Haydi, özgürlüğe içelim!

Dünkü yemin töreninde yapılan konuşmayı izlerken 'Baba' filminin son sahnelerini hatırladım.
Haber: Bob Herbert / Arşivi

Dünkü yemin töreninde yapılan konuşmayı izlerken 'Baba' filminin son sahnelerini hatırladım. Dinsel ve ağırbaşlı bir tören (filmde bu bir vaftiz töreniydi) düzenlenirken, bir dizi kanlı cinayet işleniyor
ve o cinayetler, vaftiz sahnelerine karışıyordu.
Bush, Washington'ın açık, soğuk göğü altında yemin edip nutuk çekerken, haber ajansları Irak'taki trajik kargaşanın hikâyeleriyle dolup taşıyordu.
İki yıl önce Bush'un, Amerikan başkanlık tarihindeki en kötü kararlardan birini alıp tamamen lüzumsuz bir savaşa girişmesiyle başlayan bu katliamın sona ereceğine ilişkin ufukta hiçbir işaret yok.
Irak'ın adını anmadı
İnanılmaz olan şu ki, 1360 Amerikan askerinin ölümüne, 10 binden fazlasının yaralanmasına, ölen veya yaralanan on binlerce Iraklıya rağmen, Bush yemin töreni konuşmasında bir kez bile 'Irak' kelimesini zikretmedi. Savaşa yönelik en genel referanslardan bile kaçındı. Başkanlık dönemine damgasını vuran savaştan dolayı ıstırap duyan Lyndon Johnson'ı hatırlamamak mümkün mü? Ama görünen o ki savaş, ikinci seçim zaferinin tacını takan Bush'un pek umurunda değil.
Ocak 1945'te, 2. Dünya Savaşı henüz sürerken, Franklin Roosevelt, mütevazı bir yemin töreni düzenlenmesinde ısrar etmişti. Çoktandır ölümcül bir hastalığın pençesinde olan Roosevelt, konuşmasına şu sözlerle başlamıştı: "Sevgili dostlarım, böyle bir dönemde yemin töreni konuşmasının basit ve kısa olması yönündeki kararımı anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum."
Ama zaman değişti. Bush ve en az onun kadar sağır destekçileri, Amerikalılar, Iraklılar ve başkaları Irak cehenneminde acı çekip can vermeye devam ederken, günlerini yemin törenine hazırlanmakla geçirdi. Yeni Amerikan plütokrasisinin prens ve prensesleri için bu törenden
daha önemli bir şey yoktu.
Havai fişekler, resepsiyonlar, gala yemekleri ve şaşaalı balolar için on milyonlarca dolar harcandı.
Başkan ve 'First lady' Laura Bush'un da aralarında bulunduğu 10 bin kişi, çarşamba gecesi Smokin ve Çizme Balosu'na katılmak için sıraya girdi. Associated Press'e göre, davetlilerden biri, San Antonio'dan Lorian Sessions, 'ayaklarına kanguru derisinden bir çift siyah çizme geçirmiş, beyaz bir yıldız ve nakışlar eşliğinde, Saks'tan aldığı beyaz bir vizon kürk giymişti.'
Washington Post'taki bir makalede, baloya harcanan paranın Irak'taki eksik donanımlı askerlere çelik yelek sağlanması için ayrılması gerektiğini savunan bir barış eylemcisinden söz ediliyordu. Yüksek topuklu Bush kalabalığı smokinleri içinde dans edip gülerken, Irak'taki durum kötüleşip daha da korkutucu bir hal alıyordu. Balo, 26 insanın Bağdat'taki beş ayrı intihar saldırısında öldüğü gün yapılıyordu. Bu arada New York Times'tan John F. Burns'e göre, seçimlere 10 gün kala Amerikalı komutanlar, "Irak ve dünya kamuoyunu, savaştaki en kanlı safhalardan birine hazırlamaya" çalışıyordu.
Bununla birlikte Washington'daki tantanalı kutlamalarla Irak'taki korkunç gerçeklik arasındaki bu bağlantısızlık beni hiç şaşırtmadı.
Bu başkan ve onun destekçilerinden tam da bu beklenir zaten; bu insanlar daima, savaş ve ıstırap gibi çirkin gerçeklerin çok uzağındaki bir hayal âleminde yaşamakta. O âlemde, sonuçlarına katlanmak zorunda kalmadan savaşlar başlatabilirsiniz. Cebinizden para çıkarmanıza bile gerek yoktur, kredi kartınızı uzatırsınız, olur biter. Gerçek dünyada yaşayan insanlar içinse Irak, bombalamalar, adam kaçırmalar ve suikastların günlük hayatın ayrılmaz parçası olduğu bir yer. Maaşlarını almak için sıraya girmiş polislerin parçalara ayrıldığı; binlerce masum erkeğin, kadının ve çocuğun hiç uğruna katledildiği; Felluce gibi kentlerin, kurtarılırken dümdüz edildiği; Amerika'nın rakipsiz ateş gücünün savaşı kazanmaya yetmediği; ve adayların çoğunun kimliklerini gizli tuttuğu, oy sandıklarının kurulacağı yerlerin açıklanmadığı, şaka gibi bir seçime hazırlanan bir ülkedir Irak.
Gerçek dünyada yaşayan insanlar Irak'ı böyle görüyor olabilir. Fakat hayal âleminde gezinen Bush için Irak özgürlüğe doğru adım adım ilerlemekte. Öyleyse niye özgürlüğe kadeh kaldırıp bütün gece dans edilmesin, değil mi? (21 Ocak 2005)