Hayvan hakları ve Batılılık

Batılı değerleri içselleştirmekle sanal bir Batı imajına sahip olmak arasındaki ince farkı, bizatihi tecrübe etmek suretiyle, dünya üzerinde en iyi bilen toplum hiç şüphesiz Türklerdir.
Haber: MEHMET MERDAN HEKİMOĞLU / Arşivi

Batılı değerleri içselleştirmekle sanal bir Batı imajına sahip olmak arasındaki ince farkı, bizatihi tecrübe etmek suretiyle, dünya üzerinde en iyi bilen toplum hiç şüphesiz Türklerdir. Batı'nın tüketim biçimini tepeden inme taklit ederek batılı olacağını vehmeden resmi ama aynı zamanda hastalıklı Batılılaşma modelimizin en kırılgan, en ironik noktası da işte burası.
Salt silindir şapka ve frak giymeyi veyahut birtakım Batılı sembol ve yasalarla görüntü birlikteliği yaratmayı Batılı olmanın en mühim alamet-i farikası olarak addeden ve bunu topluma Batılılaşma paradigmasının olmazsa olmaz koşulu olarak dayatan arkaik ve anakronik, cari yönetim zihniyeti, öyle bir dogmatik ve jakoben, bilimsel pozivitizm mengenesi içerisine hapsolmuş ki, medeni dünya ile olan reel bağlarının neden bu kadar koptuğunu sorgulama ihtiyacını duymuyor bile.
İmaj çağdaşlaşması
Sanal imaj çağdaşlaşması furyasının yaşanan son örneği, AB uyum yasaları dolayımında hayvan hakları konusunda yasal düzenlemeler getiren ve TBMM'ye üçüncü kez sevk edildikten sonra 24 Haziran 2004'te kabul edilen, 5199 sayılı 'hayvanları koruma kanunu' oldu. Kanun geçen sene uzun uzadıya komisyonları aşıp, nihayet Genel Kurul'da kabul edildiği için, bundan böyle bizim hayvanların da tıpkı Avrupalı ve ABD'li türdeşleri gibi 'sui generis' bir yasaları olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyip, artık bu duyarlı alanda da tam bir Batılı görüntüye kavuşmamızın zevk ü sefasını huzur içinde sürebiliriz. Ancak bizim yasanın nevi şahsına münhasır olmasının, içindeki, karışımsız bir ultra alaturka usul üzerine özenle bina edilmiş yaptırım sisteminden kaynaklandığı gerçeğini unutmamız kaydıyla.
Ağır ceza: 250 milyon
Kanuna göre, hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek suretiyle muamele edenlere hayvan başına 250 milyon lira idari para cezası verilecek. Kanun koyucu tarafından öngörülen şu cezaya bir bakın. Hayvanların biyolojik ve manevi varlığına karşı kasten gerçekleştirilen, canice bir eyleme karşı uygun görülen bu trajikomik para cezası, her şeyden önce hukuk tekniği açısından cezanın sosyal amacı olan özel ve genel önleme hedefleriyle hiçbir surette bağdaşmıyor. Cezanın özel önleme etkisi, doğrudan suç işleyen kimseye yönelik olmak üzere, bir kimsenin işlediği suçun cezasını çekmesi suretiyle bu cezadan ders alması ve bir daha suç işlememeye sevk edilmesi anlamına gelir.
Genel önlem ise suç işleme eğilimi taşıyan kimseleri korkutmak ve onları niyetlerinden caydırmayı hedef alır. Bugünün ekonomik ve sosyal şartlarında 250 milyon TL'lik para cezasının efektif bir caydırıcılık taşımayacağını, üstelik bu tür bir cezanın uygulamada işlerlik kazanmasına yönelik etkin bir yaptırım organizasyon yapısının mevcut olmadığını kanun koyucu bilmiyor muydu? Sonra bu tür bir saldırıya maruz kalan bir hayvanın, hiçbir koruyucu altyapı tedbiri almadan eski ortamına bırakılmasının yol açacağı sonuçları yasayı yapanlar öngörmüyorlar mıydı? Bal gibi de biliyor ve öngörüyorlardı. Ama onlar için önemli olan vitrin. Hayvanları koruyan bir mostralık yasaya sahip olduğumuzu cümle âleme ve
özellikle AB'ye gösterelim de, varsın yasa caydırıcı olmasın, hükümleri görmezlikten gelinsin veya bile bile tatbik edilmesin.
Somut bir trajik olay
Nitekim 4 Eylül günü İzmir'de yaşanan somut ve trajik bir olay, bu negatif ve teorik saptamayı bütün boyutlarıyla teyit edici nitelikteydi. Konak Belediyesi ekipleri Kadifekale'de bir kişiyi ısırdığı öne sürülen köpeği kısırlaştırıp aşıladıktan sonra Hayvanları Koruma Yasası gereği eski ortamına geri bıraktı. Kosova Mahallesi'nde öfkeli bir grup ise mahut hayvanı önce sopayla dövdü, sonra kesici -delici aletlerle ağır bir şekilde yaraladı. Kerameti kendinden menkul, yürürlükteki yasaya rağmen, bu hunharca eylemi gerçekleştirenlere şu saate kadar hiçbir hukuki, vicdani ve ahlaki yaptırım uygulanmış değil.
Batılı olmanın yolunun göstermelik ve enfantil bir Batılılaşma maskesinin ruhumuzun en derin noktalarına kadar bütün benliğimize nüfuz etmesine izin vermekten değil, 'Batılı' diye tanımlanan ve kendi içerisinde bir bütünlük yaratan manevi değerleri gerçekten ve eylemli olarak özümsemekten geçtiği gerçeğini artık anlamamız gerekiyor.
Kısaca insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerinden kaynaklanan özgürlükçü demokrasi ile girişim özgürlüğü üzerine bina edilen rekabetçi piyasa ekonomisi kurallarını, yani Batı'nın manevi özünü, yalnızca kâğıt üzerinde değil, uygulamada da daha ileri bir düzeyde içselleştirmemiz zorunlu. Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi ülkeler bu temel değerleri esas alarak, Batı'nın üretim biçimini ve teknolojisini taklit etmeyi başardıkları
için; kitlesel eğitim, meslekleşme, ticarileşme, kentlileşme, sermaye birikimi, dışa açılma, iletişim, ulaşım ve teknolojinin gelişmesi, orta sınıfın ortaya çıkması, üretim şeklinin nitelik ve nicelik açısından belli bir seviyeye yükselmesi gibi çok boyutlu sosyoekonomik süreçlerle destekli reel bir modernleşme hamlesini gerçekleştirmeyi başardılar.
Ne var ki Batı'nın ruhuna içkin değerleri özümseme aktivitesini kendi değerleri üzerinden gerçekleştirmeyi başaramayan bizim gibi toplumlar, kendilerini, giderek sığlaşan ve yalnız Batı'nın formel yaşayış şeklini temel alan bir Batılılaşma hezeyanına kaptırmaktan kurtaramadılar.
Nafile çabalar
Asıl trajik olan ise, manevi özünden kopuk bu yüzeysel Batılılaşma gayretkeşliğinin eninde sonunda o ülkeyi giderek daha fazla oranda Batılı olmaktan uzaklaştırmayla sonuçlanacağı gerçeğidir. Batılı olmaya çalışıp duran, ancak bir türlü Batılı olmayan bizim gibi ülkelerde, insanın bazen, "Ne yapalım, bu işler bizde biraz da böyle oluyor" deyip, alafranga orjinli 'hayvanları koruma kanunu'nun alaturka parfümlü uygulamalarına, öfkeyle karışık bir şekilde bakarak, sadece tebessüm edesi geliyor.
Yard. Doç. Dr. İur. LL. Mehmet Merdan Hekimoğlu: Bandırma İ.İ.B.F.
Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi