Her insan asker olarak doğmaz

Haber: M. UTKU ŞENTÜRK / Arşivi

Vicdani retçi Halil Savda ve İsmail Yıldız’ın tutuklandığı haberlerini okuduğumda, ünlü Sovyet yazar Konstantin Simonov’un biyografik romanı ‘İnsan Asker Doğmaz’ı anımsadım. 2. Dünya Savaşı’nda Stalingrad cephesini anlatır bu roman. Savaşın yakıcılığını, ölümü ama en çok da askerin insan olma ve insan kalma savaşını...
Yıldırım Türker 27 Şubat’ta, “Devlet, vicdani ret hakkını kabul etmek zorunda. Zira sonu gelmeyecek hiç kimsenin askeri olmamak için her şeyi göze alanların” diyordu Radikal’de. Gerçekten de 1990’da ilk vicdani retçi Tayfun Gönül’le başlayan vicdani ret mücadelesinin sonu gelmiyordu.
1990’da Sokak dergisindeki röportajında Tayfun Gönül manifestosunu şöyle belirtiyordu: “Militarizm, tüm insan ilişkilerinde tahakkümü ve sistematik şiddeti meşru gören, toplumun bütün dokularına sinmiş bir hastalık. Bu yüzden insanlık özgürlük arayışında militarizmle hesaplaşmak zorunda. Ordu, Türkiye ’de şimdiye kadar pek dokunmaya cesaret edilemeyen bir tabu. Hepimiz askeri marşlarla, bayram kutlamalarıyla büyüdük. Kendi tarihimizi, fetihçi, asker bir millet olduğumuzu, bunun erdemlerini vazeden resmi tarihin ağzından öğrendik. Ordu, politik çekişmelerin ötesinde, saygın bir konumdaydı. Bir ‘vicdan hürriyeti’ varsa, insanlar başkalarına doğrudan zarar vermemek şartıyla kendi vicdani kanaatlerine aykırı davranmaya zorlanamazsa ve devletler de bu ‘hürriyeti’ kabul etmişse, artık kendi ordularını oluşturmanın ‘zorunlu askerlik’ dışında yollarını bulmak zorundalar. Askerlik yapmanın, orduya katılmanın kişinin vicdani kanaatlerine aykırı olduğu durumda hiçbir güç, bu kişilere ‘zorunlu askerliği’ dayatamaz. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşan ve insan haklarının ayrılmaz parçası olan bu hakka, ‘vicdani ret’ hakkı diyoruz. Bu hak, doğal hukukun gereğidir ve T,C. devleti, imzaladığı İnsan Hakları Bildirgesi ve 1982 Anayasası ile bu hakkı zımnen kabul etmiştir. Benzer düşünenleri, bu insan hakları ihlaline direnme hakkını kullanmaya çağırıyoruz. Kampanyada bir yandan militarizmin teşhiriyle birlikte askerlikle ilgili yasa ve yönetmelikleri değiştirmeye yönelirken, diğer yandan mağdurlar arasında dayanışma yaratmaya çalışacağız.”
KCK operasyonu kapsamında 20 Aralık’ta tutuklanan Dersim Gazetesi Yazıişleri Müdürü İsmail Yıldız ise vicdani ret deklarasyonunda, “Temel vasfı öldürmek olmakla birlikte; ayakta kalma çimentosu erkeklik, Türklük ve Müslümanlık olan bir ordunun silahı olmak, inancım ve öz-gürlük tasavvurum içinde bulunma-
makta. Ayrıca yakında doğacak kızımın yanında olabilmenin, her tür ‘kutsal’ ve ‘fetişten’ daha üstün olduğunu düşünerek onun eline alacağı biberonun, tüm silah ve sahiplerinin emirlerinden daha kutsal olduğunu temel düsturum sayarak, askere gitmeyi reddediyorum” diyordu.
1 Ağustos 2006’da İsrail Konsolosluğu önündeki basın açıklamasında, İsrail’in Lübnan’ı işgalini kınamıştı Halil Savda. 1996’dan günümüze ‘kimsenin askeri’ olmak istemiyordu. Birçok kez tutuklandı ama boyun eğmedi. Doğu Beyazıt’taki otel odasında 24 Şubat’ta tutuklandı. Türk Ceza Kanunu’nun ‘halkı askerlikten soğutma’yla ilgili 318. maddesi uyarınca, uluslararası bir hak olarak tanınan vicdani ret hakkını dile getirdiği için cezaevine gönderildi. Ama görünen o ki hâlâ ‘akıllatamamış’ hiçbirini bunca iktidar, dayak, cezaevi...
Savaşı reddetmek, savaşı kutsayan tüm ‘milliyetçi, yurtsever’ palavralara rağmen bir haktır. ‘Milli’ eğitimin, ‘kutsal’ ailenin, ‘apoletli’ medyanın ve ‘devletin ideolojik aygıtlarının’ her gün beynimize pompaladığı sloganın aksine, “Her Türk asker doğmaz”. Gönül, Yıldız, Savda ve daha niceleri bu gerçeği haykırıyor. Bedel ödeseler de, ödeyeceklerini bilseler de. Özcan Alper’in ‘ölüm oruçlarını’ anlattığı filmi Sonbahar’ı ithaf ettiği ‘her daim düşlerinin peşinde koşan sabırsız çocuklar’dı Tayfun, İsmail, Halil ve diğerleri. Ve ‘bir gün mutlaka’ tarih onları haklı çıkartacaktı. (Gazeteci)