Irak gün yüzü görmedi

Bush, Saddam Hüseyin'i devirmekle Irak'ı demokratik bir anayasayla yönetilen birleşik bir cumhuriyet haline getireceğini düşünüyordu. Fakat görünen o ki Irak'ı çözülmenin eşiğine getirdi.
Haber: HAROL MEYERSON / Arşivi

Bush, Saddam Hüseyin'i devirmekle Irak'ı demokratik bir anayasayla yönetilen birleşik bir cumhuriyet haline getireceğini düşünüyordu. Fakat görünen o ki Irak'ı çözülmenin eşiğine getirdi. Irak'ın topyekûn bir iç savaşa sürüklenmek üzere olduğunu söylemiyorum, ancak böyle bir ihtimalin varlığı da inkâr edilemez. Bütün bir ülke, felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlığın kıyısında görünüyor. Ulusal Meclis yeni düzenin esaslarını belirlemeye çalıştıkça, ülkenin üç ana alt grubunu bölen farklılıklar da o oranda artıyor.
Bağdat'ta hararetle tartışılan meseleler hiç de yabana atılır gibi değil. Yeni Irak'ın bir federasyon olup olmaması konusunda anlaşamıyorlar. Kürtler kuzeyde, Şiiler güneyde geniş özerklik istiyor, Sünniler ise daha birleşik bir ülkeden yana. Yeni cumhuriyetin İslami olup olmaması, önde gelen din adamlarının ulusal hukukun üzerinde olup olmaması konularında da hiçbir uzlaşma yok. Petrol gelirlerinin üç grup arasında bölüşümü ise başlı başına çetrefilli bir konu. Yanı sıra Kürtlerin ayrılma hakkının anayasada tanınıp tanınmayacağı sorunu var.
Kısacası, yeni cumhuriyetlerinin temellerinin ne olması gerektiği üzerinde anlaşamıyorlar. Ve bu mesele daha sarih ifade edildikçe, anlaşma ihtimali de azalıyor.
Zorluklar biliniyordu
Bu anlaşmazlıklar öngörülemez değildi. Savaş başlamadan önce, Bush'un kararını tenkit edenler (buna Dışişleri Bakanlığı ve CIA'deki bazı çevreler de dahil), Saddam Hüseyin'i devirmenin nispeten kolay, Saddam sonrası bir Irak'ı inşa etmenin ise son derece zor olacağını savunuyordu. Bush'un yandaşları ise Irak'ın büyük oranda laik bir ülke olduğunu, Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin barış içinde yaşadığını ve birbirleriyle evlilikler yaptıklarını söylüyorlardı. Tamamen haksız da değillerdi, fakat aynı tez, soykırım raddesinde bir çözülmeye uğramadan önce Tito'nun Yugoslavyası için de öne sürülebilirdi. Saddam Hüseyin'in haydutokrasisinin yumuşattığı derin husumetleri ve büyüyen köktendinciliği gözden kaçırdılar ve Saddam bir kez devrildiğinde, düşmanlık da patladı.
Gerek Bush yandaşlarının gerekse karşıtlarının öngöremediği şey, Amerikan yönetiminin Saddam sonrası Irak'ta asayişi sağlamak konusundaki kararsız ve kayıtsız tutumuydu. Muteber bir merkezi otoritenin yokluğunda, Irak'ın parçalanması zaten açıkça kendisini gösteren bir olguydu. Vaktiyle laik olan Basra şimdi İran'a sempati besleyen bir din adamı tabakası tarafından kontrol ediliyor, kentin dört bir yanında Ayetullah Humeyni posterleri asılı. Irak hükümet yetkilileri teröristlerden, kendi aşiretlerinden seçtikleri muhafızlar aracılığıyla korunuyorlar. Ve ulusal bir cumhuriyet inşa etme çabaları sarpa sararsa, Amerika'nın onca umut bağladığı Irak ordusunun iyi silahlanmış milis fraksiyonlarına bölüneceğini tahmin etmek güç değil.
Peki, iç savaş olsun olmasın, Şii İslami bir güney, Kürt bir kuzey ve şiddet ve kaosun pençesindeki bir Sünni merkez arasında bölünmüş bir Irak'ta ABD güçlerinin rolü tam olarak ne olacak? Misyonumuz ne? Hangi tarafı tutacağız? Bu sorular göz önüne alındığında, Bush yönetiminin Amerikan tarihindeki en büyük (ve en tuhaf) askeri felakete ve dış politika başarısızlığına çok yakın olduğu görülebilir. Vietnam'da kaybettik, ona şüphe yok, fakat Vietnam'a müdahale etmemiz, Komünistlere gidecek olmasından kaynaklanıyordu. Ancak Irak'ın muhtemel çözülmesi, Bush'un tek yanlı müdahale ve işgal kararının doğrudan bir sonucu.
Büyük kaynakları ve çok sayıda insanın hayatını feda ederek elde ettiğimiz şey, Irak'taki hayatı bir cehennemden çıkarıp bir başka cehenneme atmak oldu. İşler benim karamsar tahminimi boşa çıkarabilir elbette. Fakat şu an için, terörist faaliyetlere zemin oluşturan ve İran'a yakın bir molla alt devletini ortaya çıkaran bir olaylar zincirini tetiklememiz daha güçlü bir olasılık. Geçen hafta ABD güçleri kimyasal silah deposuna benzeyen bir yer buldu, fakat buradaki malzemelerin Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra arzı endam eden isyancılar tarafından alınıp götürüldüğü anlaşıldı. Yani tam da önlemek için müdahale ettiğimiz tehlikeleri, yine kendi ellerimizle yaratmış durumdayız. (17 Ağustos 2005)