı koruma hakkına sahiptir ve Türkiye, İsrail devletiyle İsrail ordusuna ahlak dersi verebilecek son ülkedir.” Bu itham şu üç suçlamayı içeriyordu: Erdoğan’ın programı yayımlayan televizyon kanalıyla işbirliği yaptığı; İsrail’in güvenliğine zarar verdiği; ve özellikle de, Avrupa’yla ABD’nin arkasında yerini almak yerine, ahlak dersi vermek için en ön sıraya atladığı.
Hiç kimse çıkıp da, ilk bölümünde aslında ABD’ye saldırılan bu dizinin ta 2003’te başladığını ve 2006’da sinema filminin de çekildiğini söylemeye tenezzül etmedi. O dönemde dizinin yapımcılarının yeni bölümler çekmeye karar vermesinin tek nedeni projenin muazzam ticari başarısıydı. Bu kez Mafya, Mossad, çocukların kaçırılması ve Türk kahramanlığının bir karışımı anlatılıyordu. Dizi, Erdoğan’ın rakibi Aydın Doğan’ın sahip olduğu Star TV tarafından yayımlanıyor. Dolayısıyla Erdoğan kendisine yöneltilen ilk suçlama açısından masum.

Silahla ahlak olmaz
Diğer iki suçlama bundan çok daha ciddi. Gerçekte Türkiye İsrail’in güvenliğini destekliyor. Türkiye, PKK’nın hem ülke içinde hem de Irak’ta gerçekleştirdiği terörle mücadele etmek için İsrail’den insansız uçak alıyor.
Türkiye, PKK’yı hedef alan ve sivillerin de öldüğü bombardımanları nereye yönelteceğini İsrail teknolojisini kullanarak biliyor. Türkiye Irak’ta, İsrail’in Gazze’de yaptıklarını yapıyor. Buradaki asıl soru kimin daha ahlaklı olduğu. Silahın kime karşı kullanılacağını bilen silah satıcısı mı, yoksa silahı kullanan mı?
Eğer İsrail ahlaklı davranmak isteseydi, ABD’nin yaptığı gibi teknolojisinin sivillere karşı kullanılmamasını isterdi. Böyle bir durumda 200 milyon dolarlık bir anlaşmayı kaybederdi belki, ama Türkiye’nin başkalarını en son suçlayabilecek ülke olduğunu söyleyebilme hakkını da kazanmış olurdu. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın Türkiye ziyareti sırasında İsrail teknolojisinin kullanımı konusunda bu yönde bir talepte bulunacağını gerçekten düşünen var mı?

İki ülke de pek erdemli değil
Eğer İsrail ahlaklı davranmak isteseydi, Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen Ermeni soykırımını tanırdı. Ancak bu konuda ahlaki bir tutum almanın kendisine çok pahalıya mal olmasından korkuyor. Eğer İsrail ahlaklı davranmak isteseydi, Gazze’deki 1.5 milyon sivil üzerindeki ablukayı çoktan kaldırmış olurdu ve bunu Erdoğan için değil, kendisi için yapardı.
Dolayısıyla burada söz konusu olan ahlaktan ziyade Türkiye’nin ahlak dersi verenlerin arasındaki yeri. Ancak bu iki dost ülke arasındaki bir mesele ve ikisi de pek erdemli değil. O zaman ‘kim daha
erdemli?’ yarışmasında yenilgiye uğrayan niye Türkiye olsun ki? (İsrail gazetesi, 17 Ocak 2009)