Irak anayasasındaki tehlike

Irak'taki tarihi seçim sonuçlarının pazar günü açıklanmasının ardından, kazananların şimdi bir hükümet oluşturması ve anayasayı yazması gerekiyor.
Iraklıların ilk işi başaracakları kesin gibi görünüyor.
Haber: Peter W. GalbraIth / Arşivi

Irak'taki tarihi seçim sonuçlarının pazar günü açıklanmasının ardından, kazananların şimdi bir hükümet oluşturması ve anayasayı yazması gerekiyor.
Iraklıların ilk işi başaracakları kesin gibi görünüyor. Ancak anayasa
yazma işi ülkeyi bölebilir.
Irak'ta asıl kazananlar, milli mecliste koltukların neredeyse yarısını alan Ayetullah Ali Sistani'nin etrafında toplanan Şiiler ve oyların yüzde 26'sını toplayan birleşik Kürt listesi. Bu bile ülkenin etnik ve dini farklılıklarını anlamaya yeter.
Esasında Iraklıların yüzde 80'i, Hıristiyan ve Türkmen partiler de dahil olmak üzere kendi etnik veya dini gruplarını temsil eden partilere oy vermiş bulunuyor. Nüfusun yüzde 20'sini oluşturan Sünni Araplarsa kimliklerini hiç oy kullanmayarak ifade etti. Sadece iki parti kendi etnik veya dini gruplarının dışına çıkarak gerçek bir çağrıda bulundu -geçici Başbakan İyad Allavi'nin partisi ve Komünist Parti. Ancak bunların ikisinin de 'ulusal' olduğu söylenemez; Kürt bölgelerinde hemen hiç oy toplayamadıkları gibi, Arapların oylarının da en fazla yüzde 20'sini alabildiler.
Irak parçalara ayrılmış olsa da bu seçim sonuçlarıyla bir hükümet kurulması nispeten kolay bir iş. Irak'ın geçici anayasasına göre cumhurbaşkanı ve başbakanı seçmek için ulusal mecliste üçte iki çoğunluk sağlanması gerekiyor. Bunun için Şiilerle Kürtler arasında bir koalisyon yeterli. Zaten Kürtler de Şii bir başbakana ve hükümete verecekleri destek karşılığında, cumhurbaşkanlığı ile bazı anahtar bakanlıkları (ve tabii bazı siyasi tavizleri) elde edecekleri bir iktidar paylaşımı teklifinde bulunuyor.
Her ne kadar bazı Şiiler seçimlerdeki üstünlüklerinin ABD'nin yazdığı geçici anayasayı göz ardı etmelerine imkân tanıdığını düşünse de (Bush yönetimi anayasayı bağlayıcı yapmayı ihmal etmişti), bu şekilde davranmaları Kürtlerin Bağdat'tan çekilmesine yol açar ve muhtemelen bölünmeye kadar gider. Kürtlerin istediği çizgiler civarında bir anlaşmaya varılması ise daha olası görünüyor.
Gerek Şiiler gerekse Kürtler Saddam Hüseyin'in Sünni destekli rejiminin kalıntılarını silmek istiyor. İsyana sertlikle cevap verecekler (bunu yaparken ABD'nin oluşturduğu yeni ve etkisiz Irak ordusundan ziyade Kürt peşmergeler ve Şii milisleri kullanacaklardır) ve Baas'ı silme sürecini hızlandıracaklardır. Kürdistan uygulamada zaten Irak'ın geri kalanından bağımsız olduğundan, Kürtler Şiilerin, Irak'ı İslamlaştırma çabalarına set çekmeye uğraşmayacak, buna karşılık Bağdat'ın da kendi işlerine karışmamasını ve petrol zengini Kerkük şehrini kontrol altına alma taleplerine destek vermesini bekleyecektir.
Peki iş bir anayasa yazmaya, karşıt tarafların geçmişteki sorunlarının ötesine geçip tek ve belirleyici bir belge üzerinde anlaşmaya varma sürecine geldiğinde, böyle bir koalisyon işler mi?
Kürtlerle Şiilerin Irak'ın geleceğine dair vizyonları birbirinden kökten farklı. Kürtler laik ve Amerikan yanlısı, siyasi model olarak Batı demokrasilerini kullanıyor. Şiilerse hukuklarını temel kaynak olarak İslam'a dayandırmak istiyor ve her ne kadar ısrarla İran'ın dini yönetim şeklini taklit etmeyeceklerini söyleseler de, İran'ı belli ki dost olarak görüyor, ondan esinleniyorlar.
Örneğin Kürtler kendi bölgelerinde kadınların kaydettikleri ilerlemelerden son derece memnunken, Şii dincilerin anayasaya kızların oğlan çocuklarının yarısı kadar miras hakkı veren dini öğeler eklemek istemesi
gibi sorunlar nasıl çözülecek? Dahası Kürtler ve Araplar Irak fikrine
bağlılığı paylaşan gruplar değiller.
Sünni Araplar hep milliyetçi olmuştur, Şiiler de iktidarda olduklarına göre bundan sonra herhalde milliyetçi olacaklardır. Ancak hiçbir şekilde
Iraklı olmak istemeyen Kürtler, bölgelerinde herhangi bir merkezi otoriteyi yeniden canlandıracak bir anayasayı kabul etmeyecektir.
ABD'nin Irak siyasetinin yeni muhafazakâr mimarları Irak anayasasının oluşturulmasından söz ederken hep, bölünme sorunlarının üstesinden büyük tavizler verilerek gelinmiş 1787 Philadelphia görüşmelerine, yani Amerikan tecrübelerine atıfta bulunuyor. Ancak kimi farklılıklar öyle derin ki, zorlama tavizler Irak'ın parçalanmasını önlemek şöyle dursun, bunu teşvik bile edebilir (zaten Philadelphia'nın kölelik konusundaki tavizinde de olan buydu).
Irak'ın ana öğelerinin tümünün kabul edeceği bir anayasa tabii ki en iyi anayasa olacaktır, Iraklıların bu noktaya asla ulaşamayacağını söylemiyoruz. Ancak Iraklı liderler (ve Bush yönetimi) dikkatli davranarak, tüm kırılganlığına rağmen hâlâ işbaşında bulunan hükümeti yok etmemek için, anayasayı kabul ettirme çabalarında aşırıya kaçmamaya özen göstermeli.
Irak'ın en bölücü iki meselesi olan Kürdistan'ın statüsü ve İslam'ın ülkedeki rolü konusunda geçici bir anlaşma sağlanabilir: Kürdistan
zaten fiilen bağımsız, Şiiler de İslam hukukunu sadece ülkenin kendilerine ait bölgesinde uygulayacak. Bir Şii-Kürt koalisyon hükümeti böyle bir düzenlemeyi hayata geçirebilir. Din ve Kürtlerin hakları konusunda uzun uzadıya bir anayasa kavgası ise, Irak'ı parçalar.
(Kürt uzmanı eski diplomat, Washington'daki Silah Kontrolü ve Silahsızlanma Merkezi üyesi, 14 Şubat 2005)