Genişleme değil toparlanma zamanı

Avrupa'daki hiçbir siyasi lider, Fransız seçmenlerin geçen pazar yeni Avrupa Anayasası'nı net bir çoğunlukla reddetmesini görmezden gelemez.

Avrupa'daki hiçbir siyasi lider, Fransız seçmenlerin geçen pazar yeni Avrupa Anayasası'nı net bir çoğunlukla reddetmesini görmezden gelemez. Almanya'da köşeye sıkışan Schröder'in erken seçim çağrısı yapmak zorunda kalmasından ve Hollanda'dan da benzer bir 'Hayır' çıkacağının belli olmasından hemen sonra gelen bu sonuç, Avrupa'nın bir kimlik krizinden mustarip olduğunu açıkça gösteriyor.
Chirac hasarı kontrol altında tutmak için mecburen hızla harekete geçti ve Raffarin'i görevden aldığı gibi, popüler siyasi hasmı Sarkozy'yi de tekrar kabineye dahil etti.
Fakat eski yüzleri öne sürmek, kitleleri teskin etmeye yetmeyebilir. Her ne kadar AB'de çöküş tehlikesi söz konusu olmasa da, kıtanın birliğini derinleştirip genişletme hayalleri darbe yedi. Fransızların anayasayı reddetme sebeplerine (göçmenlerden rahatsızlık, artan işsizlikten endişe, Türkiye'nin üyeliğine direnç) dair tartışmalarda, iki ortak gerilim öne çıkıyor. Birincisi korku. Yeni üyelerden akacak ucuz emek yüzünden haftada 35 saat çalışma hakkını yitirme korkusu, Fransız kimliğini yitirme korkusu, 'Anglo-Sakson' (Britanya ve Amerika olarak okuyun) ekonomik reformlardan duyulan korku...
İkinci gerilim aynı derecede alarm verici: Ticaret ve siyaset seçkinleri ile sıradan insanlar (yani 'Hayır' oylarının çoğunluğunu veren işçiler, köylüler ve yoksullar) arasındaki ortak zeminin kaybı.
Avrupa şimdi uzun bir muhasebe ve kendini toparlama dönemine girecek. Bu dönem iyi yönde kullanılabilir. Hollanda referandumunun ardından, diğer onay süreçleri askıya alınmalı, ta ki seçmenin tepkilerini hesaba katan gözden geçirilmiş bir taslak ortaya konana dek. Fakat şu da önemli: Orta ve Doğu Avrupa'daki yeni üyeler şimdi kendilerini bir yük gibi hisseder konuma sürüklenmemeli.
Türkiye, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerle üyelik müzakereleri daha ileri bir tarihe ertelenebilir. Türkiye'nin, üyeliliğine yönelik bu aleni karşıtlığa öfkeleneceği kesin.
Seçmenin tepkisi, güven kaybına uğrayan hükümetler için, ülkelerinin acilen ihtiyaç duyduğu ekonomik reformların ileriye taşınmasını da çok daha zorlaştıracak. (Başyazı, 1 Haziran 2005)