İlerlerken gerileme yolları

Yeni Türk Ceza Yasası'ndaki (TCK) bazı önemli düzenlemelerin hukukun nihai hedefi olan adalet, özgürlük ve insaniyet değerleriyle örtüşmediği, hakikat, etik ve estetik gibi yüksek ahlaki değerleri de göz önüne almadığı görülmektedir.
Haber: ÜMİT KARDAŞ / Arşivi

Yeni Türk Ceza Yasası'ndaki (TCK) bazı önemli düzenlemelerin hukukun nihai hedefi olan adalet, özgürlük ve insaniyet değerleriyle örtüşmediği, hakikat, etik ve estetik gibi yüksek ahlaki değerleri de göz önüne almadığı görülmektedir. Bu açıdan eleştirilmesi gereken birçok madde bulunmakla birlikte zorunlu olarak bunlardan bazılarına değineceğim.
Töre saikiyle kasten öldürme suçu: Yeni TCK'nın 82. maddesinin (j) bendinde töre saikiyle kasten öldürme nitelikli öldürme kabul edilmiş, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Ancak maddede hükmün uygulanabilmesi somut olayda haksız tahrik koşullarının bulunmamasına bağlanmıştır. Haksız tahrik kurumu kanunun 29. maddesinde düzenlenmiştir.
Çağdışı yaklaşım
Bu maddenin gerekçesinden kadının rızasıyla girdiği ilişki sonucu öldürülmesi durumunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanacağı anlaşılmaktadır. Gerekçede örnek olarak kadının cinsel saldırıya maruz kalması verilmiştir. Bu yaklaşım gayri samimi ve çağdışı bir anlayışı işaret etmektedir. Oysa kadın rızası ile bir ilişkiye girse de haksız tahrik hükümleri uygulanmamalıdır. Kanımızca 29. maddeye aşağıdaki fıkra eklenmelidir: "Namus saikiyle işlenmiş kasten öldürme suçlarında haksız tahrik hükümleri uygulanmaz."
Olası kast-bilinçli taksir: Ceza kanununda hem olası kast hem de bilinçli taksir bir arada olmaz. Yeni TCK'da kast, olası kast, taksir, bilinçli taksir hatta ihmali kasten öldürme gibi sanığın manevi iradesi ile ilgili kavramları bir araya getirmek vahim bir hatadır. Söz konusu düzenleme uygulamayı karışıklığa sürükleyecek, Yargıtay da bu işin içinden çıkamayacaktır.
Olası kast düzenlemesinin gerekçesinde kırmızı ışıkta geçerek ya da düğünde ateş ederek ölüme neden olmak gibi örnekler verilmektedir. Verilen bu örneklerin kasıtla ilgileri yoktur. Bu örneklerde hareketler iradidir. Ancak sonuçlar öngörülebilir olmasına rağmen istenmemiştir. O halde bu eylemlerde bilinçli taksir vardır.
Yasada bilinçli taksir düzenlemesi varken olası kast düzenlemesi yerinde olmamıştır. Ayrıca olası kast durumunda öngörülen cezalar çok ağır olduğundan adaletsiz sonuçlar doğabilecektir. Bilinçli taksir olası kast anlamındadır. Olası kastın yasadan çıkarılması önemlidir. Bu düzenleme ceza yargısını kilitleyebilir.
İntihara teşvik suçu: Bu madde gereksiz ve baştan aşağı yanlışlıklarla doludur. Eski TCK'da 'İntihara İkna ve Yardım Suçu' düzenlenmiştir. Eski TCK'ya göre bu suçun oluşabilmesi için sanığın mağduru kendi kendini öldürmeye ikna etmesi yani bu konuda karar verdirmesi, ayrıca yardım da etmesi ve bu iki eylemin gerçekleşmesi sonucu ölümün de meydana gelmesi gerekmektedir.
Toplu intihar mı var?
Eski TCK'daki bu düzenleme yeterli olup, ihtiyacı karşılamaktadır. Türkiye'de toplu intiharlar mı olmuştur ki böyle bir düzenlemeye gidilmiştir? Başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, intihar kararını kuvvetlendirme ya da herhangi bir şekilde yardım etme fiillerinden birini işlemek suçun oluşumu için yeterli sayılmış ve bu eylemleri işleyenler bakımından 2-5 yıl hapis cezası öngörülmüştür.
İntihara azmettirme yanlış bir ifadedir. İntihar etmek suç olmadığından intihara azmettirme olmaz. Ayrıca teşvik etmek, kararı güçlendirmek gibi somut olayda değerlendirilmesi hem zor hem de birçok insanın suçlanabileceği kavramlar yaratmak sakıncalıdır.
Eski yasa ikna (incitation) kelimesini kullanarak böyle bir duruma sebebiyet vermemiş, ayrıca ikna ile birlikte yardım edilmesi koşulunu da aramıştır. Eski yasa bununla da yetinmemiş cezalandırma için ölüm sonucunun da meydana gelmesini aramıştır.
Yeni yasayla ise seçimlik hareketlerden birinin işlenmesiyle ölüm sonucunun meydana gelmesi aranmadan cezalandırma yolu açılmış, intiharın gerçekleşmesi ise ağırlatıcı neden kabul edilerek 4-10 yıl hapis cezası öngörülmüştür. İntiharın gerçekleşmesi kavramından eylemin yerine getirilmesinin yeterli olduğu, ölüm sonucunun aranmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü her intihar eylemi ölümle sonuçlanmaz. Yine bu suçun basın yayın yoluyla işlenmesi durumunda (ki Basın Kanunu'nda ayrıca ceza öngörülmüştür) ceza 4-12 yıl hapis olarak öngörülmüştür. Bu vahim düzenlemenin hangi sosyolojik veriye dayandığı, nasıl bir suç siyasetinin sonucu olduğu, hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı gerekçeden de, yapılan açıklamalardan da anlaşılamamaktadır.
'Bilim'e ket
Bu madde karşısında ötanaziyi hukuk alanında somut bir örnekle tartışma olanağı kalmayacaktır. Ötanazi hukuk biliminde ve sivil toplumda çok tartışılan bir konudur. Bu düzenlemeyi yapanların Amenabar'ın gerçek bir yaşamdan yola çıkarak yaptığı 'İçimdeki Deniz' filmini izlemelerini öneririm. Bilim ve sanatla hiçbir ilişki kurmadan yapılan ceza yasası düzenlemelerinin nasıl sonuç vereceği açıktır. Bu düzenlemenin asıl amacının ölüm oruçları hakkında yazı yazılmasını önlemek olduğu anlaşılmaktadır. Yoksa böyle bir düzenlemenin hiçbir izahı yoktur.
Artık ölüm orucu yoluyla isteklerini anlatmaya çalışan insanların yaptıkları eylemlerin nedenleri üzerinde yazı yazanlar intihara teşvikten ya da intihar kararını kuvvetlendirmekten yargılanacaklardır. Bu maddenin eski yasadaki haliyle yasalaşması yeterlidir. Söz konusu yeni madde hukukun hedef amacını gözetmeyen, antidemokratik niteliktedir.
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu: Yeni TCK'da devletin güvenliği veya iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibarı ile gizli kalması gereken bilgileri temin etme suç sayılmıştır.
Bu düzenleme devletin içinde işlenen özellikle siyasi nitelikli suçlara ilişkin bilgilere ulaşmada zorluk yaratacaktır. Devletin güvenliği, iç ve dış siyasi yararlar işlenen suçları örtmede kullanılabilir.
Devletin güvenliğinden çok toplumun ve bireyin güvenliği önemlidir. Sadece bilginin temin edilmesinin suç kabul edilmesi doğru değildir. Bilgiyi temin etmenin amacı da maddede gösterilmelidir. Bu bilgi casusluk amacıyla elde edilmişse suç oluşabilir. Bu suç da 228. maddede düzenlenmiş olduğundan bu maddeye gerek bulunmamaktadır.
Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu: Soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlali suç sayılmıştır. Eski TCK'daki gizliliğin ihlali suçunun oluşumu için zarar meydana gelmesi şartı aranıyordu. Yeni düzenlemede de eylem sonucu maddi veya manevi zararın fiilen doğmuş olması aranmalıdır.
Tutarsız yaklaşım
Bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda cezada artırım öngörülmüştür. Suçun işlenmesinde aleniyet unsuru arandığından ve aleniyetin basın ve yayın yoluyla sağlanacağı açık olduğundan basın için ayrıca artırım getirilmesi tutarsızlıktır. Kaldı ki 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 19. maddesinde hazırlık soruşturmasıyla ilgili belge ve işlemlerin içeriğinin yayımlanması suç kabul edilmiştir. (2-50 milyar)
Türklüğü, Cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama (TBMM, hükümet, yargı, asker, emniyet, MİT) suçu: Eski TCK 159. maddede tahkir ve tezyif birlikte aranırken yeni düzenlemede (Yeni TCK madde 301) aşağılama yeterli sayılmıştır. Gerekçede 'aşağılamak' suçun konusunu oluşturan değer ve kurumlara duyulan saygınlığı azaltmaya yönelik davranışlar olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama karşısında maddenin son fıkrasındaki
'eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz' düzenlemesinin bir anlamı kalmamaktadır.
'Eleştiri' ve saygınlık
Çünkü eleştiri saygınlığı ve güvenilirliği etkileyebilir. Bu nedenle eleştirinin aşağılama algısıyla karşılanması ihtimal dahilindedir. Ayrıca 'Türklük' , 'Cumhuriyet' gibi kavramları özel bir suç düzenlemesiyle korumaya gerek yoktur. Bu sözcükler içerikleri ideolojik tanımlamalarla doldurulabilecek soyut kavramlardır. İfade özgürlüğü ırkçı veya laikçi bir uygulamaya kayabilecek ölçütlerle sınırlandırılmaktadır. Yine suçun konusunu oluşturan kurumların kişiliklerinin özel bir madde ile korunmasına gerek yoktur. Söz konusu tüzel kişilikler hakaret-sövme suç düzenlemeleri ve tazminat davalarıyla saygınlıklarını koruyabilirler. Bu maddenin tamamen kaldırılması gerekmektedir.
Halkı askerlikten soğutma suçu: Eski TCK'da (madde 155) neşriyat suçun unsuru iken yeni TCK'da (madde 318) teşvik veya telkin veya propaganda suç oluşması için yeterli sayılarak, basın için ayrıca artırım getirilerek eski düzenlemeden de geriye gidilmiştir. Aslında bu maddenin ifade özgürlüğü açısından kaldırılmasını tartışma zamanı geldi.
Temel milli yararlara karşı hareket etme suçu: 5 Kasım 2004 tarihli Radikal gazetesindeki makalemizde 30. maddeye dair analiz yapılmıştı. Bu makalede belirtilen gerekçeler doğrultusunda söz konusu maddenin tamamen kaldırılması gerekmektedir.
Dr. Ümit Kardaş: Avukat