Göcek'te önemli toplantı

Artık Türkiye'nin de saygın bir Avrupalı düşünce liderleri forumu var: Göcek Yuvarlak Masası. Kemal Derviş'in girişimi ile TÜSİAD ve EDP'nin
(Ekonomi ve Dış Politika Forumu) ev sahipliğinde ilk toplantı eylül başında Göcek'te gerçekleşti.
Haber: BAHADIR KALEAĞASI / Arşivi

Artık Türkiye'nin de saygın bir Avrupalı düşünce liderleri forumu var: Göcek Yuvarlak Masası. Kemal Derviş'in girişimi ile TÜSİAD ve EDP'nin
(Ekonomi ve Dış Politika Forumu) ev sahipliğinde ilk toplantı eylül başında Göcek'te gerçekleşti. Avrupa'nın geleceğini belirleyen birçok konu tartışıldı. İki günü aşan bu görüş ve bilgi alışverişinden sonra yapılan değerlendirmeler sonucunda, bundan böyle bu forumun gelenekselleşecek bir şekilde her yıl tekrarına karar verildi.
Toplantıya katılım son derece iyi bir düzeyde gerçekleşti. 40 kadar davetlinin arasında eski İtalya Başbakanı ve AB Anayasası Kurultayı Başkan Yardımcısı Giuliano Amato, eski Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı George Vasiliou, Bülent Eczacıbaşı, Financial Times Başyazarı Martin Wolf, PASOK Başkan Yardımcısı ve eski AB Komiseri Anna Diamantopolu, eski AB Komsiyonu Başkan Yardımcısı Mario Monti, AB'li ve Türk parlamenterler ve bakanlar vardı. Her biri halen ülkelerinin ve Avrupa'nın siyasal yaşamında etkili olmaya devam eden kişiler. Ayrıca önde gelen akademik kurumlardan uzmanlar, etkili gazetelerden yorumcular, etkin sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla çoğulcu ve çoksesli bir düşünce alışverişi gerçekleşti. Katılımcıların en önemli özelliği, münhasıran Türkiye uzmanları olmamalarıydı. Tartışılan konular da doğrudan Türkiye hakkında değildi. Oturumların konuları Avrupa Birliği'nin gündemini ve yakın geleceğini belirleyen beş temel alanda tanımlanmıştı:
I- Genişleyen Avrupa'da çok seviyeli yönetim düzeni.
AB kurulduğu dönemden bugüne altı üyeden 25'e ulaştı. Yakında 30'a çıkacak. Fakat kurumsal yapısı buna uygun bir şekilde gelişmedi. Yerel, bölgesel, ulusal ve AB seviyelerinde yetkilerin kullanımı karışık bir yapıda. Bir dünya ekonomik devinin sahip olması gereken siyasal bütünlük ve kurumsal etkinliğe sahip değil. Avrupa pazarı bütünleşti fakat bunu yöneten bir Avrupa federasyonu henüz yok. Avrupa'da bir ABD doğamıyor. Her ülkenin önemli alanlarda veto hakkına sahip olduğu konfederal yapı da iyi bir çözüm değil. Belki de yakında AB'nin içinde bir grup ülke aralarında daha sıkı bir siyasal bütünleşmeye dayanan bir çekirdek birlik kuracak. Avrupa geçmişte kendisini yükselten liderlerin yeni kuşağını bekliyor.
Birlik siyaset üretmeli
II- Küresel Güvenlik: AB'nin rolü ne olacak?
Irak konusunda Washington ile AB başkentleri arasında ortak bir yaklaşım yok Fakat dünyanın en önemli ve birbirine en yakın siyasal ve ekonomik gücü olan ABD ve AB'nin güvenlik tehditlerini algılayışları aynı. Üç temel tehdit var bu bağlamda: uluslararası ideolojik terörizm, kitle imha silahlarının ve nükleer risklerin yayılması ve dünya siyasal coğrafyasında çöken devletlerin yarattığı sorunlar. Silahların ve şiddetin şekillendirdiği sorunların ötesinde, örgütlü suçla mücadeleden enerji tedarik kaynakları ve yollarının güvenliğine uzanan kapsamlı bir güvenlik tanımı var artık. Bu tehditler karşısında, AB'nin siyaset üretme ve uygulamada öncü ve etkin olması gerekiyor.
III- AB'nin Güneydoğu Avrupa'da anlaşmazlıkların çözümündeki rolü.
Küresel iddiası olan bir siyasal güç olmayı hedefleyen AB en yakın çevresindeki sorunlar karşısında önemli bir sınav vermekte. Balkanlar ve Kafkasya gibi komşu bölgelerindeki çatışmaların çözümü AB için bir uluslararası saygınlık meselesi. Bosna'da ABD daha etkin bir rol oynadı. Kosova'da AB sorumluluğu daha iyi aldı. Kafkasya'da Rusya'nın gölgesi hâkim. Kıbrıs'ta ise, AB mevcut anlaşmazlığı çözemediği gibi, içine aldı. Ada bölünmüş olarak AB üyesi oldu. AB'nin komşusu olan Avrupa uzantısı bölgedeki en etkin politika aracı genişleme stratejisi olabilir. Fakat bir havuç politikası olarak, müstakbel tam üyelik perspektifini bu bölgede kullanmakta AB başarılı olamadı. Orta ve Doğu Avrupa'da bir başarı vardı halbuki. Belki de AB bir genişleme yorgunluğu yaşamakta.
Reformlar yavaş
IV- AB'nin ekonomik geleceği ve para birliği.
AB ülkelerinde ve özellikle Fransa ve Almanya'da yaşanan siyasal ve sosyal sıkıntıların kökünde ekonomik büyüyememe sorunu var. Avro alanı ekonomisinde makroekonomik araçlar gelir ve istihdam artışını tetikleyemiyor. Kamu maliyesi disiplini iyice yıprandı. Avrupa Merkez Bankası'nın faiz politikası zorda. Yapısal reformlar yavaş ilerliyor. Sosyal güvenlik sistemi, vergi politikaları, girişimciliğin desteklenmesi gibi alanlarda reformlar gerekli radikal dereceye gelemedi. ABD'de işler hâlâ daha iyi gitmekte, Kuzey ve Güney Amerika ekonomik olarak daha da yakınlaşmakta, Japonya tekrar yükselişte, Çin ve Hindistan büyümeye devam ediyor. Avrupa küresel ekonomik rekabet gücünü tekrar kazanmak için ne yapması gerektiğini biliyor, fakat ulusal makroekonomik politikalar arası uyum sorununu aşamıyor.
V- Kamuoyu ve AB'nin genişlemesi.
AB'nin güncel sorunlarını aşması için gerekli kurumsal düzenlemelerin bir bölümünü içeren anayasa taslağı Fransa ve Hollanda'da referandumlar sonucunda rafa kalktı. Sorunlar karşısında tepki gösteren halk, çözüm girişimlerini cezalandırdı. Diğer yandan, 11 Eylül sonrası Batı toplumları çok kültürlü demokrasiyi tanımlamakta zorluk çekiyorlar. AB açısından bakıldığında, günümüzün ve geleceğin güvenlik sorunları karşısında kamuoyunun tepkisel ve muhafazakâr eğilimlerinin azalması gerekiyor. Kozmopolit demokrasiyi benimsemiş ve Hıristiyan ve Müslüman kimliklerin aynı siyasal ülküyü paylaşabileceklerini kanıtlamış bir AB ancak küresel çıkarlarını koruyabilecek etkiye kavuşabilir.
Avrupa gündeminde Türkiye
Avrupa'nın ve dolayısıyla dünyanın gidişatını etkileyecek olan bu konularda, Göcek'teki tartışmalar her seferinde Türkiye'nin rolünü de dikkate alarak gelişti. Bunda, düşünce alışverişine temel olan raporlarda AB'nin en etkili ekonomistlerinden biri olan Daniel Gros'un yanı sıra, Ayman, Kaleağası, Keyman, Özel, Ülgen gibi Türk imzaların da olmasının, mekânın ve ev sahiplerinin etkisi vardı hiç kuşkusuz.
Zaten bu kapsamda bir toplantı girişiminin ana hedeflerinden biri de buydu. Avrupa'nın geleceğini ilgilendiren her konuda, Türkiye boyutu da dikkate alınmalı. Doğrudan Türkiye hakkında her yerde birçok konferans, seminer, forum vs. düzenleniyor. Her ülkeden Türkiye uzmanları sık sık Türkiye-AB ilişkilerinin her yönünü irdeliyor, en ince ayrıntılarıyla değerlendiriyor. Bu konuda birçok araştırma destekleniyor, yayın yapılıyor, rapor açıklanıyor. Siyaset, ekonomi ve medyadan doğrudan ilgili tüm çevreler hemen hemen aynı iletişim ve toplantı ağlarını içinde birbirini tanıyor. Neredeyse bir 'Biz 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz' durumu.
Bunun böyle olması doğal ve son derece iyi. Fakat Türkiye hakkında ikili ilişkiler prizmasında süzülen bu yaklaşımın daha ötesine geçmek çok önemli. Avrupa'nın ortak sorunlarının tartışıldığı ortamlarda Türkiye daha fazla mevcut ve etkin olmalı. Avrupa'nın güvenlik sorunları, enerji, ulaştırma, sosyal politikalarının geleceği, küresel ekonomik gücü ve bilgi toplumunun evrimi gibi temel ve ortak alanlarda Türkiye'nin Avrupa'ya olası katkıları daha fazla vurgulanabilmeli.
Başarı formülü
Tabii, bir de üst düzey katılımlı bir Avrupa toplantısı Türkiye'de düzenlenince etki alanı çok genişleyebiliyor. İçeriğin ötesinde, şekil ve yan etkenler de devreye giriyor. Bu tür dar katılımlı, birlikte aynı mekânda birkaç gün geçirilen ve gelenekselleşmeye aday toplantıların başarı etkenleri olarak 5-D formülü öne çıkıyor:
1- Dengeler: Programın ve katılımcı listesinin oluşumunda dengeler çok önemli. Ülkelerarası çeşitliliğe özen göstermeli. Katılımcıların siyaset, iş dünyası, akademi, sivil toplum, medya gibi değişik çevreler arası dağılımına dikkat etmeli. Toplantı raporları ve yönetimin propaganda eğiliminden uzak, çoksesliliğe önem veren ve bilimsel temelli bir anlayışta olması elzem.
2- Düzenleme: Uluslararası etkinlik düzenleme yeteneği, bir ülkenin en önemli saygınlık göstergelerinden biri. Mükemmel bir program, ince ayrıntılara dikkat, kaçınılmaz aksaklıklar karşısında pratik çözümler, estetik özen, etkinliğin öncesi ve sonrasında iletişimin sürekliliği, toplam kalite yönetimi. Bir de sürpriz ara etkinlikler ekleme fırsatı olursa ne âlâ. Örneğin aralarında karşı kıyıdaki ülkeden gelenler de dahil olmak üzere önemli AB siyasetçilerinin Dalyan'da halkla sohbet toplantısı gibi.
3- Doğa: Deniz. Dağ. Kent insanlarını doğa ile iletişimi verimli oluyor genelde. Her günkü evlerinde uyanıp, gri asfalttan geçerek, kapalı mekânlarda gerçekleşen toplantılardan farklı bir ortamın değeri başka. Daha fazla mavi, yeşil, çiçek ve ufuk yalnızca ruhları okşamıyor, zihinleri de açıyor. Bu nedenle dünyada birçok önemli düşünce platformu için birkaç günlüğüne içine kapanılan dinlenme tesisleri, dağ evleri, tarihi mekanlar veya sayfiye yerleri tercih ediliyor. Göcek ise, katılımcıların yorumu ile 'Avrupa başkentlerinin bu kadar yakınında, bu kadar az bilinen bir cennet'.
4- Diyet: Bazen kalbe de beyne de giden yol mideden geçebiliyor. Türkiye gibi konukseverliğin bir göstergesinin de yemek olduğu bir ülke için nispeten kolay bir etken bu. Yerel mutfak kültürünü tanımak, iş veya eğlence gezilerinin hoş bir boyutu. Uluslararası mutfak ta ihmal edilmemeli. Son yılların öne çıkan sağlıklı beslenme bilincine dikkat etmeli. Abartı ve gösterişten kaçınmalı.
5- Dans: Müzik. Eğlence. En ilkel çağlardan beri insanlar arası iletişimin en etkili araçları. Duygulara, insancıllığa, barışa ve hoşgörüye zemin hazırlayan eğlence zamanları, en ciddi toplantılarda bile ortam uygun olduğunda herkesin hoşuna gidiyor. Toplantının hedeflerine varmasını kolaylaştırıyor. Göcek'te bir köy düğününde dans eden, bir akşam yemeği sonrası birlikte şarkılar mırıldanan, bir tekne gezisinin esintilerini paylaşan bir grubun, siyasal düşünceleri de daha rahat kaynaşıyor. Aralarında bir zamanlar birbirlerine son derece karşıt konumlarda bulunmuş simalar olsa bile.
Sonuç sevindirici
Göcek Yuvarlak Masası sonrasında, AB çevrelerinde "Keşke Türkiye'ye daha önce gitseydim", "Şimdiye kadar katıldığım en iyi toplantıydı", "Brüksel'in ihtiyacı olan yeni soluk, Türkiye'de karşıma çıktı" gibi yankılar umut verici. Belki de alışılagelmiş AB ortamları dışından bakıldığında, bazı sorunlar ve fırsatlar daha iyi algılanıyor. Belki başka bir şey daha çok iyi anlaşılıyor. Böylesine güzel bir ülkenin ve insanlarının AB üyeliğine talip olması, Avrupa için büyük kazanç.
Dr. Bahadır Kaleağası