İlginç bir pazarlık

Hakaretler, Brüksel'in yaz sessizliğine bürünmüş gökyüzünde toplanıyor: Ankara eski 15'ler AB'si ile mevcut Gümrük Birliği'ni, 25'ler AB'sinin yeni üyelerine de genişletiyor...

Hakaretler, Brüksel'in yaz sessizliğine bürünmüş gökyüzünde toplanıyor: Ankara eski 15'ler AB'si ile mevcut Gümrük Birliği'ni, 25'ler AB'sinin yeni üyelerine de genişletiyor, fakat Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, yani tam üye bir ülkeyi tanımayı reddediyor. Lefkoşa'da, ekim ayında başlayacak üyelik müzakerelerinin vetoyla engelleneceği tehdidinde bulunuluyor. Atina'da olduğu gibi Avrupa Parlamentosu'nda da politikacılar işaret parmaklarını Brüksel'e doğru kaldırıp birliğe katılmak isteyen adayın, üyelerden birini tanımayı reddetmesinin Avrupai ve mantıklı davranmadığını söylüyor.
Bu, kulağa bir kasırga gibi gelse de, sadece hafif bir yağış, Brüksel yaz tiyatrosunda küçük bir sahne. Çünkü, Blair, Erdoğan'ın, "Gümrük Birliğine ilişkin ek protokol, kesinlikle hukuken Kıbrıs'ın diplomatik bakımdan tanınması anlamına gelmez"yollu hukuk yorumuna destek verirken, ne yaptığını biliyordu. Blair, Lefkoşa ile bir uzlaşmaya varmış da olabilir. Şöyle ki, eğer Türkiye liman ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'nden gelen gemi ve uçaklara açarsa, Kıbrıs da tanınma talebinden şimdilik feragat edecek. Bu, Avrupalılara has bir çözüm olurdu. Çünkü AB'de pragmatik olan şey gerekirse prensibin üstünde yer alır.
Avrupa diplomasisinin özü genelde tam da ifade edilmeyen şeylerde yatar. AB, ek protokolü, Kıbrıs'ın fiilen tanınması olarak da görebilirdi; Ankara için ise bunun uluslararası hukuk çizgisinin altında kalması önemliydi. Türkiye, 'deklarasyon'uyla bir Avrupa kuralını
ihlal etti. Bu sadece bir başlangıç olabilir.
(Alman gazetesi, 30 Temmuz 2005)