Harp okulları üniversitedir

Marmara Üniversitesi profesörlerinden bay Ahmet Çakmak 28 Eylül tarihli Radikal'deki 'Üniversite, bilimsellik ve askerler' başlıklı yazısında Yıldız Teknik Üniversitesi'nin...
Haber: A.M. CELAL ŞENGÖR / Arşivi

Marmara Üniversitesi profesörlerinden bay Ahmet Çakmak 28 Eylül tarihli Radikal'deki 'Üniversite, bilimsellik ve askerler' başlıklı yazısında Yıldız Teknik Üniversitesi'nin bu yılki ilk dersini emekli orgeneral sayın Hurşit Tolon'a verdirmesini pek uygunsuz bulmuş. Sayın Çakmak'a göre askerlikle üniversite iki bağdaşmaz kurum. Bunun nedeni, kendisine göre, askerlikte tartışma ortamının değil, katı bir emir-komuta zincirinin olması. Bu arada üç harp okulumuzu Türkiye'nin en iyi üç üniversitesi addettiğime de değinerek, benim üniversite kavramını anlamadığımı, üniversite eğitiminde yalnızca teknik eğitimi görmek istediğimi ima ediyor.
'Üniversite' adına layık kurumlar
Önce şunu belirteyim: Yazılarımda üç harp okulunu ülkenin en iyi üniversiteleri değil, Türkiye'de 'üniversite' adına layık üç yegâne kurum olarak gördüğümü defaatle yazdım. Türkiye'de onlardan başka üniversitenin niçin olmadığı düşüncemin detaylı savunulması bu yazının sınırlarını aşar. Ahmet Çakmak beyin kendisi bir üniversite profesörü olarak bu teze güzel bir destek oluşturuyor:
Her şeyden önce, Ahmet bey dünyanın gözde üniversitelerinden Columbia'nın başında 1948-1951 arasında beş yıldızlı bir generalin olduğunu herhalde unutmuş (benzer örnekler için 1 Ekim 2005 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik'teki köşeme bkz.). Üniversite kavramımın teknikle sınırlı olduğu iması ise, benim bilim tarihi ve bilim felsefesi konularındaki uluslararası yayınlarımı bilmediğini ve beni itham ederken bunu kontrol zahmetine bile katlanmadığını gösteriyor. Üstelik ben mühendis de değilim. Ahmet bey sosyal bilimcidir. Bir fen bilimcisi olarak benim sosyal bilimlerdeki uluslararası atıf sayım kendisinin Uluslararası Atıf Endeksi'nde (ISI) sıfır olan atıf (ve yayın!) sayısının epey üzerindedir. Herhalde üniversite, Uluslararası Atıf Endeksi'nde adı sıfır kere geçenlerin barınabildiği bir kurum olmasa gerek. Öte yandan Ahmet bey düşünce özgürlüğünün bulunmadığını söylediği harp okullarımızı araştırmak zahmetine de katlanmamış. Ben en yakından tanıdığım Hava Harp Okulu'ndan bir-iki örnek vereyim.
Buraya öğrenci kabulü işleminin bir parçası üstün ÖSS puanlarıyla gelen öğrencinin bağımsız tartışma yeteneğinin ölçülmesidir. Bu hem mülakat hem de öğrenci adaylarının bağımsız gruplar içinde yaptıkları tartışmalar dinlenerek yapılır. Öğretim süresince öğrencinin yaratıcılık ve liderlik kapasitesinin yükseltilmesine çalışılır. Bu, bağımsız projeler ve grup çalışmalarıyla gerçekleştirilir. Harbiyelilerin özgün düşünce ürünlerini sergileyen Hava Harp Okulu bilim fuarları sanayimizin özellikle dikkatle izlediği fuarlar arasındadır.
Diğer harp okullarımızın bundan çok farklı olduklarını sanmıyorum. Emir-komuta zinciri ise irrasyonel bir buyurma/itaat işlevi değil, dikkatli çalışma ve uzun irdelemeler sonucu varılan sonuçların kararlı bir uygulamasını yansıtır. Ahmet bey İstiklal Savaşımızın tarihinde örneğin Büyük Taarruz planlamalarının, aralarında Atatürk'ün de bulunduğu komutanlar arasında ne denli sert tartışmalara yol açtığını bilmez mi? Sanmasın ki günümüzün Harbiyelileri hocaları da olan komutanlarıyla daha az tartışırlar. Ancak en önemlisi, bu hoca/komutanlar arasında hiçbirinin, iddia sahibi olduğu bir konuda tam bir cehalet sergilemesine izin verildiğine şahit olmamış olmamdır. Böyle bir durumu üstler bir an için gözden kaçırsa bile özgür düşünme ve iyi gözleme konusunda birinci sınıf bir eğitim alan Harbiyeliler yakalarlar.
Bu seçkinci gelenekten gelen Hurşit Paşa 'sözde aydın' terimiyle kendisi gibi düşünmeyenleri değil, hiç kuşkusuz fikri olup bilgisi olmayanları kastetmiştir. Bu tür bir hoşgörüsüzlüğe 'üniversitelerimizin' çok ihtiyaçları olduğu kanısındayım.
Prof. A. M. Celal Şengör: İTÜ öğretim üyesi