'Hasta adam Avrupa'

Türkiye geçen yüzyılda 'Avrupa'nın hasta adamı'ydı. Nitekim Osmanlı bu hastalıktan öldü. Bugünse Avrupa, Türkiye hastalığına tutulmuş gibi görünüyor, hem de öyle böyle değil.
Haber: PATRICK SABATIER / Arşivi

Türkiye geçen yüzyılda 'Avrupa'nın hasta adamı'ydı. Nitekim Osmanlı bu hastalıktan öldü. Bugünse Avrupa, Türkiye hastalığına tutulmuş gibi görünüyor, hem de öyle böyle değil. Ankara ile müzakerelere başlama sözü verilmiş tarihin arifesinde Avrupalılar öyle bölündü ki, neyi müzakere edeceklerinde bile anlaşamıyorlar. Tam bir keşmekeş.
Hükümetler bölünmüş durumda. Bu bölünme, İstanbul Boğazı ile sembolik bir köprü kurmaya çalışan hükümetlerle, ağırlıklı Türk karşıtı olan halkları karşı karşıya getiriyor. Fay hattı siyasi partilerin bile ortasından geçiyor. Bilhassa Fransa'da Chirac Türklerin üyeliğine kapıyı açık tutmaya çalışırken Sarkozy muhalefet ediyor.
Fransa Almanya'daki seçim kargaşasında halklar hıncını yine malum Türklerden çıkarıp, çekiçlerini türbanların üzerine salladılar.
Birbirine benzeyen düşmanlar
Türkler de bölündü. Avrupa yanlıları için AB, modernleşme, demokratikleşme ve refaha giden yol. Milliyetçi sağ ve sol ise AB'nin, üyelik ihtimali için bile 'Ermeni soykırımı'nın kabulü, Kürt azınlık hakları, Kıbrıs'ın tanınması gibi konularda değişim dayattığını düşünerek öfkeyle Avrupa karşıtlığı geliştiriyor.
Türk Avrupa karşıtları ile Avrupalı Türk karşıtları, işi yokuşa sürmede birbirine benziyor. Ne var ki ekonomik açıdan Avrupa Birliği'ne girmesinin Türkiye'nin menfaatine olduğunu kim inkâr edebilir? Türkiye'yi, Viyana kuşatmasından beri ta dört yüz yıldır tehdit etmediği kıtamıza bağlamak da, strateji açıdan Avrupa'nın menfaatine. (Başyazar, 30 Eylül 2005)