İklim değişikliği ve yaşam tarzı

Küresel iklim değişikliği hakkında, uluslararası köşeli dergilerde yazılan binlerce bilimsel makale nihayet ses getirdi.
Haber: SELÇUK SALİH CAYDI / Arşivi

Küresel iklim değişikliği hakkında, uluslararası köşeli dergilerde yazılan binlerce bilimsel makale nihayet ses getirdi. Sözü edilen sorun, 18'inci yüzyılda başlayan Endüstri Devrimi ile birlikte atmosferdeki karbondioksit miktarının, daha öncesiyle kıyaslanmayacak ölçülerde artmaya başlaması ve bugün geldiğimiz aşamada bu artışın, iklimlerin ısınmasını sağlayacak boyutlara ulaşması etrafında dönüyor.
Bilim adamlarına göre bu gidiş durdurulmazsa iklimler on yıla kadar o kadar bozulacak ki, uluslararası önlemler almak bile imkânsızlaşacak. O güzel ve önemli makaleleri yazan bilim adamları, durumun vahameti karşısında dayanamayıp 'Biz insanlar dünyayı kirlettik' gibi duygusal cümleler kuruyorlar. Bilimsellikleri iyi ama duygusallığı beceremiyorlar. Kim o 'biz insanlık'? Uydu fotorafları ortada. Atmosferi en çok kimlerin kirlettiği belli. Kirletenler Afrikalılar değil. Yazdıkları makalelerden, atmosfere salınan karbondioksidin yüzde 33'ünün tek başına ABD'den yükseldiğini okuyoruz.
Çevresel kıyamet tehdidinin sorumluluğunu insanlar arasında eşit derecede paylaştırmak insafsızlık, ama bu fundamental sorunun çözümünden herkes sorumlu, çünkü hepimiz bu dünyada yaşıyoruz.
Son 150 yılda olup bitenler
İklimlerin bozulmasının nedeni petrol, gaz ve kömür tüketimi. Sorunun çözümü için öneriler, aslında birbirini tamamlayan iki konuda odaklanıyor:
Petrol yerine çevreyi kirletmeyen başka yakıtlar kullanmak ve yaşam tarzımızı değiştirmek. Peki yaşam tarzımız nedir?
Son 150 yıldır, günümüzün sekiz saatini çalışarak, bir o kadarını da, başkalarının ürettiği mal ve hizmetleri tüketerek geçiriyoruz ve artan zamanda maalesef uyuyoruz.
Bütün sosyal ilişkilerimizin temelinde iş ve para yatıyor. Her şeyi temelde, iş süresi ve para ile ölçüyoruz. İş odaklı bu yaşam tarzı, yoğun enerji kullanımı, yani enerji kaynaklarının yakılması anlamına geliyor. Çünkü, üretilen şeylere artık hiç kimsenin ihtiyacı olmasa bile, kurduğumuz sistemde para kazanmak için sürekli çalışmak gerekiyor. Hayat paraya endeksli, o da petrole. Bu dünyada, yaşam tarzımızı yani mal/hizmet üretim ve tüketimimizi sürdürebilmemiz için petrol ve insan enerjisi, yani işgücü yakıyoruz.
Bugünün temel sorunu
Bugünkü temel sorun ise, bu yaşam tarzının iflası ve milyonlarca yılda oluşmuş 2000 milyar varil dünya petrol rezervlerinin yarısının, 150 yıl gibi kısa bir endüstrileşme süresi içinde yakılıp havaya püskürtülmüş olması. Geriye kalanının yeraltından çıkarılabilmesi için aşırı miktarda yatırım yapmak zorunluluğu var. Yakında bunun için o kadar çok yatırım yapmak gerekecek ki, kâr getirmemeye başlayacak. Irak'ta bunun ilk belirtilerini görüyoruz. Diğer yandan, işgücünün değerinin sürekli düştüğünü ve yer yer gereksiz hale geldiğini görüyoruz. Bunun toplumdaki yansıması ise kronik işsizlik oluyor.
Yaşam tarzımız biz istemesek de değişiyor. Nüfus artmaya devam ediyor ve işsizlik kalıcılaşıyor. Artık herkesin çalışması hem gereksiz hem imkânsız. Katlanarak artan ve sürekli değeri düşen işgücünün mal/hizmete dönüşebilmesi için gerekli petrol ve diğer yeraltı kaynakları yok. Olsa bile tüketilmeleri halinde dünya hızla yaşanır bir yer olmaktan çıkacak. Öyleyse bize, insanların ikiyüz yıl önce, çalışmadan nasıl yaşadıklarını iyice araştırmak ve günümüze uyarlamak kalıyor. Yaşam tarzımızı biz değiştirmezsek doğa değiştirecek, ama bu arada canımızı fena halde yakacak. Uyanmanın vaktidir.
Selçuk Salih Caydı: Araştırmacı yazar