Gazi'de acı dinmedi

Gazi olaylarında yaşamını yitiren 17 kişi için dün saygı duruşu yapıldı. Avukat Remzi Kazmaz, 'Gazi davası'nın 31 duruşmalık öyküsünü kitap haline getirdi.
Haber: DEMET BİLGE / Arşivi

İSTANBUL - Yedi yılın sonunda iki polisin ceza almasıyla biten 'Gazi davası'nı başından beri izleyen avukat Remzi Kazmaz, davayla ilgili tüm belgeleri, '31 duruşma ve Gazi Mahallesi' öykülerini, 'Gereği Düşünüldü' adlı kitabında topladı.
Gazi Mahallesi'nde sekiz yıl önce bir kahvehanenin taranmasıyla başlayan ve 17 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan olaylar, ardında 17 ailenin dramını bıraktı. Kilometrelerce yol kat derek, Trabzon'daki davayı izleyen aileler, karşılarında sürekli polisi buldu. Kimi zaman, 'adalet' umuduyla çıkılan yoldan, ellerdeki cop izleriyle dönüldü. Yedi yıl boyunca 31 duruşmanın görüldüğü davada yalnızca iki polis ceza aldı. 'Gazi davası'nın en yakın tanıklarından biri de avukat Remzi Kazmaz'dı.
'Bu dava ders olarak okutulur'
Kazmaz, bir hukukçu olarak yedi yıl boyunca tanık olduğu hukuksuzlukları, bir 'gözyaşı seferi' gibi geçen Trabzon yolculuklarını, Gazi Mahallesi'ndeki gecekondularda yaşanan dramı kitap haline getirdi. 12-13 Mart 1995'te meydana gelen katliamın ve geride kalanların unutulmaması için 'tarihe bir belge' bıraktığını söyleyen Kazmaz, şöyle konuştu:
"Davayla ilgili söylenecek her şey söylendi. Ama bunlar davanın bilinen, görünen yanıydı. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, bu davayı basit bir cinayet davası olarak gördü. Şimdi de dava ve yaşananlar unutturulmaya çalışılıyor. Eminim ki, bir gün bu dava hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak."
İddianame, sanık ve tanık ifadeleri, duruşma tutanakları, mahkeme ve Yargıtay karanının yer aldığı kitap, Çağdaş Hukukçular Derneği, İHD ve cemevleri gibi kuruluşlarda satılacak.
Dünya etrafında iki tur
Remzi Kazmaz, 'Dünyanın etrafını iki kez dolaştık' dediği Trabzon yolculuklarını, "Gündüz bizimle rahat konuşanlar, akşam tek başlarına kaldıklarında, koltuklarında sessizce gözyaşı dökerdi. Gece, otobüste hıçkırıklar duyardım.
Yolculuklarda ailelerin getirdiği yemekler yeniyordu. Bu yemeklerin sonu gözyaşıyla bitiyordu. Kimi oğlunun veya kızının o yemeği çok sevdiğini söylüyor, kimi de 'Kızım bu yemeği çok güzel yapardı' diyerek ağlıyordu" diye özetledi.



Ailelerin yarası sarılamıyor
Kazmaz'ın kitabında yakınlarını yitiren aileler, olay gününü ve daha sonrasında yaşadıklarını anlatıyor.
Kitapta, katliamın en genç kurbanı, o tarihte lise öğrencisi olan Sezgin Engin'in öyküsünü ailesi anlatıyor:
"Fakir bir aileyiz. Sezgin, küçük yaştan itibaren hem okudu, hem çalıştı. Otobüs duraklarında bilet sattı, tezgâhtarlık yaptı. Yazları bile tatil nedir bilmezdi.
Okul harçlıklarını biriktirirdi. Ortaokulu bitirip meslek lisesine başladığında geniş bir arkadaş çevresi vardı. Olay günü okula gitmek için evden çıktı. Ancak otobüsler çalışmıyordu. Polisler de barikattan geçmesine izin vermeyince, eve döndü. Birlikte kahvaltı yaptık. 'Gidip bir gazete alayım' dedi. Akşamki olayları merak ettiğini söyledi. Gidiş o gidiş... Bir daha eve dönmedi. PTT'nin oralarda tek başına vurulmuş. Yanında hiç kimse yoktu. Olaylara da karışmamış..."
'Oğlumu montundan tanıdım'
Mustafa Tunç ise, 22 yaşındaki oğlu Fevzi Tunç'u yitirmiş. Küçük kızı Durna ise ağabeyinin ölüm haberini aldıktan sonra sinir krizi geçirmiş. Kafasını duvarlara vuran genç kız, geçirdiği travma sonucu o günden sonra hiç konuşmamış. Fevzi Tunç'un, komutanlarından aldığı 'takdir' belgesi odasında asılı duruyor ve baba Tunç, hâlâ oğluyla gurur duyuyor:
"Fevzi, kardeşi Hüseyin'e harçlık göndermek için pazar günü çalışmıştı. Komşunun oğlunu askere göndermek için terminale gittiler. Gece döndüğünde telaşla içeri girdi. 'Baba kalk, Gazi'de büyük olaylar oluyor' dedi. 'Sen otur' dedim. Kapının anahtarını da üzerime aldım. Sabah kalkıp, kırmızı montunu giyip dışarı çıktı. Polisler yolları kestiği için geri döndü. Yanımda sigara içmiyordu. Dışarı çıktı. Ben de takip ettim. Sigarasını içmek için yolun sonuna doğru gitti. Sonra bir ara gözden kayboldu.
Onun cesedini Vakıf Gureba Hastanesi'nde buldum. Kırmızı montundan tanıdım. Oradaki yetkililer 'Çıkan çatışmada öldürüldü, vatan haini beybaba senin oğlun' dediler. O askerde takdir aldı, komutanları onu çok severdi. Benim asker oğlumu göz göre göre öldürdüler..."
Hayata küsen baba
Öykülerden biri de, Veli Kaya'ya ait. Olayların çıktığı gün askerden izne gelen oğlu Mümtaz Kaya, bir köşe başında ölü bulunmuş. Baba Kaya, yarım saat önce evden çıkan oğlunun ölüm haberini televizyondaki haberlerden öğrenmiş. O günden sonra hayata küsmüş. Gazi Mahallesi'nin en uç kesimindeki gecekondusunda tek başına yaşamaya başlamış. Onu yedi yıl boyunca hayata bağlayan, tek şey ise adalet arayışı olmuş. Mahkeme boyunca hiçbir Trabzon seferini kaçırmamış. Ancak onun da umutları yargının verdiği kararla yerle bir olmuş. Şimdi her şeyden uzak gecekondusunda oğlunun acısıyla yaşıyor. Kapısını çalanlara ikram etmek için de küçük bahçesinde domates, salatalık yetiştiriyor.
Gazi davasının yedi yıllık seyri
  • 12-13 Mart 1995'te meydana gelen olayların ardından 20 polise dava açıldı.
  • Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dava güvenlik gerekçesiyle Trabzon'a gitti.
  • Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 31 duruşmanın ardından 3 Mart 2000 günü 18 polisin beraatine karar verdi. Sanıklardan Adem Albayrak, dört kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, diğer sanık Mehmet Gündoğan'ın ise, iki kişiyi öldürmekten 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.
  • Yargıtay 'indirim hükümlerinin uygulanmasını' isteyerek, kararı bozdu.
  • Dava yeniden görüldü. Bu kez Adem Albayrak'a, 3 yıl 24 ay, Mehmet Gündoğan'a 1 yıl 8 ay hapis cezası verdildi.
  • Polis memurlarına verilen hapis cezaları af kapsamına alınarak
    ertelendi.