Görünmeyen toplumsal sorunumuz: Hoş görememe

Görünürdeki sorunlarımız olan demokrasi, ekonomi, Kürt sorunu, vb. sorunların arkasında toplumsal hoşgörü kültürümüzün düşük olması yatıyor.
Haber: MERT PEHLİVANLI / Arşivi

Söz konusu Türkiye olunca bu ülkede yaşayan bireylerin yüzlerce farklı sorunu olduğu söylenebilir. Bu sorun şüphesiz ki bireyin içinde bulunduğu sosyoekonomik duruma göre değişecektir. Düşük gelirli bireyle orta sınıftan ya da yüksek gelirli bireyin sorunları farklılaşacaktır. İşin içine etnik köken, kültür, yaşanan çevre, vb. faktörler de girince görülecektir ki ülkemizin sorunları, tüm gruplar için farklılık gösterebilmekte.
Bazı dönemlerde bazı toplumsal sorunlar daha çok göze çarpacak; haliyle medya da ve onun etkisiyle halk da genelde bu sorunların çözümünü düşünecektir. Bu sorunlar zamanla değişebilir. Örneğin, ekonomik kriz dönemlerinde çoğu insan ekonomik sorunları dile getirecek, terör saldırılarının öne çıktığı günlerde ise halk, terör sorunları üzerine yoğunlaşacaktır. Yapılan araştırmalar da genelde işsizlik, terör, Kürt sorunu, eğitim sistemi, yolsuzluk gibi toplumsal sorunlarımızın başında görülmekte. Genel olarak insanlar, bireysel hayatına anında olumsuz etki yapan unsurları ülkemizin en büyük toplumsal sorunları olarak görme eğiliminde.
Bize kalırsa bu ülkenin en büyük sorunu ne terör ne ekonomi ne de yolsuzluk. En önemli toplumsal sorunumuz, hoşgörü eksikliğimiz. Bu hoşgörememe durumu, demokrasimizi de ekonomimizi de kötü etkiliyor.
Bu konudaki bilimsel araştırmalarda da bunu rahatlıkla görebiliriz. Önce 2011 Türkiye değerler araştırmasını inceleyelim. Türkiye’de insanlar, kendisiyle benzer olmayan insanlarla komşu olmak istemiyor. Ülkemizde insanların %84’ü eşcinsellerle, %74’ü AIDS’lilerle, %68’i nikahsız yaşayan çiftlerle, %64’ü ateistlerle, %54’ü şeriat yanlılarıyla, %48’i Hıristiyanlarla, %39’u başka dinlerden olanlarla, %39’u göçmenler ve yabancı işçilerle, %26’sı kızları şortla dolaşanlarla, %20’si oruç tutmayanlarla, %17’si de sevmediği partiye oy veren insanlarla komşu olmak istemiyor. Bu oranlar gösteriyor ki, toplumsal hoşgörü kültürümüz yok denilecek kadar az. Yine başka bir araştırmaya göre, eşcinsellerden rahatsız olanlar %76, evlenmeden yaşayan çiftlerden rahatsız olanlar %65, küpe takmış erkeklerden rahatsız olanlar %63, barlara diskoteğe gidenlerden rahatsız olanlar %56, açık giyinen kadınlardan rahatsız olanlar %54, flört eden gençlerden rahatsız olanlar %44, başını örtmeyen kadınlardan rahatsız olanlar %24, tek başına yaşayan kadınlardan rahatsız olanlar %20, boşanmış kadınlardan rahatsız olanlar %17 oranında çıkmıştır. Her iki araştırmada da ‘hoşgörememe’ olarak adlandırdığımız duruma rastlanılmış ve Türkiye’deki hoşgörünün sıfıra yakın olduğu gösterilmiştir.
Bizim gibi olmayanları dışlayıp onları iyice ‘öteki’leştiriyoruz. Toplumumuzda ciddi anlamda bir ‘öteki’ fobisi, heterojenlik fobisi var. Oranlar gösteriyor ki ülkemizde birçok insan sadece kendisiyle aynı etnik köken, din , mezhep veya medeni durumda olan insanlardan hoşlanırken, diğerlerini dışlıyor. Bu hoşgörememe durumu, bizi uzun vadede iyice kutuplaştıracak ve bölecektir. Kimsenin bir Kürt veya Hıristiyan komşu istemediği bir toplumda bireyler, kendisi gibi olanların olduğu mekânlarda yaşayacak, herkes kendi gettosunu oluşturacak ve toplumsal iletişimimiz kopacaktır. Eğer bir ülkede yaşayan insanların %84’ü eşcinsel bir komşudan rahatsızsa bu, ülkede cinsel yönelimi, kimliği olan bireylerin ötekileştirildiği anlamına gelir. Bu durumda bu bireylerin kendi gettolarını oluşturmaktan başka çaresi de yoktur.
Liberal bir demokrasi için çoğulculuk, heterojenlik ve farklılık bir zenginlik olarak görülürken, bizim gibi otoriter ülkelerde ‘öteki’ne karşı düşmanca tavır alınıyor. Bu da demokrasimizin gelişmesini engelliyor.
Bugün ekonomik gelişmenin arkasındaki gizli gücün hoşgörü olduğu birçok araştırmayla ispatlanmakta. Toronto Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sosyal Siyaset Uzmanı Richard Florida, 2002’de ‘Yaratıcı Sınıfın Yükselişi’ adlı kitabında ortaya koyduğu ‘3T’ teorisiyle, gelişmiş ülkelerin sırrının hoşgörü ortamı olduğu tezini ortaya attı. Florida’nın 3T (Technology, Talent, Tolerance -Teknoloji) yaklaşımı ‘teknoloji, yetenek ve hoşgörü’nün önemine dikkat çekiyor. Buna göre yetenekli insanların oluşturduğu yaratıcı sınıf, hoşgörülü ortamlarda birikiyor ve teknolojinin gelişmesine yardımcı oluyor. Bu üç unsur bir araya geldiğinde de bu bölge, ekonomik anlamda kalkınmaya başlıyor.
Görüldüğü üzere hoşgörüyle ekonomik gelişme arasında doğrudan bir ilişki var. Türkiye’de hoşgörü kültürünün yerleşmemesi ekonomik olarak geri kalmamıza da yol açıyor.
Görünürdeki sorunlarımız olan demokrasi, ekonomi, Kürt sorunu, vb. sorunların arkasında da aslında toplumsal hoşgörü kültürümüzün oldukça düşük olması yatıyor. Eğer toplum olarak hoşgörü kültürünü geliştirip bu ülkede yaşatabilirsek diğer sorunlarımızı çözmemiz çok daha kolay olacaktır. Sürekli ötekiyle savaş halinde olan bir toplumun sorunlarını çözüp, gelişmesini beklemek oldukça hayalci bir yaklaşımdır. (*Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü mezunu, Liberal Gençlik Topluluğu)