Irak'ta anayasa sancısı

Bir anayasa başarılı olursa, anayasayı hazırlayanlar ileri görüşlü payesini alır. Zira gelecekteki zorlukları önceden tahmin edebilmiş ve o zorluklarla, kendi kendine işleyen bir makine yaparak, ustalıkla başa çıkabilmişlerdir.
Haber: Noah Feldman / Arşivi

Bir anayasa başarılı olursa, anayasayı hazırlayanlar ileri görüşlü payesini alır. Zira gelecekteki zorlukları önceden tahmin edebilmiş ve o zorluklarla, kendi kendine işleyen bir makine yaparak, ustalıkla başa çıkabilmişlerdir. Fakat anayasa hazırlamak, hiç de felsefi ve sürtüşmesiz bir iş değildir; ilahi bir güç değildir neticede anayasaları yapan. O anın acil siyasi kaygıları hâkimdir; bir yandan da, ya anayasa onaylanmazsa, ya ardından ulusal bir çöküş yaşanırsa korkuları söz konusudur.
Bugün Bağdat'ta, aynı 1787'de Philadelphia'da olduğu gibi, anayasa yazmak at pazarlığı, doğaçlama, çekişme ve sürünceme anlamına geliyor. Irak'ın anayasal sürecinin tamamlanması için saptanan ilk takvimin sonuna yaklaşılırken (geçici parlamentonun bir taslak metni 15 Ağustos gibi onaylaması planlanıyordu) anayasa komitesi üyelerinin paçasının tutuştuğuna kuşku yok. Birbirleriyle telaşlı pazarlıklar yapıyor, toplantıları terk ediyor, ültimatomlar veriyor ve kamuoyunun birleşik bir devlete yönelik yeni tasarımlarını bağrına basacağı konusunda kumar oynuyorlar. Bütün bunlar olurken, suikasta uğrayan mesai arkadaşlarının akıbetinden kaçınmaya çalışıyorlar.
ABD örneği
Bu gergin koşullar altında, sürüncemede bırakmanın en geçer akçe olması anlaşılabilir bir durum. Anayasa ihtilaflı konularda ne kadar az şey söylerse, onaylanma ihtimali de o kadar artacak. Barış koşulları altındaki Philadelphia'da bile anayasayı hazırlayanlar 'kölelik' kelimesini metnin dışında tutmuş, meseleyi lafzi olarak görmezden gelmeyi tercih etmişti (metinde, 'Bu tür insanların göç ettirilip ülkeye getirilmesini kabul edip etmemek, bugün mevcut her eyaletin kendi kararına bağlı olacaktır; Kongre 1808'e dek bu yöndeki uygulamaları yasaklamayacaktır' ifadeleri yer alıyordu). Köle ticaretini 20 yıl daha garanti etmek, anayasa kumarının klasik örneklerinden biriydi. Bu tür muğlak tavizler, her ne kadar neticede iç savaşı önlemeyi başaramadıysa da, ABD'ye 70 yıldan fazla zaman kazandırdı.
Iraklılar için odadaki fil, hükümet ile din arasındaki ilişki: Irak aynı zamanda hem demokratik hem de İslami bir devlet olabilir mi? Geçen yılki geçici anayasayı hazırlayan Iraklılara danışmanlık yaptığım dönemde, bu çetrefilli soru metni yazanları neredeyse son dakikaya kadar meşgul etmişti. Yeni anayasanın dışarı sızan kısımları, ki hâlâ tartışmaya ve revizyona açık durumda, meselenin eskisinden de içinden çıkılmaz hale geldiğini gösteriyor. Bütün vatandaşlar için eşitlik garanti ediliyor, fakat evlilik, boşanma ve miras için İslam hukuku öneriliyor. Elbette İslami aile hukukunun bazı unsurları cinsler arası eşitliğe vesile olabilir; bu ihtimali göz önünde tutan bir taslağın, iki taraf arasında ihtilaf durumlarında dinin takdir hakkını eşitlikten yana kullanacağını vurguladığı söyleniyor.
İslam ile demokratik eşitliği uzlaştırmak yönündeki bu insanüstü çabalar, Irak'ın müstakbel yasa koyucuları ve hâkimleri açısından şunu garanti ediyor: İslam'a 'bir hukuk kaynağı' veya belki 'bir ana kaynak' muamelesi yapmanın ne anlama geldiğine er geç karar vermek zorunda kalacaklar. İçinde bulunduğumuz dönemde ise Irak'ın dinsel kimliğini, bir yanda din adamlarını öbür yanda laik örgütleri küstürmeksiniz ele almak mümkün değil.
Bu arada, aynı Philadelphia'da olduğu gibi, ulusal parçalanma heyulası da Iraklı müzakerecilerin aklından hiç çıkmıyor. Kibarca 'federalizm' olarak adlandırılan Kürt özerkliği, muhtemel bir anayasal uzlaşmanın önündeki en büyük engel olabilir. Birçok Iraklı Arap, Kürtlerin kendileri için yürüttükleri fiili özyönetime şöyle bir yakından baktığında, önce neye uğradığını şaşıracaktır. Öte yandan tartışmalı Kerkük kenti ve petrol yataklarının kime ait olacağı meselesini, anayasa onayını tehlikeye atmayacak bir biçimde çözüme kavuşturmak da mümkün görünmüyor. ABD Anayasası'nda olduğu gibi 'bölünme' kelimesi anayasada zikredilmeden bırakılacak; bu da gelecekte siyasetçilerin bu suskunluğu Kürdistan'ın kendi devletini kurmasına izin verdiği veya yasakladığı biçiminde yorumlamasına imkân tanıyacak.
Fakat meselenin dip noktası şu: Köleliğe itiraz eden, fakat birliği de daha fazla gözeten Kuzeyliler gibi, Iraklı Arapların da Kürt taleplerine kapıyı açık tutan muğlak bir üslubu kabul etmekten başka seçenekleri yok. Kürtler yabana atılmayacak bir askeri güç ve ABD'nin de sıkı müttefiki; kendi kendilerini yönetme hakkını kim onların elinden alabilir? Federalizm her halükârda merkezi yönetim ile eyaletlerin hakları arasında bir gerginlik doğurur. Yani Iraklılar, muğlak düzenlemelerin bölünmeye ve iç savaşa yol açmayacağı konusunda kumar oynamak zorunda. Bir halkı huzursuzluk ve sürtüşme içinde yaşamaya mahkûm eden bir anayasanın istenmeyen sonuçlar doğurması ihtimali çok daha fazla çünkü. Philadelphia'lı çiftçiler haklar bildirgesini terk etmeye karar vermişti, zira bazı hakların zikredilmesinin diğer hakların olmaması anlamına geldiğinden kaygılanıyorlardı. Fakat anlaşmaları onaylayacak eyaletler belli garantiler üzerinde ısrar edince, ilk Kongre de çalışmaya koyuldu. Neticede bugün sahip olduğumuz 10 madde, döneme özgü siyasi kaygılardan ziyade evrensel ilkeleri daha fazla yansıtır görünmekte.
Iraklılar için çok da uzak olmayan bir gelecekte umulmadık sonuçlar söz konusu. Fakat o noktaya varmak, mahkemelerin çetrefilli yorum meselelerine, ilk yasa yazarlarının hiç tahayyül edemediği yollardan çözüm getirdiği bir zemine ulaşmak, geçmişte demokrasi ve anarşi güçlerini, sanki hangisinin galebe çalacağını görmek için dizginsiz bırakan koalisyon bir yana, bizzat Iraklılar için muazzam bir başarı olacak. Eğer müstakbel bir Irak Yüksek Mahkemesi, sonuçta Irak'ı İslami bir cumhuriyet veya laik bir demokratik devlet olarak ilan ederse, kafası karışık, kuşatılmış, cesur ve insan olan kurucuların hangisini niyet ettiğinin pek de anlamı kalmayacak. Böyle bir karar, ne yönde olursa olsun, ülkeyi kimin yöneteceği sorusunu, şiddetin alanından çıkarıp, anayasal siyaset ve onun insan yapısı, meşru alanına sokarak cevaplayacak ve böylece hayati bir meseleyi çözmüş olacak. Iraklılar enerjilerini kendinden menkul bir çekişme içinde heba etmekten vazgeçtiklerinde, kurucu babaları ve anaları gözlerine birer dâhi gibi görünecek. (New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü, 31 Temmuz 2005)