Homoerotizm a la turca...

Homoerotizm a la turca...
Homoerotizm a la turca...

İLÜSTRASYON: HİCABİ DEMİRCİ

Sayın Devlet Bakanı Kavaf'ın talihsiz açıklaması değil, onu hedef alan tepkiler de aslında gösteriyor ki, (eş)cinsellik ve (eş)cinsellik diskuru Türkiye'de de sessize alınmış bir cep telefonu değil artık. Ama bir cep telefonu kadar şahsa özel olmalı...
Haber: NUR BEIER / Arşivi

‘Ellerinin tersiyle araladıkları perdelerin soğuk karanlığı arasından, hafif kar tutmuş arka sokağa baktılar. Sessiz, temiz kar. Celal’in okuyucularıyla ‘eski Ramazan akşamları’ özlemini paylaşmaktan çok, alay etmek için kullandığı bir sahnenin tekrarı!’

 Orhan Pamuk: ‘Kara Kitap’

8 Mart’taki Oscar dağıtımında ‘En iyi kısa film’ ödülünü alan Danimarka yapımı ‘New Tenants’ (Yeni Kiracılar) adlı ‘kara komedi’ filmin baş karakterleri bir daireye yeni taşınmış ikisi de 30 yaşlarında iki erkeksi (yani bugünkü toplumun ölçütlerine göre) erkekten oluşan bir gay çift. Filmin sonunda dansederek daireden sokağa çıkarlar ve danslarına orada devam ederler. Türkiye’de iki erkeğin sokakta dansettiğini veya bir barda öpüştüğünü gören çeşitli kesimlerden (dindar veya laikçi) Türk aydınları ‘Acaba bunlar hasta mı, değil mi?’ tartışmasına giriyorlar.
Eşcinselliğin bir hastalık olduğu yaklaşımı 40 yıl önce terk edildi ve psikiyatrik hastalık tanı listelerinden çıkarıldı. Kaldı ki, galiba bilmediğimiz, bilmek istemediğimiz veya herkeslerden saklamak istediğimiz birşey var. Biz bu ‘hastalıkla’ asırlardır içe içe yoğrula yoğrula yuvarlanıp gelmiş, bunu popkültürümüzde bile klasikleştirmiş bir toplumuz. Karagöz-Hacivat gölge oyunu ve ondan günümüze gelen sahne geleneğine bakalım yeter. Yani bu illa bir ‘hastalıksa’, 500 yıllık kronikleşmiş bir hastalıktan bahsediyoruz demektir. Bu demektir ki biz bu ‘illete’, kurtulamamak üzere bulaşmışız. Geleneksel Osmanlı-Türk popüler sahne sanatı bu ‘hastalık’ denen şeyin estetiği ile dopdolu. Adına homoerotizm deniyor. Sanat toplumsal teyidsiz gelenekleşebilir mi, sanatsal diskurs ile ahlaksal diskurs arasında ortak bir kod olmasa?

Normalite sınırlarını aşmak
Hatırlayalım:
Cinsiyetin normalite sınırlarını aşmak Karagöz-Hacivat edebiyatının ana temasıdır. Karagöz, Hacivat’la ve diğer erkek karakterlere oğlancı şakalar yapmak, kendini şaka yolla onları seks partneri olarak sunmak veya en alelade kelimeleri tepe taklak edip, içerdikleri cinsel çağrışımları ortaya çıkarmak, en masumane söylemlerde
bile cinselliğe dokunan bir alt anlam yaratmak için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Kendi oğluna bile böyle takılır. Hayli kaba, müstehcen ve külhanbeyi bir söylem vardır. Hacivat’ı sık sık ‘oğlan pezevengi’ diye çağırır. Oyunda, homoerotik zaaflara utanç ve yasak gözüyle değil, ‘normal’ cinselliğin bir parçası gözüyle bakılır.
Bir oyunda, Deli ile Karagöz dudak dudağa öpüşürler. Deli Karagöz’ün dilini ısırır. (1) Veya Köçeklerle dans ederken onları kadın sanır, baştan çıkarmaya çalışır. Bir başka oyunda Karagöz, Sünbül adlı zenci bir köleye tutulur. Sünbül kadın kılığına girmiş bir erkektir. Üstelik, Karagöz’ün evine girmek isteyen hırsız çetesinin elebaşısıdır. Ama Karagöz’ün yüreğine aşk ateşi düşmüştür.
O zaman olduğu gibi bugün de geleneksel Ramazan eğlencemiz olarak çoluk çocuk izlenen, okullarımızda öğrencilere sahnelenen, internette elektronik versiyonları izlenebilen bu gölge oyunu, işte böyle bir tematik gelenekten gelir, kısmen doğaçlama üzerine kurulu repliklerde zaman içinde oluşan değişikliklere rağmen, bu erotik aura oyunun kurgusunu sarar sarmalar. Oyundaki komedi unsurları buradan beslenir.
Karagöz’ün meyhanede garson olduğu oyunda kahramanlarımız arasında şu konuşma geçer:
Hacivat: Müşteriye nasıl davranacağını biliyor musun?
Karagöz: Nasıl?
Hacivat: İnce olacaksın.
Karagöz: Dert değil. Onu memnun edebilmek için en ince giysilerimi giyerim.
Karagöz oyununda sevicilere de yer vardır. ‘Hamam’ oyununda, iki sevici kadının birbirlerine aşklarını ilan ederler. Etraftakilerin sevinç çığlıkları ile kutlanırlar. ‘Büyük Evlenme’ adlı oyunda Karagöz yolda kendi düğün törenini düzenlemeye giden bir grup kadına rastlar. Karşılarındakinin müstakbel damat olduğunu bilmeyen kadınlar, ona damatın nasıl biri olduğunu sorarlar. Evlenmeye zar zor razı edilmiş olan Karagöz, damadı kötüleyerek kadınları düğünü hazırlamaktan caydırmaya çalışır.
Karagöz: ‘O hırsızın hergelenin biridir.
Kadınlar: ‘Öyle mi, bizde.’
Karagöz: ‘Ama her gece Beyoğlu civarında dolanır durur,heyecan arar.’
Kadınlar: ‘Aman ne iyi, biz de.’
Karagöz: ‘Ama hamamdan hiç çıkmaz.’
Kadınlar: ‘Ay, o zaman çok temiz olmalı.’
Karagöz: ‘Tamam, o zaman. Ama o tam manasıyla bir mahbud dosttur (gay).’
Kadınlar: ‘Ay öyle mi, biz de zen dostuz, (sevici).’ 

Cinsiyetin sınırları
Kadın kuklalar genel olarak erkek kuklalar gibi ne erkek elbiseleriyle endam ederken ne erkek mesleklerine soyunurlar. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Zamanın Müslüman toplumları erkeklerin kadın gibi giyinmesine alışıktı. Köçekler yalnız meyhane, hamam vs. erkeklere özel eğlence ortamlarının, çoluk çocuk gidilen düğün, sünnet, bayram, ramazan vb. geleneksel günlerdeki eğlencelerin de popüler simalarıydılar. Cinsiyetin sınırlarındaki bu pseudo-geçirgenliğin zaman içinde değiştiği söylenemez. Köçekler günümüz popkültüründe de ‘come back’ yaşıyorlar. Nilüfer’in son albümünden bir klipteki zarif köçeğin kıvrak dansını nasıl unutabiliriz burada?
Fransız tarihçi Gautier 1854 yılının İstanbul’unda bir şehir meydanında seyrettiği Karagöz oyunu hakkındaki izlenimlerini şöyle anlatır: ‘Bahçeye vardığımızda her yer tıklım tıklım doluydu. İlk dikkatimi çeken, ufacık erkek ve kız çocuklarının çokluğu oldu. Onların sahnedeki gösteriden aldıkları zevk ve coşkulu tezahürat benim için, sahnede sergilenen müstehcenlikden çok daha rahatsız ediciydi.’
Gautier’in irkilten, Osmanlı seyircisine haz verir. İki taraf arasında, vizüel estetik ve erotik sinyalleri kavrayıştaki farklılık, onların, kendi sosyal kodları ile içselleştirdikleri cinsiyet ve cinsellik anlayışlarına ışık tutar.
Sayın Başbakanımızın bir süre once başka bir bağlamda sarf ettiği ‘Avrupa’nın ahlaksızlıklarını kendinize örnek
almayalım’ şeklindeki sözlerini burada hatırlamadan edebilir miyiz? Biz kendimizi ne kadar tanıyoruz? 

‘Komedi Dükkanı’
TV kanallarımızı prime-time kuşağında şenlendiren ‘Komedi Dükkanı’nın androjenik ve isimsiz kahramanı, biraz herkestir. Kişiliği ve cinsiyeti duruma göre geçirgendir. Karagöz-Zenne-Çelebi-Köçek arası bir figürdür o. İki cinsiyet arasında gider gelir. Kadınlara değil erkeklere kur yapar.
Komedi Dükkanı’nın isimsiz kahramanı aynen Karagöz gibi karşısındakinin ağzından çıkan her kelimede cinsellik çağrışımları arar, bulur, yaratır. Homoerotik referanslar ön plandadır. Oyunun komedi buradan beslenir. Seyirci bunlardan tedirgen olmaz, yüzü buruşmaz, kahkahalar atar, tıklım tıklım dolu salonda kahramanı ayakta alkışlar. Aynen Gautier’in tasvir ettiği 19. Yüzyılın Osmanlı yaz bahçesinde olduğu gibi!
Burada sanatsal estetik ile toplumsal estetiği birbirinden soyutlamak olanaksızdır. Birbirlerini tamamlarlar, aralarındaki ortak kodlarla birbirlerini kavrarlar, kabullenirler, bir sanat geleneği, yaratırlar, bugüne uzanırlar. Popkültüre yayılarak kendilerini yenilerler. Bu onların devamını sağlar. Yani bir arz ve talep meselesidir.
TPD ve CETAD ın bu konuda 10 Mart 2010’da yaptığı yazılı basın açıklaması çok anlamlı. O, dünyayı tanımakla ilgili. Yukarıdaki yazılanlar ise kendimizi tanımakla ilgili idi. İkisi birbirini tamamlar.
Fransız filozof Foucault, 19. Yüzyılın Viktorya Avrupa’sında cinselliğin ve cinsellik diskursunun susturulduğu tezinin yanlış olduğunu, cinselliğin üzerini örterek rafa kaldırma niyetine yönelik yeni başlıklar altında yeni anlatım modelleri ile aslında filizlendiğini söyler. Yani cinselliğin gizlenmesi, bu yeni diskurun bir altbaşlığından başka bir şey değildir. Bu durum, iki yüzyıl sonra bugünün Türkiye’sinde yaşanıyor. Yalnız sayın
Devlet Bakanı Kavaf’ın talihsiz açıklaması değil, onu hedef alan tepkiler de aslında gösteriyor ki, (eş)cinsellik ve (eş)cinsellik diskursu Türkiye’de de sessize alınmış bir cep telefonu değil artık. Ama bir cep telefonu kadar şahsa özel olmalı.
Hatırlayalım: Karagöz’ü de ve Komedi Dükkanı’nı da sadece liberaller değil muhafazakarlar da seyrediyorlar. Cinsellik aslında ideolojiler ötesinde buluşabildiğimiz tek ateşkes alanı. Bir de bunu anlayabilsek!

Kaynakça:
ThÈofile Gautier, Constantinople, trans.
Robert Howe Gould (New York: Henry Holt, 1875), s. 170.
Ze´evi Dror: Producing Desire Changing Sexual Discourse in the Ottoman Middle East, 1500-1900. University of California Press, 2006.
Michel Foucault, 1978: The History of Sexuality, Pantheon Books, New York.                         Michel Foucault, 1988. Interviews Politics, Philosophy, Culture. Routledge, New York.                Cevdet Kudret: Karagöz, vol. 1.
1) Ne ilginçtir ki, 21. yüzyılın Türkiyesi’ndeki Komedi Dükkanı’nda, bununla yarışamayacak kadar masum bir sahne (Türk filmlerindeki gibi erkek aktörün sırtından zoom’lanan kamera ile dudaktan mı yanaktan mı öpüldüğü seyircinin hayal gücüne bırakılan), pornografik bulunur ve bu, programın aniden yayından kaldırılmasıyla sonuçlanır.

Nur Beier: Yazar, çevirmen, politikacı