Iraklılar emin adımlarla

Talabani'nin çarşamba günü parlamento tarafından Irak'ın ilk seçilmiş devlet başkanı olarak iş başına getirilmesi, beklenmedik bir gelişme değildi.

Talabani'nin çarşamba günü parlamento tarafından Irak'ın ilk seçilmiş devlet başkanı olarak iş başına getirilmesi, beklenmedik bir gelişme değildi. Ancak seçimin böyle önde gelen bir Kürt'ten yana olması, 30 Ocak seçimlerinin ardından, Irak'ın demokratik yürüyüşünün ikinci önemli adımı. Yeni Irak Devlet Başkanı ile iki yardımcısının ilk resmi icraatlarından biri de dün, eski bir Şii sürgün olan İbrahim Caferi'yi başbakanlığa atamak ve kendisinden hükümeti kurmasını istemek oldu.
Irak'ın siyasi parti ve fraksiyonları haftalardan beri yeni yönetimin şekli üzerine tartışmaktaydı. Yeni hükümet öncelikle asayiş sağlamalı ve Kürt özerkliğinin derecesi ve etnik çeşitliliğe sahip petrol zengini Kerkük şehrinin durumu gibi meselelere yanıt verecek bir kalıcı anayasa yazmalı. Hükümetin kurulmasında yaşanan gecikme, akıllarda Iraklıların bu işe hazır olup olmadığı sorusunu doğuruyordu. Ancak en üst mevkilerdeki boşlukları, hem de uzlaşma sağlayarak doldurmakla Iraklılar, demokrasinin işleyişini ne kadar hızlı öğrendiklerini ispat etmiş oldu.
Bu iki koltuğun doldurulması (ve başkan yardımcıları Şii Adil Abdülmehdi ile Sünni Gazi Yaver'in atanması), siyasi yapılanmanın ana hatlarıyla ortaya çıkmış olduğunu ve Irak Kürtlerinin çabalarını fonksiyonel ve federal bir devlet için harcayacağını gösteren olumlu bir işaret. Peşmergelerin milis kuvveti olmaya devam etmesinde anlaşma sağlansa da, bazı kısıtlamalar getirilmesi bir başka uzlaşma örneğiydi.
Talabani öteden beri tanınmış bir sima. Ahmed Çelebi gibi benzerleriyle birlikte Talabani, Saddam'ın son dönemlerinde Irak Ulusal Kongresi bayrağı altında bir araya gelmiş muhalif hareketin kilit parçalarından biriydi.
Bu kişilerle pek çok kez 'sürgün' sıfatıyla alay edilmiş, savaş sonrasında ülkeyi yönetmeye uygun olmadıkları iddia edilmişti. Ama şimdi ikisinin de öneminin bizzat seçimlerle artırılmış olması, CIA, dışişleri ve medyanın bir başka hatasına işaret ediyor. (Başyazı, 10 Nisan 2005)