Hurafelerle savaşan kilise

Müslüman olarak anlamakta zorlanabiliriz. Neden Hıristiyanlık'ta bunca gizem var, neden tablolar, ikonlar sır küpü, neden bunca şifre? Son yemeğinde Hz. İsa'nın yanında bulunanlar kimlerdi, neden bu kadar önemli bu? Kayıp kâse veya kadeh neyin nesi?
Haber: AVNİ ÖZGÜREL / Arşivi

Müslüman olarak anlamakta zorlanabiliriz. Neden Hıristiyanlık'ta bunca gizem var, neden tablolar, ikonlar sır küpü, neden bunca şifre? Son yemeğinde Hz. İsa'nın yanında bulunanlar kimlerdi, neden bu kadar önemli bu? Kayıp kâse veya kadeh neyin nesi? Hz. İsa evli miydi bekâr mı? Evlendiyse eşi Maria Magdelena mıydı? Onun hamile olduğu ve Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi üzerine bebeğini doğurmak için Fransa'ya gitmiş olması, İsa neslinin orada devam etmiş olması mümkün mü? Bu sırrı muhafaza ettiğini söyleyen Sion tarikatının gerçeği ne?
Ve daha yüzlerce soru...
Yazıya başlarken, "Müslüman olarak bizim anlamamız zor" dedim. Gerçekten öyle. Zira hem Hz. Muhammed'in hayatı hakkında elimizde çok geniş bilgi var, hem de tebliğ ettiği dininin dayanağı, peygamberin sağlığında kayda geçmiş, pek çok kişinin ezberine aldığı, orijinal olduğu konusunda inanan/inanmayan hiç kimsenin tereddüdü bulunmayan bir kitap: Kur'an.
Mukaddes Emanetler diye andığımız eşya ve hatıra objelerin önemli bir kısmının Hz. Muhammed'e ait olduğu kesin, İslam'ı tebliğe başladığında muhtelif hükümdarlara yazdığı mektuplar da mevcut. Yaşadığı ev, kabri v.s. biliniyor, soyu da kimi 'seyyid' diye andığımız kişiler üzerinden ve Haşimi sülalesi olarak günümüzde devam ediyor.
Meçhuller âlemi
Hıristiyanlık tarihi ise bu bakımdan tam bir meçhuller âlemi. Roma imparatorluk kayıtlarında Hz. İsa'ya ilişkin tek bir belge yok. Keza Hz. İsa'nın sağlığında bir kitap dikte ettirmediği de biliniyor. Havarileri onun çarmıha gerilmesinden sonra dört bir yana dağılıp, peygamberin ilahi kaynaktan alıp cevresinde toplanan cemaate tebliğ ettiği yasak ve öğütlerden akıllarında kalanları anlatmaya başladılar. Nitekim eldeki İncil bu nitelikte nakillerin yer aldığı kayıt ve mektuplardan oluşuyor.
Geçen hafta pazar günü İsmet Berkan 1202'de Leonardo Fibonacci'nin ürettiği 'altın oran' olarak bilinen 'Fibonacci Sayıları'nı yazdı. Matematik ve geometri Roma döneminde bugün yüklediğimiz mananın ötesinde dini bilgiydi. (X) yani bilinmeyen, evreni ve onu yaratan gücü kavramaya çalışan insanın her zaman ilgisini çekti. Pagan inancının heykel, tablo, harfler, sayılar ve ritüellerle insanların belleğine kazındığı ortamda ikonaların 'fotoroman'a benzer bir anlatım kolaylığı sağladığına şüphe yok.
Hz. İsa'nın mucizevi doğumu, inancını tebliğ ederken gösterdiği olağanüstülükler, çektiği eziyet, uğradığı ihanet, adı etrafında oluşturulan hale, ilk Hıristiyan tebliğcilerin hayal dünyalarında süslene süslene kuşaktan kuşağa aktarıldı. Anlatı ve tasvirlere pagan inancından tutun Hint mistisizmi, Zerdüşt ve Mani dini dahil pek çok etkiyle 'renk' katıldığına şüphe yok. Antik Mısır ve antik Yunan'ın gizem deryası da dahil olunca Hıristiyanlık, sırlı şifreler, gizli tarikatlar, kayıp objeler labirenti haline geldi. Hz. İsa'dan 14 asır sonra doğan Leonardo da Vinci'nin 'Son Yemek' tablosunda yer aldığına inanılan sır da bunlardan biri...
Vatikan şimdi şikâyetçi
Efsane ve masal bolluğu geçmişte kilisenin işini kolaylaştırıyor, din adamlarını inananlar gözünde 'sırra vâkıf kişiler' mevkiine çıkarıyordu. Ancak geçtiğimiz yüzyılın ortasından başlayarak Katolik kilisesi Hıristiyanlığın geleceği konusunda kaygılarını dışa vurmaya başladı. Kardinal Lav'ın yedi yıl çalıştıktan sonra hazırladığı ve Fransızca yayımlanan Evrensel Kataşizm kitabı giderek yayılan İslam'la rekabet çabasının ürünü.
Üstü kapalı olarak teslis inancının sorgulandığı eser, "Biz de tek bir Allah'a inanmaktayız" düşüncesinin ürünü.
Keza 'dinlerarası diyalog'a Vatikan'ın verdiği önem, İslam'la yakınlaşmanın formülü olarak görülen 'İbrahimi dinler' tanımlamasına sarılışın sebebi de bu. Keza İslam, Musevi ve Hıristiyan inancının Hz. İbrahim'den çıkışla izah edilmeye ve ortak bir sahne oluşturulmaya çalışılması da...
Batı dünyasının inanç sorgulamasını bir bakıma ABD Başkanı Bush'un da bağlı olduğu Evangelizm mezhebinin gündeme taşıdığı söylenebilir. Templear Şövalyeleri, Kabala, Sion tarikatı, Simyacı ve Matrix filmi... Hepsi bu halkanın içinde yer alıyor...
Matrix'i düalizm ve gnostik düşünceyi bilmeden seyretmenin tat vermeyeceği hakkında az yazı çıkmadı. Filmin ünlü otoyolda kovalama sahnesinde yer alan bütün arabaların plakalarının Eski ve Yeni Ahit'ten ayet numaraları taşıdığından tutun, gerçek dünyanın mavi, Matrix'in yeşil tonlarla vurgulanmasına ilişkin seçime kadar bir hayli spekülasyon... Vatikan şimdi şifrelerden, sırlardan rahatsız. Ama onları büsbütün bırakmak da istemiyor. Da Vinci Şifresi'ne kaynaklık eden Sion tarikatına karşı kurulan İspanyol tarikatını çatısı altında tutmaktan vazgeçmiyor; DOUOSVAVVM kitabesindeki sözde sırrı araştırmak için trilyonlar harcamaktan da...
Türkiye'deki durum
Hint mistisizminden etkilenmenin ifadesi olan Batınilik İslam dünyasında öteden beri var olan bir akım. Dışlanmakla birlikte Hurufilik (Harflere ve rakamlara gizli anlam yüklemek) ve bunlara dayanan İsmailiye mezhebi asırlarca etkisini sürdürdü.
Kaldı ki yakın zamanlarda Türkiye'de 'Kur'an'ın şifresi'ni bulduğu iddiasıyla ortaya çıkanların sayısı hiç de az değil...
Geçmişte 99 sayısının çok önemli olduğu bunun Kur'an'ın 'kod'u olduğu iddia edilmiş dönemin Diyanet İşleri Başkanı dahi buna inanarak bir kitap kaleme almıştı...

Çerçeve
Karınca adımlarıyla hac yolculuğu
Faruk Göncüoğlu'nu gazete okuyucuları 'İstanbul'un İlkleri ve Enleri' adlı çalışmasıyla tanıdı. Benim dostluğum ise daha eski. Sanat tarihçisi olan Göncüoğlu uzmanlık alanına aşk derecesinde ilgiyle yaklaşan nadir kişilerden.
Kadir Has Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Faruk Göncüoğlu nihayet hayalini gerçekleştirdi ve Kültür Tarihi Araştırma Merkezi'ni kurdu. Araştırma merkezi deyince aklınıza görkemli bir tablo gelmesin. Merkez şimdilik Çengelköy'de 25 metrekarelik bir odada faaliyet gösteriyor. Göncüoğlu ve ona destek veren akademisyenlerin kişisel katkılarıyla gerçekleştirebildikleri bu. Kurucu heyette Prof. Ahmet Yörük (sosyal iktisat), Sema Göncüoğlu (tarih), Yrd. Doç. Dr. Ahmet Çorak (tıp), Hayrullah Cengiz (tarih), Prof. Dr. Fehmi Kızıl (mimar), Ahmet Uçar (tarih) ve Emin Akyüz (edebiyat) yer alıyor.
Şimdiden, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden binlerce belgenin fotokopisi, ve dokümantasyon fişleri, İstanbul ve Anadolu'da yer alan binlerce esere ait dia, 10 bine yakın kaynak eser, Orijinalleri İngiltere'de bulunan Abdülhamid Albümleri diye bilinen fotoğraf koleksiyonu bu 'avuç içi'nde toplandı. Göncüoğlu daha önce Kadir Has Üniversitesi bünyesinde Haliç Sempozyumu'nu gerçekleştirmişti. Kültür Tarihi Araştırma Merkezi'nin çalışmaları ise çeşitli holding ve belediyelerin katkısıyla yayımlanıyor.
Karıncaya sormuşlar, 'Nereye' diye; 'Hacca!' demiş... 'Bu bacaklarla mı?' demişler, 'Hiç değilse yolunda ölürüm!' cevabını vermiş. Ama nice saçmalığa trilyonların akıtıldığı ülkede Göncüoğlu'nun önayak olduğu faaliyet hareket noktasındaki imkânsızlıklara rağmen 'karınca adımlarıyla Hac yolculuğu'ndan farksız gelmemeli kimseye. Türkiye'de sorun birileri yolu işaretleyip ilk taşları döşeyene kadar. Arkası geliyor. Umarım Kültür Tarihi Araştırma Merkezi için de durum böyle olur.