Genişlemenin ağırlığı

AB Anayasası'na yönelik Fransız referandumunun sonucu meçhul. 20'den fazla kamuoyu araştırması 'Hayır' cephesinin önde olduğunu gösteriyor. Birçok insan kararsız.
Haber: SYLVIE GOULARD / Arşivi

AB Anayasası'na yönelik Fransız referandumunun sonucu meçhul. 20'den fazla kamuoyu araştırması 'Hayır' cephesinin önde olduğunu gösteriyor. Birçok insan kararsız.
İç siyaset meseleleri önemli rol oynuyor. Bugün birçok Fransız, Chirac'tan kurtulmak istiyor. Chirac cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 82'lik muazzam bir oy aldı, çünkü rakibi aşırı sağcı aday Jean-Marie Le Pen'di.
Ne yazık ki Fransızlar, referandumun sonuçlarını yeterince ciddiye almıyor. 'Hayır' oyu vereceklerin pek azı AB'ye karşı. Birliği bırakmaktan ziyade, devrimci bir ruh hali içinde, değiştirmek istiyorlar. Onlara göre, sonuç 'Hayır' olursa işler daha iyiye gidecek. Ulusal egemenliğin en sıkı destekçileri bile Avrupa'yı reddetmeye cüret edemiyor.
Fakat genişlemenin Fransız iç siyaseti ve bizzat AB üzerindeki etkisi, Fransız halkının güvensizliğini besliyor. Bazıları kaynakların kurumasından, toplumsal hakların azalmasından ve haksız rekabetten endişeli; bu nedenle son genişleme dalgasının sonuçlarına tepki duyuyor. Bazıları gelecekteki genişleme dalgalarının (yani Türkiye ve diğerleri), uyumlu bir Avrupalı kimliğinin oluşumunu imkânsızlaştırmasından korkuyor. Şöyle düşünüyorlar: Elbette Soğuk Savaş ertesinde genişleme Avrupa'nın görevi konumundaydı. İstikrarı yaymak çıkarınaydı.
Fakat, vatandaşların AB'yi yine de desteklemesini güvenceye almadan yeni üyeler eklemesi, eski ve yeni üyeler adına bir başarısızlık olacak.
Sorunlardan biri, 1993'te AB liderlerinin Kopenhag'da kabul ettiği katılım kriterlerinin yeterince kesin olmaması. Birincisi, birliğin uluslarüstü niteliğini ve egemenliğin paylaşılması gereğini görmezden geldiler. İkincisi, Avrupalıların ne tip bir toplum istediğine dair karar almaktan, bilhassa da piyasa ekonomisi çerçevesinde toplumsal dayanışmanın nasıl korunabileceği sorusuna yanıt vermekten kaçtılar. Genişlemeden önce halledilmesi gereken bir siyasi meseleydi bu.
Yanı sıra üye devletler ve Avrupa Komisyonu, dördüncü kriteri (yani Avrupa entegrasyonu ivmesini sürdürürken yeni üyeleri sindirme kapasitesi) budadı. Birçok Fransız hâlâ güçlü, kaynaşmış bir birlik istiyor. Mantıksal olarak, anayasanın gelecekteki herhangi bir genişlemeden önce kabul edilmiş olması gerekmekte.
25 üyeli bir birlik hukuki bir başarı. Fakat henüz bir insan topluluğu olabilmiş değil. Birçok vatandaş için, genişleme soyut kalıyor veya daha da kötüsü, işi ve refahı için tehdit anlamına geliyor. Avrupa yanlıları, birliğin misyonunu ve ruhunu kaybetmekte olduğundan korkuyor.
Belki de Fransa cumhuriyeti, merkezi bir çerçevedeki bin yıllık bir genişleme sürecinin sonucu olduğu içindir ki, AB'nin genişlemesi Fransa'da daima kıtanın geri kalanından daha önemli bir mesele oldu. Ocak 1963'te, De Gaulle'ün Britanya'nın katılımını reddetmesini unutmak ne mümkün. Britanya, İrlanda ve Danimarka'nın 1973'teki katılımından önce Fransa'da referandum düzenlenmişti. Sonraki genişleme dalgalarında böyle bir uygulamaya gidilmedi. Ulusal Meclis'in 2003'te genişlemeyi sessiz sedasız onaylayıvermesi, epey tartışma kopardı. Fransızlara böylesine önemli kararlarda söz hakkı tanınmamıştı. AB liderleri geçen aralıkta Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararı almadan önce Fransız meclisinin Türkiye'nin üyeliğini tartışması mümkün değildi. Sonuç, Fransız devesinin belini büken semer Türkiye'nin üyeliği; bazı Fransız seçmenlerin anayasayı reddedecek olmasının en önemli nedenlerinden biri bu.
Fransa'daki oylamanın sonucu ne olursa olsun, AB mevcut rahatsızlıktan dersler çıkarmalı. Genişleme sürecinde daha fazla demokrasiye ihtiyaç var. Britanya, AB dönem başkanı sıfatıyla ekimde Türkiye ile müzakereleri açmadan önce Avrupalı liderler şunu anlamalı: Birçok Avrupa vatandaşı onların stratejik bakışlarını paylaşmıyor ve Irak ile sınırdaş olmak istemiyor. Birlik için Türkiye ile müzakereleri yürütürken ortaya çıkabilecek en vahim sonuç, AB vatandaşlarının Türkiye'nin üyeliğine desteğini kazanamamak olur. AB genişlemeyi artık 'sıradan bir mesele' olarak göremez. (Paris'teki Uluslararası Araştırmalar ve Etüdler Merkezi'nde araştırmacı, 18 Mayıs 2005)