İçimizdeki teröristler

Londra'daki metro ve otobüs bombalamalarının ardından öğrendiklerimiz, en kötü korkularımızı doğrulamış gibi görünüyor. Bu yıkıcı, ölümcül patlamaları tertipleyen (muhtemelen intihar bombacısı olarak) dört adamdan...

Londra'daki metro ve otobüs bombalamalarının ardından öğrendiklerimiz, en kötü korkularımızı doğrulamış gibi görünüyor. Bu yıkıcı, ölümcül patlamaları tertipleyen (muhtemelen intihar bombacısı olarak) dört adamdan üçünün Britanya vatandaşı olduğuna, Birleşik Krallık'ta doğup büyüdüklerine inanılıyor. Dördüncüsünün Jamaika'da doğduğu ve hayatının büyük bölümünü Karayipler'de geçirdiği ve genç yaşlarında Cleveland'da altı yıl kaldığı belirtiliyor.
Daha katı sınır denetimleri veya yabancı hükümetler üzerindeki baskıları artırmak, bu insanları durduramayacaktı. Ya da Arap dünyasına demokrasi götürmek, onları bu kararlarından caydırmayacaktı. Hastalıklı nefretlerini, çölün ortasındaki bir medresede değil, Batı Yorkshire'ın yağmurlu dış mahallelerinde edindiler.
En etkili saldırı
İntihar bombacıları bilhassa korkutucu. Onlardan daha öldürücü bir saldırgan yok, zira o patlayıcıları taşıyan insan kendisini yanındaki kurbanlarla birlikte havaya uçurmayı tercih etmiş oluyor. Suç işledikten sonra yakalanmak gibi bir korkusu olmayan bir katili durdurmanız çok daha zor. İntihar bombacısı olmak, normal insanların fazlasıyla tehdit edici bulduğu bir nefret ve fanatizm düzeyini gerektiriyor. Bu katilleri caydırmak veya daha da ilerisinde, engellemek neredeyse imkânsız, zira hiçbir suç ortağına ihtiyaçları yok, kaçış planları yapmalarına gerek yok. Büyük modern toplumları riske sokmak için bu kararlılığa sahip bir avuç adam yeter.
Genç birer adam olan intihar bombacılarına dair anlatılanlar (yakın zamana dek dinci aşırılıkçılarla bilinen hiçbir bağları olmayan, toplum içinde sıradan bir hayat süren insanlar bunlar) Avrupa'daki normal genç Müslümanların hayatını daha da zorlaştıracağına şüphe yok. Artık ne zaman bir otobüse veya metro trenine binseler inceleyici bakışları üzerlerinde hissedecekler.
Teröristlerin sosyal dokumuzda açmak istediği gedik tam da böyle bir şey, zira sıradan insanların, metroda hemen yanlarında oturan bir teröriste karşı kendilerini sakınmalarının pek fazla yolu yok.
Londra'daki intihar bombacılarının Britanya'da doğup büyüdüğünün ortaya çıkması, çok geçmeden bir iddia ve öneri sağanağına yol açtı bile. Ve hiç kuşku yok ki Avrupa'daki, daha geniş anlamda Batı'daki büyük Müslüman nüfusunun yaşadığı sorunlar kısa süre sonra gündemimizi işgal eder hale gelecek.
Fanatizm Avrupa'da
Doğrusunu isterseniz bu iyi bir şey, çünkü sorunlar gerçek ve bir an önce el atılması gerekiyor. Batılı Müslümanların çoğu yasalara uyan vatandaşlar olsa da, fanatizm Avrupa'da yer edinmiş durumda. Avrupa'nın en fazla Müslüman nüfusuna sahip (yaklaşık 6 milyon) ülkesi Fransa'da, iç güvenlik birimleri, tehlikeli sayılabilecek 9 bin kadar aşırılıkçı bulunduğunu tahmin ediyor. Hollanda'da film yönetmeni Theo van Gogh'un katili, İslam adına aynı şeyi bir kez daha yapmaktan çekinmeyeceğini açıkladığında bütün ülke dehşete düşmüştü.
Londra bombalamalarına yönelik verilecek ilk ve kesinlikle haklı tepki, bizzat Müslüman cemaatin bu tür korkunç eylemleri kınamasını beklemekti ve birçok Müslüman lider tam da bunu yaptı. Fakat Müslüman olmayanların süregiden azarlamaları, barışçı Müslümanları daha savunmacı kılabilir ve yabancılık hissiyatını güçlendirebilir. Aşırılıkçıların davalarına yeni askerler kazanmak için suiistimal ettiği ortam da işte budur.
Daha verimli bir yaklaşım, hem cihatçılığın ürkütücü yükselişine, hem de Avrupalı Müslümanların haklı rahatsızlıklarına (açık ve yaygın biçimde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekteler) eğilen acil, ama geniş tabanlı bir diyalog başlatmak olacaktır.
New York, Washington, Madrid ve Londra'da işlenen terörist suçlar şunu gösterdi: Tam da Batı kentlerinin göbeğinde var olan bir tehdit söz konusu. Bu tehditle açıklık, cesaret ve bütün inançlardan insanların kendisini ait hissedebileceği azami bilgelikle yüzleşmekten başka çare yok. (Başyazı, 18 Temmuz 2005)