IMF içinde sessiz devrim

IMF içinde sessiz devrim
IMF içinde sessiz devrim
Hele şükür IMF, ABD ve ekonomik ortodoksluğun beslemesi gibi davranmayı bıraktı. ABD Federal Rezervi'ne (FED) el atılması dahil önemli değişiklikler yolda.
Haber: STEPHAN RICHTER / Arşivi

IMF/ Dünya Bankası yıllık toplantısı geçenlerde Tokyo’da yapıldı. Her iki kurum da 1990’ların sonuna kıyasla çok daha sakin sularda yüzüyor. Washington merkezli iki kurum, o dönemde küresel protesto hareketinin olduğu kadar, küresel manşet ve eleştirilerin de merkez üssüydü. Son on küsur yıl boyunca bu kurumlar etrafında dönen tartışmalar, en çok, ‘zengin’ dünyanın oy payını azaltarak yeni yükselen piyasa ülkelerine daha fazla oy yetkisi vermeye odaklandı. Küresel ekonomik dinamikler dikkate alındığında, bu ayarlamayı yapmanın vakti geldi de geçti bile. 

At gözlüklerine veda 
Bu mücadele hâlâ çok yavaş ilerlerken, IMF’den gerçekten özde değişime girdiği haberleri geliyor. Küresel finansa (ve dolayısıyla küresel adalet ve eşitliğe) dair pek çok meselesinin baş hakemi konumundaki kurum, uzun zamandır taktığı at gözlüklerini çıkarıyor.
IMF’nin başta ABD olmak üzere zengin ülkelerin ve Batı merkezli, sadece kendi çıkarlarına hizmet eden ekonomik ortodoksluğun hizmetçisinden ibaret olduğu devir kesinlikle geride kaldı. IMF ekibi, mali yangınların gün be gün yakınında durunca, dünyaya bakışını revizyondan geçirmeye yönelik derin ihtiyacın farkına vardı. Düğmesine basılan değişiklikler, elbette kurumun içinde kapalı kapılar ardında yürütülen son derece hararetli tartışmalara mevzu oluyor. Bununla birlikte kurumun üst düzey ekibinin daha az Amerikalı ve daha az Avrupalı hale geldiğine net biçimde işaret ediyor.
Bu kavganın ön cephesinde IMF’nin Araştırma Bölümü var, burada eski kafalı adamlar (evet, çoğu erkek) ve zengin ülkelerin hükümetleri, yenilikçi düşünürlerle savaşıyor; hatta yeni ekonomik düşüncenin en ileri görüşlü, geleneksele en ters düşen uzantılarını bazı Avrupalı çalışanlar üretiyor. Kanıt olarak, ABD Federal Rezervi’nin (FED) yakınlarda yaptığı yeni tur parasal genişleme (QE3) açıklamasına bakalım. Amerikan perspektifinden, büyük para arzı artışıyla içeride ekonomik büyümenin ve dolayısıyla istihdam yaratılmasının teşviki amaçlanıyor. Ancak bu önlemlerle bu amaçlara gerçekte ne kadar ulaşıldığı ABD’de bile büyük münakaşa konusu.
Tartışmaya gerek olmayan mevzu ise bu önlemlerin, yeni yükselen piyasa ülkeleri üzerinde olumsuz etkide bulunabileceği. ABD ekonomisinin büyüme yönelimli olmasının önemi üzerinde fikir birliği bulunsa da, Amerikalı yetkililerin bu önlemleri karanlıkta el yordamıyla arayıp aramadığı endişe vesilesi. 

Eski IMF ortodoksisi isyanla karşılaşınca 
Her halükarda, yükselen piyasa ülkelerinin boyun eğmesi vakti çoktan geçti. Nitekim Brezilya savunma hattının başını çekmek için öne çıkmış, bu, Amerikalı politika yapıcılarının çoğunu sinirlendirmişti. Bunun sonucunda, pek de sürpriz olmayan biçimde, Amerikan medyasında Brezilya hakkında mebzul miktar olumsuz yayım yapıldı.
IMF’ye bakalım. Boston Üniversitesi profesörü Kevin P. Gallagher’ın belgelediği üzere, ABD’deki para genişlemesinin yükselen piyasa ekonomilerine yayılma etkisine eleştirel gözle bakan bir dizi IMF raporu var.
Mesela IMF, ABD’deki düşük faiz oranlarının, yükselen piyasa ekonomilerine sermaye girişinin artması ihtimalinin yükselmesiyle bağlantısını bulguladı. Bu sermaye girişinin artmasının, para biriminin değer kazanması ve varlık balonlarının şişmesine sebep olduğunu, bunun da ihracatı daha pahalı hale getirdiğini ve yükselen piyasaların iç mali sistemlerini istikrarsızlaştırdığını ilan etti. İlaveten, IMF, bu sorunları defetmek için Brezilya, Tayvan ve Güney Kore’nin yapmaya başladığı gibi, konjonktüre karşı sermaye düzenlemelerinin yürürlüğe sokulmasını tavsiye etme görüşüne ısınıyor. Bu, eski IMF ortodoksisine baş kaldırma anlamına geliyor. Oysa ABD’de özellikle Bill Clinton yönetimi döneminde, hazine bakanları Bob Rubin ve Larry Summers’ın emirleriyle, gelişmekte olan ülkelere dizginsiz sermaye piyasası liberalleşmesini vaaz eden ortodoksinin peşinden şevkle gidilirdi.
Geleneksel inanışa daha da ters düşen bir manevrayla, IMF’nin yeni bir belgesi, yapılması gereken uyarlamaları Güney’deki alıcı ülkelerin omuzlarına yüklemek yerine, başta ABD olmak üzere Kuzey’deki kaynak ülkelerin sermaye çıkışına düzenleme getirmesini savunuyor.
Bu teknik analiz zinciri, bir kurum olarak IMF’nin içindeki zihniyet değişikliğinin altını çiziyor. Karşı dengeyi kuran güçler topluluğunun başını güçlü yeni sesler çekiyor, en önde gelenleri de IMF’nin politika yönlendirme komitesi olarak güçlü konumda bulunan IMFC’nin başına atanan Singapur’un kıdemli Maliye Bakanı Thanman Shanmugaratnam ile Brezilya Maliye Bakanı Guido Mantega.
İkisi ‘küresel yönetişim’ kavramına gerçek hayatta anlam kazandırmayı görev bellemiş durumda. Bu yeni güçlü oyuncular için küresel yönetişim reformu, IMF ve Dünya Bankası’nın kurullarında oy haklarını değiştirmekten çok daha öte anlamlar taşıyor.
Onlar, küresel yönetişimi, küresel ekonomi ve finansın yeniden ayarlanmasının yükünün adil ve eşit paylaşımı için kolları sıvamak olarak görüyor. Faturanın hep yükselen piyasa ekonomileriyle gelişmekte olan ülkelere çıkarılmasını engellemekte kararlılar. Bu geri tepme kampanyası, IMF koridorlarında çelikten bir kararlılıkla sürdürülüyor. IMF’nin asiller locası hangi raporları yağdırırsa yağdırsın, kurum kısa süre öncesine değin fazla ‘sol’ ya da sapkın diye bucak bucak kaçılan fikirleri yayıyor artık. Küresel Güney’den ülkelere daha fazla rol verilmesine direnme diye bir mesele de artık söz konusu olamaz, yoksa borç verenlerin en doğal hakları olarak kontrol etmeleri gereken bir kurumu borç alanlar yönetiyor olur. Oysa küresel ekonomik dinamiklerde öylesine kayma oldu ki, en büyük borç verenler, giderek cavlağı çeken ‘zengin’ dünyanın epey dışında bulunuyor artık. 

Zihniyet değişimi IMF’nin kendi kendine dayattığı ideolojik at gözlüklerini çıkarmasının tüm dünyada kutlanması için pek çok sebep var. FED’in QE3 ve öncül turlarına yönelik geri itme, IMF zihniyetinde önemli bir değişim. Kurum, kimin nasıl uyum göstermesinin söz konusu olduğu savaşlarda çok daha açık görüşlü davranıyor.
Değişim eğiliminin sürmesi ki, her şey buna delalet ediyor, daha iyi küresel yönetişim yolunda çok büyük adım olur. Gerçek değil de gerçeküstü ekonomiye hizmet eden bir sektör haline gelen küresel finans alanında gerçekleşmesi, bunu, çok daha anlamlı kılıyor. Çevirdiği dolapların etkisi nükleer radyasyondan farksız bir endüstriyi dizginlemek açısından temel bir adım atılıyor. (*The Globalist’in yayımcısı, Globalist Araştırma Merkezi Başkanı, eski IMF danışmanı, Radikal’e özel yazı)