İletişime karşı sağlık mı?

Cep telefonları kullanımının son 10 yılda, her türlü beklentinin ötesinde yaygınlaşması, elektromanyetik (EM) kirlilik tartışmalarını da getirdi. Bugün için kullanıcı sayısı 1.6 milyarı aşmış durumda.
Haber: LEVENT SEVGİ / Arşivi

Cep telefonları kullanımının son 10 yılda, her türlü beklentinin ötesinde yaygınlaşması, elektromanyetik (EM) kirlilik tartışmalarını da getirdi. Bugün için kullanıcı sayısı 1.6 milyarı aşmış durumda.
Sadece son iki yılda yenilenen cep telefonu sayısı 1 milyara yakın. Üstelik yaşadığımız alanların baz istasyonlarıyla kuşatılması bu kaygıları her kesime yaymış durumda. Konu hemen her yönüyle tartışılmakta, görünen
o ki daha uzun süre de tartışılacak. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sorunun çözümünde kişiler ve kurumlar arasında bilgiye dayalı iletişim kurulmasının zorunluluğunu ısrarla vurgulamakta. Tam duruldu derken Yargıtay'ın 2004 yılında yerleşim yerlerinden baz istasyonlarının sökülmesine karar vermesi tartışmaları tekrar alevlendirecek gibi.
İki ayrı karar
Yargıtay'ın 2004 yılında iki kararı söz konusu: Birisi Yargıtay binasında çalışan bir vatandaşın komşu Türk Telekom binası tepesinde kurulu baz istasyonlarının kaldırılmasına ilişkin. Burada Yargıtay'ın Ankara Asliye 9. Hukuk Mahkemesi'nin davacı lehine verdiği kararı 29 Ocak 2004 tarihinde oybirliği ile onaması söz konusu. Diğerinde, yine komşu binada kurulu baz istasyonunun kaldırılması istemini reddeden Ankara Asliye 22. Hukuk Mahkemesi'nin verdiği kararı 27 Eylül 2004 tarihinde oybirliği ile bozması söz konusu.
Belirtmekte yarar var: İdari yargıya bakan Danıştay daha çok kurallar, yönetmelikler çerçevesinde karar verirken adli yargı kurumu olan Yargıtay konuya haberleşme hakkı-yaşam hakkı ekseninde bakmakta. Kararları şu açılardan irdelemekte yarar var:
Problem doğru tanımlanmış mı? Evet, tanımlanmış. Kararda "Uyuşmazlık son yıllarda kullanılan cep telefonlarındaki ha-berleşmeyi sağlayan ve baz istasyonları olarak isimlendirilen tesisin kullanılması sonucu bir zararın bulunup bulunmadığı, varsa bu zararın hangi durumlarda söz konusu olabileceği ve yine giderilmesi konusunda ne gibi önlemlerin alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır" denilmekte.
Evrensel ilkeler gözetilmiş mi? Evet, gözetilmiş. Kararda yer alan, "Hiçbir hizmet, insan yaşamı kadar öncelik ve önem taşımaz. Diğer bir anlatımla, yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın ölümü uygun bir sonuç olarak kabul edilemez, insan yaşamında tehlike yaratan bir hizmetin, kişi yaşamı önüne geçilmesi ve ona üstünlük tanınması doğru bir yaklaşım olarak düşünülemez" sözü benzer her konuda bir ders niteliği taşımakta.
Yargıtay kararı emsal oluşturuyor mu? Evet, oluşturuyor. Yani, isteyen herkes dava açıp binasında ya da komşu binalarda bulunan baz istasyonu vericilerini söktürebilir. Çünkü Yargıtay kararında "...bu hizmetin aynı yerde verilmesinde zorunluluk da bulunmamaktadır. Muhtemelen fazla bir giderle de olsa, başka bir yerde aynı sonuçları sağlayacak bir istasyonun kurulması ve hizmet vermesi olanaklıdır" denilmekte. Ayrıca, olası zarardan GSM firmaları ve resmi kurumlar yanında kat malikleri de sorumlu tutulmakta. Apartmanlarında baz istasyonu vericisi bulunan tüm kat malikleri açılacak bir davada olası zararlardan sorumlu olduklarını unutmamalı.
Karar bilimsel verilere dayanıyor mu? Halen bilimsel çevrelerce tartışılan bulgu ve veriler olmasına ancak bilimsel kabul edilecek sonuçların netleşmemesine karşın, Yargıtay, bilirkişi raporlarını ve bu raporlarda sunulan verileri yeterli görmekte ve "Dosyada ayrıntılı olarak hazırlanan raporlardan da anlaşılacağı üzere, bu istasyonun yaratacağı tehlikeler bilimsel ölçü ve verilerle sunulmuştur.
Bilirkişiler, kendi alanlarında ve bu konuda uzman olan kişilerdir. Bu bakımdan raporlara itibar edilmiştir" diyerek kararın bilimsel temellere dayandığını vurgulamakta. Buna karşılık çoğu kez bulguların ve deneylerin güvenirliği ve tekrarlanabilirliği tartışılmakta ve yürütülen çalışmalarda ciddi hatalar/eksiklikler gözlenmekte. Üstelik aşağıda BM ve Avrupa Adalet Mahkemesi kararlarında vurgulandığı gibi Yargıtay'ın bu kararını verirken kesin bilimsel kanıtlar aramasına da gerek yok.
Koruyucu yaklaşım ilkesi uygulanmış mı? Kısmen uygulanmakta. Yargıtay kararında yer alan, "Bilirkişilerde, dava konusu istasyondaki ölçümlerin yönetmelikteki limitlerin altında olduğunu ancak kurulan istasyonun çalışma yeri olan Yargıtay binasının çok yakınında bulunduğunu ve binanın üst katı ile aynı seviyeyi taşıdığını, uzun sürede insan sağlığı için tehlike yarattığını ve yerleşim yerlerine uzakta kurulması gerektiğini belirtmişlerdir. Yapılan şu bilimsel açıklamalar itibarıyla tek başına ölçüm sonuçlarının düşük olması, zarar doğurmayacağı anlamına gelmez" şeklindeki açıklama koruyucu yaklaşıma örnek oluşturmakta.
Risk yönetimi uygulanmış mı?
Her ne kadar kararda, "Dava konusu olan tesisin cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve bu tesisin geniş bir kitleyi ilgilendirmesi itibarıyla da kamuya hizmet vermeyi amaçladığı da tartışmasızdır" denilmiş olsa da, yerleşim bölgelerinden baz istasyonlarının sökülmesi durumunda cep telefonlarının nasıl kullanılabileceğine dair bir açıklama/görüş belirtilmemekte. Kararda risk yönetimine değinilmemesi bir eksiklik.
Sonuçlar ve tartışma
Bu denli ilgi gören cep telefonları ile haberleşebilmek için baz istasyonlarının yerleşim bölgelerinde kurulması kaçınılmaz. Yargıtay kararında değinildiği (ya da bir zamanlar 'Çek bazını çatımdan' benzeri kampanyalarda yürütüldüğü gibi) yoğun yerleşim bölgelerinde çoluk/çocuk tüm aile bireyleri cep telefonu kullanırken apartmanlardan, semtlerden baz istasyonu antenlerinin kaldırılmasını istemek gerçekçi değil.
Bugün artık cep telefonlarıyla haberleşmede elektromanyetik dalgaların kullanıldığı, konuyla ilgili uzman kuruluşların başında Uluslararası İyonlaştırmayan Radyasyondan Koruma Kurulu'nun (ICNIRP) geldiği, bu kuruluşun eldeki verilerle ısıl etkiler cinsinden ve güvenlik payları bırakarak sınır değerler belirlediği, bu sınır değerlerin ölçü
aletleriyle ölçülerek denetlenebildiği ve Türkiye'nin de ICNRP sınır değerleri olan 900 MHz (Telsim ve Turkcell) için 42 V/m ve 1800 MHz (Avea) için 59 V/m elektrik alan şiddeti değerlerinin kabul edildiği biliniyor.
Sınır değerlere güven sorunu
Vatandaş, ısıl etkiler cinsinden konulan sınır değerlerin -birkaç istisna dışında- aşılmadığını, baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik alan seviyelerinin sınır değerlerin oldukça altında kaldığını ve sınır değerlerin genetik, psikolojik, biyolojik benzeri etkileri
içermediğini biliyor. Artık bu tartışılmıyor. Tartışma 'sınır değerlerin ne denli güvenilir olduğu' noktasında yoğunlaşmakta. Çalışmalar ve
araştırmalar sınır değerlerin altındaki seviyelerin güvenilir olup olmadığına yönelmiş durumda.
Hayvan ve insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda elektromanyetik etkileşim kesin olarak gösterilmiş durumda. Sorun, hangi elektromanyetik seviyelerde etkinin kabul edilebilir olduğunun tayin edilmesinde düğümlenmekte. Bugün, belirlenen seviyelerin altında ya da üstünde, henüz olumsuz etkilerin gözlenmemesi olumsuz etkilerin olmayacağı anlamına gelmez (son dönemlerde olası olumsuz etkiler konusunda ciddi bulgular ortaya konulmasına karşın tartışmalar bulguların güvenirliği ve tekrarlanabilirliği üzerinde yoğunlaşmakta). Uzmanlara, yetkililere düşen görev olası riskleri bütün açıklığıyla topluma aktarmak ve risk yönetimini çalıştırmak.
Koruyucu yaklaşım
Koruyucu yaklaşım ilkesi karar vermeye yardımcı olacak bir risk yönetimi aracı.
Yeniliklerin getirebileceği olası olumsuzlukların henüz bilinmemesiyle ilgili benimsenecek yaklaşım da uygulama kararından çok, ne derece uygulanacağı ile ilgili.
Birleşmiş Milletler (UN) 1992 Rio Deklarasyonu'nda "Ülkeler, çevreyi korumak için, olanakları ölçüsünde koruyucu yaklaşım prensibini uygulayacaklardır. Ciddi kaygıların, tehditlerin ve geri dönülmez potansiyel zararların söz konusu olduğu durumlarda bilimsel belirsizlik (henüz olumsuzluklar ortaya çıkmasa bile) önlem almama ya da önlem almayı geciktirme için bahane olarak kullanılamaz" diye açıkça belirtilmekte.
Avrupa Adalet Mahkemesi'nin 'deli dana' vakaları nedeniyle verdiği yasaklama kararlarında, 'riskin ciddi ve durumun acil olduğu durumlarda mahkeme geçici süre olması bilinciyle ve daha net bilimsel sonuçlar elde edilinceye dek koruyucu yaklaşım ilkesini benimsemenin nesnel karar verme gereği olduğunu' belirtmesi ve "İnsan ve toplum sağlığına olumsuz riskler söz konusu olduğunda, komisyon risklerin ciddiyeti ile ilgili bilgilerin netleşmesini beklemeden koruyucu önlemler alabilir" sonuç hükmü tarihsel bir ders niteliğinde.
Politik sorumluluk
Toplumda karar alıcı (i) kabul edilebilir risk, (ii) bilimsel belirsizlik ve (iii) kamuoyu kaygıları arasında sağlıklı yanıtları bulmakla yükümlü. Karar alıcı bilimsel belirsizlik düzeyini araştırmak, bilmek zorunda.
Sonuçta toplumda neyin 'kabul edilebilir risk' olduğunun belirlenmesi politik bir sorumluluk. Günümüzde teknolojik gelişmeler, kamu, hukuk ve çevre benzeri düzenlemelerin çok önünde gitmekte. Bilimi rehber edinen toplumlar aradaki farkı olabildiğince kısa tutmaya çabalamakta. Türkiye de toplum olarak bu yönde çaba göstermek, kurumlar topluma güven vermek, bilgi temelli fikir üretmek, hataları en aza indirmek ve taşınan sorumluluklara duyarlı olmak zorunda.
Bilim, elektromanyetik radyasyonun olumsuz etkilerinin olduğu/olmadığı sınır değerleri net olarak belirleyecek konumdan uzak. Bunun belirlenmesi de kolay, hemen yapılabilecek bir olay değil. Verilen sınır değerler, disiplinlerarası olan bu konularda uluslararası uzmanların eldeki verilerle, bugüne dek yapılan bilimsel araştırmalara dayanarak belirleyebildiği değerler olup, tartışmaya ve yoruma açık; sayısal değerlere bu gözle bakmak gerek. Sınır değerlerin çok altında olması, sorun olmadığı ya da uzun dönemde sorun yaratmayacağı anlamına gelmeyebileceği gibi, sınır değerlerin aşılması da kesin kanıtlanmış, her zaman her süre için olumsuz etki yaratacağı anlamına gelmez.
İki eksiklik
Özetle, Yargıtay kararları tarihsel dersler içermesine, çok anlamlı vurgular yapmasına karşın risk yönetimi ve koruyucu yaklaşım ilkesinin özünü kaçırması açısından eksik.
Uygulamada emsal oluşturması açısından kargaşa yaratabilecek durumda (örneğin, Yargıtay kararı ölçü alındığında, emisyon sınırlarının altında kalsa da havaya karbondioksit bırakan otomobillerin kullanılmaması gerektiği sonucuna varılabilecek). Bunun nedenlerinden biri de ülkemizdeki bilirkişilik kurumunun durumu. Henüz elektrik/manyetik alan farkını bilmeyen akademisyenlerin bu konuda bilirkişi diye ortalıkta dolaşması da Yargıtay'ın bir talihsizliği olsa gerek.
Prof. Dr. Levent Sevgi: Doğuş Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi