'Hayır' demekle hata ettik

24 Nisan 2004 tarihli referandumdan bir yıl sonra Kıbrıs'ta ister istemez bazı sorular akla gelmekte: Kıbrısıl Rumlar, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in teklif ettiği 5. Annan Planı'yla ilgili referandumda 'Evet' deseydi, bunun pratik neticeleri neler olacaktı?
Haber: FİLİPOS SAVVİDİS / Arşivi

24 Nisan 2004 tarihli referandumdan bir yıl sonra Kıbrıs'ta ister istemez bazı sorular akla gelmekte: Kıbrısıl Rumlar, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in teklif ettiği 5. Annan Planı'yla ilgili referandumda 'Evet' deseydi, bunun pratik neticeleri neler olacaktı? Annan Planı'nın Kıbrıs Türklerince kabulü ve Kıbrıs Rumlarınca reddinden sonra şu anda nerede bulunuyoruz? İki bölgeli iki toplumlu federasyona dayalı çözüme en kısa zamanda varılabilmesi için neler yapılması lazım?
5. Annan Planı kabul edilseydi, çözümden bir sene sonra durum şöyle olacaktı:
1 - Anayasal yapı: Geçici bir dönemden sonra, 13 Haziran 2004 tarihinde "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan iki devletin federe milletvekilleri, senatörleri ve AB milletvekillerinin belirlenmesi için seçimler yapılacaktı. Hemen sonra federal parlamento ve dokuz üyeli Başkanlık Kurulu (altısı oy hakkına sahip üçü oy hakkına sahip olmayan) seçilecekti. Başkanlık Kurulu'nun görev süresi beş yıl olacaktı. Birinci beş yıllık dönemde her 10 ayda bir, bir Kıbrıslı Rum ve bir Kıbrıslı Türk dönüşümlü olarak başkanlık yapacaktı.
2 - Toprak iadesi: Türk tarafınca Rum tarafına aşamalı olarak toprak devredilecekti.
3 - Mültecilerin geri dönüşü: Çözümden sonra ilk yılda yaklaşık 20 bin Kıbrıslı Rum evine dönecek (Kıbrıs Rum yönetimi altında) ve aynı zamanda Kıbrıs Türk yönetimi altında bulunacak Kıbrıslı Rumların da kademeli dönüşü başlayacaktı.
4 - Göçmenlerin gitmesi: 60-120 bin kadar göçmen adada kalacaktı. Diğerleri ikamet yerlerinden gitmek zorunda kalacaklarından, Türkiye'ye dönmek için verilecek ekonomik olanakları değerlendireceklerdi. En önemlisi, çözümün uygulanmasıyla kontrolsüz göç duracaktı.
5 - Askerlerin çekilmesi: 12 ay içinde 40 bin Türk askerinden 20 bini ve Ekim 2006'ya kadar da 14 bin asker daha Kıbrıs'tan ayrılacaktı.
6- Mal varlıkları: Gayrimenkul sahibi Kıbrıslı Rumlar evlerini ya da köy veya kasabalarındaki başka bir evi geri almaya hak kazanacaktı. Kıbrıslı Rumlar üç ile beş yıl içinde de Kıbrıs Türk kesimindeki toplaklarının da üçte birini geri alacaktı.
Her mal sahibi geri alamadığı malı için tazminata hak kazanacaktı. Kıbrıslı Rumlar, hiçbir kısıtlama olmadan Karpaz bölgesindeki dört köye gelebilecek ve geniş siyasi özerkliğe sahip olacaktı.
7 - Ekonomik kalkınma: Çözüm olduğu takdirde, Kıbrıslı Tükler ve Kıbrıslı Rumlar arasında turizm sektöründe olduğu gibi bütün sahalarda işbirliği olanakları yaratılacaktı.
Elbette bunların hepsi Türkiye'nin imzasının arkasında durup anlaşmayı uygulaması durumunda gerçekleşecekti.
Oysa çözümün Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesi, Kıbrıs Rum toplumunun durumunun zorlaşmasına neden olan elverişsiz koşullar yaratmıştır. 17 Nisan 'başkanlık' seçimlerinin neticeleri ve Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunun lideri olması, Denktaş devrinin sonunu gösteriyor ve Türkiye'nin artık suçlanmamasını sağlıyor. Çünkü Denktaş çözümsüzlük sembolüydü. Kıbrıs Türklerinin başında Talat'ın bulunması durumu değiştiriyor. Kıbrıs Rum tarafı 'Talat unsurunu' dikkatle kavramalı ve bir an evvel çözüm için esaslı inisiyatifler almalı.
Bu sebeple Kıbrıs Rum tarafı;
1 - Gözden geçirilmiş bir Annan Planı çerçevesinde "iki bölgeli iki toplumlu" federasyon çözümünü isteyip istemediğini aydınlığa kavuşturmalı.
2 - Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin davetine cevap verip, Annan Planı üzerinde istediği değişiklikleri açıkça ortaya koymalı.
3 - Müzakereler için gerçekçi bir takvim teklif etmeli.
Bütün bunlar çözümün her iki toplum tarafından kabul edilmesi şartına bağlı.
24 Nisan 2004 referandumundan sonra Kıbrıs konusunda geçen verimsiz zamanın Kıbrıs Rumlarının menfaatine çalışmadığı görülüyor. Aksine, Kıbrıs Rumlarının müzakere olanağı azalıyor, zorlaşıyor ve işgalin oldubittileri sağlamlaşıyor. (Yunan gazetesi To Vima, 23 Nisan 2005)