Her iki tarafa da iş düşüyor

Erdoğan ile Bush arasında Beyaz Saray'da yapılan görüşme, Irak'a yönelik ABD işgalinden ötürü ağır hasar gören ABD-Türkiye ilişkilerini onarmak için önemli bir fırsat.
Haber: Frank Carlucci / Arşivi
F. Stephen Larrabee / Arşivi

Erdoğan ile Bush arasında Beyaz Saray'da yapılan görüşme, Irak'a yönelik ABD işgalinden ötürü ağır hasar gören ABD-Türkiye ilişkilerini onarmak için önemli bir fırsat.
ABD'nin Türkiye ile güçlü bir ortaklıktan çıkarı var. Türkiye, Amerika için stratejik önemi giderek artan üç bölgenin kesişme noktasında: Avrupa, Hazar/Karadeniz bölgesi ve Ortadoğu.
Bu bölgelerin her birinde Türkiye ile işbirliği ABD'nin hedeflerine ulaşması bakımından önem taşıyor.
Ne var ki iki ülke ilişkileri son dönemde kötü bir seyir izledi. Irak konusundaki farklılıklara, Türkiye'deki Amerikan karşıtlığının can sıkıcı yükselişi eşlik etti. Sözgelimi Alman Marshall Vakfı tarafından geçenlerde yapılan bir anket, Türklerin yüzde 82'sinin Amerikan politikalarını desteklemediğini ortaya koydu. Eğer bu eğilim devam ederse, uzun vadeli ilişkiler onarılamaz derecede hasar görebilir.
Bununla birlikte yakın dönemde iki tarafın ilişkileri iyileştirmek istediğine dair sinyaller var. Geçen ay Türk meclisi, ABD'nin Irak ve Afganistan'a nakliyat noktası mahiyetinde İncirlik hava üssünü kullanmasına izin verdi.
Ve Nisan'da ABD ve Türkiye, 117 adet F-16 savaş jetinin modernizasyonu için 1.1 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı.
İşbirliği alanları
Bu olumlu gelişmeler, Türk-Amerikan ortaklığını ve yeni bir stratejik gündemi canlandırmak açısından birer tuğla görevi görebilir. Bu gündemin başlıca maddeleri şunları kapsamak durumunda:
Irak: Irak'ta istikrarlı bir demokrasinin kurulmasında hem ABD hem de Türkiye'nin çıkarı var. Fakat Türkler, Irak'ta (bilhassa da petrol zengini Kerkük'te) Kürt nüfuzunun artmasının Türkiye'nin sınırında bağımsız bir Kürt devletinin doğmasına ve kendi kalabalık Kürt nüfusu arasında ayrılıkçılığın güçlenmesine yol açacağından endişe duyuyor. Yanı sıra Ankara ABD'nin yasadışı PKK örgütünün, son dönemde Kuzey Irak'taki barınaklarından Türkiye'ye sızarak saldırılar düzenleyen militanlarına karşı harekete geçmesini istiyor. Eğer Amerika Türkiye'nin bu yöndeki isteklerini görmezden gelmeye devam ederse, Türklerin Amerikan karşıtı hissiyatı muhtemelen daha da artacak ve Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK'ya karşı tek taraflı harekete geçmesi ihtimali gündeme gelecek.
Ortadoğu'nun demokratikleştirilmesi: Müslüman bir laik ülke olarak Türkiye, Ortadoğu'da demokrasinin desteklenmesi hususunda önemli bir rol oynayabilir. Fakat ABD, bazı Amerikalı siyasetçilerin istediği gibi, Türkiye'yi bir model olarak sunmaktan kaçınmalı. Birçok Türk, özellikle de ordu ve Batılılaşmış laik seçkinler, "İslami bir model" olarak gösterilmekten rahatsız; zira bunun İslam'ın Türkiye'deki rolünü güçlendirmesinden ve Türkiye'nin Batı ile bağlarını zayıflatmasından korkuyorlar. Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı General Hilmi Özkök de, nisan
ayı sonunda yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin İslam dünyası için bir model olmadığını üzerine basa basa söyledi. Dahası Türkiye'nin Arap dünyasındaki imajı, imparatorluk geçmişi ve İsrail ile güçlü bağları nedeniyle sorunlu.
İran: Türkiye ve ABD'nin, İran'ı nükleer çabalarından caydırmak konusunda da ortak çıkarı söz konusu.
İki ülke de nükleer silaha sahip bir İran görmek istemiyor. Aynı zamanda, Tahran ile iyi ekonomik ve siyasi ilişkiler yürütmek Türkiye'nin çıkarına; İran, Türkiye'nin artan ihtiyaçları açısından büyük bir doğalgaz kaynağı konumunda. Dahası, Türkiye ile İran, Kürt ayrılıkçılığını dizginlemek noktasında da ortak çıkarlara sahip. Bu yüzden ABD, İran'ı tümüyle izole etmek konusunda Türkiye'den destek bekleyemez.
Orta Asya ve Kafkaslar: Bu bölgelerde stratejik bir diyalog, her iki taraf için de en başta gelen önceliklerden biri olmalı. Her iki ülke de, çatışmalardan bitap düşmüş bu bölgede istikrar sağlanmasını istiyor. Özellikle Dağlık Karabağ bölgesindeki ihtilafın çözümüne yardımcı olacak ortak bir çalışma yürütülebilir. Bu konuda varılacak bir çözüm, Ermenistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesi bakımından yeni olasılıklar doğuracak; yanı sıra Ermenistan'ın Rusya'ya bağımlılığının azalmasına imkân tanıyacak.
Türkiye 'Avrupaileşecek'
Avrupa: Türkiye'nin AB üyeliği, ABD'nin uzun dönemli çıkarlarına uygun. Üyelik, Avrupa'yı daha güçlü bir stratejik ortak haline getireceği gibi, Türkiye'deki demokratik reformları da ileriye taşıyacak. Aynı zamanda Washington, Türkiye'nin AB üyeliğinin (tabii eğer olursa) sonucunda, daha 'Avrupai' bir Türkiye'yle karşılaşacağının, Ankara'nın yüzünü Washington'dan ziyade Brüksel'e döneceğinin farkında olmalı.
Kıbrıs: Son olarak, her iki ülke de Kıbrıs'ta bir çözüme varılabilmesi için ortak çalışma yürütülmeli. Türkiye üzerine düşeni yaptı. Geçen ilkbaharda, Türkiye'nin de desteğini alan Kıbrıslı Türkler, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu barış planını kabul etti. Ne var ki Kıbrıslı Rumlar planı reddetti. Bu nisanda Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs'ın Türk tarafında cumhurbaşkanlığına seçilmesi, nihai bir çözüm yönünde ilerleme umutlarını artırdı. Talat, selefi Rauf Denktaş'tan farklı olarak, Annan Planı'nı ve Kıbrıs Rum tarafıyla ikili görüşmelerin devamını destekliyor.
Bu değişikliklerin hiçbiri ABD ile Türkiye arasındaki farklılıkları sona erdirmeyecek. Fakat ilişkilerin tekrar ayakları üzerine oturtulmasına ve
kritik önemdeki bölgesel istikrara katkı sağlanmasına da yardımcı olacak. (Eski savunma bakanı ve ulusal güvenlik danışmanı/eski Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi, 8 Haziran 2005)