Güzel Amerika!

Ruhunu kendini kontrol ederek güçlendir, Özgürlüğünüyse yasayla.
Eski Amerikan milli marşı 'America the Beautiful'un ikinci kıtasından bir alıntı.
Haber: ANNE-MARIE SLAUGHTER / Arşivi

Ruhunu kendini kontrol ederek güçlendir, Özgürlüğünüyse yasayla.
Eski Amerikan milli marşı 'America the Beautiful'un ikinci kıtasından bir alıntı. İlk kıtasında olması daha uygun olurdu belki de. Başkan yardımcımızın Kuzey Vietnamlılarca esir alınıp işkenceden geçirilmiş bir ABD senatörünü açıkça, CIA yetkililerine esirlere dilediklerince kötü muamele etme izni vermeye ikna etmeye çalıştığı bir dönemde, hukukun üstünlüğünün sadece bir 'değer' olmadığını, hele sadece barış dönemlerine mahsus bir lüks hiç olmadığını unutmamamız gerekiyor. Bir millet olarak ruhumuzun temelinde hem özgürlüğümüzün korunması, hem de bir disiplin yatıyor.
Bu mesele yasal zeminde bayağı tartışma konusu oldu. Hükümette yaşanan sıkıntı, Yasal Danışma Dairesi'nin yayımladığı görüşte işkenceyi yasaklayan mevcut federal yasaların savaş zamanında başkan için geçerli olmadığını, zira başkanın başkomutan yetkisini anayasaya aykırı düşerek ihlal ettiğini belirtmesiyle başlamıştı.
Ardından bizzat başkan, Cenevre Konvansiyonu'nun teröre karşı savaşta esir alınanlar için geçerli olmadığını söyledi. Şimdiyse korgeneral Mark Schmidt ile tuğgeneral John Furlow'un askeri soruşturma raporunda, 'ABD Ordusu Alan Kılavuzu'nda esirlere karşı resimlerini gördüğümüzde sadece ülkemizi değil tüm dünyayı dehşete düşüren her türlü davranışa izin verildiği' belirtiliyor. Lynndie England'ın çıplak mahkûma tasma takmasına da böylece izin verilmiş oluyor. Bundan çok daha kötüleri de yaşandı gerçi; tecavüzler, aile fertlerini öldürme tehditleri, hatta ölümler.
Çarpıtılmış kanun ve özgürlükler
Bu muamelelerin bazıları işkence seviyesindeyken, bazıları zalimce, aşağılayıcı ve küçük düşürücü davranışlarla 'kaldı'. Her iki kategori de uluslararası hukuka göre yasak. Bizim askerlerimiz bunların ABD kanunlarınca da yasaklanmış olduğunu zannediyordu.
Ama hükümetin avukatları öyle demiyor. Eğitimlerine veya vicdanlarına başvurmak yerine, askerlerden bir Alan Kılavuzu'nun satır aralarını, onu da yapamıyorlarsa kılavuzun son yorumlanma şeklini uygulamaları bekleniyor.
Kanun, özgürlüğün teminatıdır, ama tanınmayacak derecede çarpıtılmadıysa. Unutmayalım ki demokrasilerin olduğu kadar tiranların da avukatları var. Kurucularımız kanunu bir ruhsat değil, kısıtlama olarak düşünmüştü, amaçları gücü kontrol etmekti, yetkilendirmek değil. Aradaki fark bir onur, değer, kimlik meselesidir.
Kanunu gerek birey, gerek millet olarak en kötücül içgüdülerimize karşı bir kontrol gücü olarak anlamak ve kucaklamanın daha derin, daha ahlaki bir amacı vardır.
Çoğu 20 yaşından genç askerlerimizden diğer insanları aşağılamalarını ve onlara kötü muamele etmelerini istemekle, bizler bizzat onları aşağılamış oluyoruz. Vatansever olarak gurur duydukları, alelade bir asker değil de Amerikan askeri olarak uygulamayı öğrenmiş oldukları ahlak kurallarını ellerinden alıyoruz.
General Washington'un düşünceleri
Senatör John McCain'in birkaç hafta önce Senato koridorlarında Vietnam Hanoi'de esir alındığı zamanlar başından geçenleri anlatması bundandı: Diğer savaş esirleriyle birlikte 'Düşmanlarımızdan farklı olduğumuzu, onlardan daha iyi olduğumuzu, roller tersine çevrilse onlara böyle kötü davranarak veya kötü davranılmasına göz yumarak kendimizi küçük düşürmeyeceğimizi biliyor, bu inançtan çok büyük bir kuvvet alıyorduk.'
Britanya askerlerinin New York'ta teslim olan Amerikalıları katletmesini subaylarıyla birlikte izleyen George Washington'un düşünceleri de bundan farklı değildi. Daha sonraları aynı subaylar Britanyalı esirlerinin başlarına geçtiğinde general onlara, esirlere "İnsanca davranmalarını, Britanya ordusunun talihsiz kardeşlerimize kanlı muamelesini taklit ediyoruz diye şikâyet etmelerine fırsat tanımamalarını" söyler.
'Ruhunu, kendini kontrol ederek güçlendir.'
ABD'nin bir ulus olarak ruhu, kanunu harfi harfine uygulamakta değil, onu kabul ettirecek daha derin bir iç disiplinde ve kim olduğumuz ve kim olmak istediğimize dair bir beyan olarak görüp, onunla birlikte yaşayabilmekte yatıyor.
Gelgelelim kendisini son derece ahlaklı bir adam olarak tanımlarken, aslında dünyayı iyi ile kötü diye ikiye ayıran başkan George W. Bush iktidarında kanun, bir iktidar payandası halini aldı. Bizler bir ulus olarak Senato'nun, emekli generallerimizin ve genç kaptan ve erlerimizin liderliğinde ayaklanarak, yasal kısıtlamalara uyulması için ağırlığımızı koymazsak, Amerika o eski marştaki kadar güzel bir yer olmayacak artık. (ABD Princeton Üniversitesi'nde görevli, 28 Ekim 2005)